711 yılında Tarık bin Ziyad'ın şanlı zaferiyle açılan perde 1492 yılında son hükümdar Ebu Abdullah'ın şehri terk edişinde yaşlı gözleriyle Granada'yı seyrederken kapanır.
Endülüs Hz. Peygamberin vefatından 81 yıl sonra fethedilir ve 781 yıl Müslümanların yönetiminde kalır.
Hz. Muhammed (s.a.v.)'in vefatının üzerinden 100 yıl geçmeden Şam'da oturan İslam halifesi, doğu sınırları Çin'e batı sınırları Fransa ve Portekiz'e dayanan çok geniş bir coğrafyaya hükmediyordu.
Müslümanlar İspanya, Portekiz, İtalya, Kıbrıs ve Fransa'nın bir bölümünü içine alan, Avrupa'nın büyük bir kısmını ele geçirdiklerinde buralarda çok önemli ilmî ve kültürel değişiklikler meydana gelmiştir.
İslâm medeniyetinin Avrupa'yı aydınlatışı iki önemli merkez vasıtasıyla gerçekleşmiştir. Biri, iki asra yakın İslâm hakimiyetinde kalmış olan İtalya'nın Sicilya adası, diğeri de sekiz asır İslâm hakimiyetinde kalan İspanya (Endülüs).
İslâm'ın Avrupa'yı aydınlatması Rönesans'a kadar devam etmiş, Rönesans'ın ve aydınlanmanın sebebi İslâm kültür ve medeniyeti olmuştur.
Zira o devirde Kurtuba, Sevilla, Palermo ve Granada gibi İslâm hakimiyetindeki şehirlerde ilim ve kültür meşaleleri parlarken, Londra, Paris, Roma gibi diğer Avrupa şehirleri karanlık dünyalarında ve cehalet denizinde yüzüyorlardı.
1000'li yıllarda bir milyondan fazla insanın yaşadığı Kurtuba, Bağdat ayarında medeni bir şehirdi. Şehirde 200.000 ev, 60 saray, 600 cami, 700 hamam, 17 üniversite ve 70 halk kütüphanesi vardı.
Endülüs şehirlerinde "Sokaklar taş döşeliydi, bugünkü gibi kaldırımlar vardı ve geceleyin de aydınlatılırdı.
Suyolu yapılarak Kurtuba'da, sokak çeşmelerine, evlere ve bahçelere bol su verilmişti.
Başşehirde büyük ve zengin bir kütüphane kurulmuştu. Buradaki yazma eserlerin sayısının 400.000'i bulduğu ifade edilmektedir. Bu kütüphanenin sadece kitap adlarına göre yapılmış olan kataloğu 44 cilt tutmaktaydı.
Endülüs'te dil, edebiyat, din ve diğer içtimaî müesseselerinin tesir ve cazibesi o derece büyük oldu ki fiilen İslâm dinine girmiş olmamakla beraber şehirlerde yaşayan Hristiyan ahalinin çoğu Müslüman vâri bir hayat yaşıyordu".
Avrupalı krallar da memur ve müşavirlerini Müslümanlar arasından seçiyor, Şam ve Bağdat'tan gelen ulemaya büyük değer veriyorlardı.
Bilhassa II. Roger ve II. Frederick, Müslümanlara benzer bir hayat sürüyor, Müslümanlar gibi giyiniyor ve onların hayat tarzını taklit ediyorlardı.
Endülüs'teki İslâm medeniyeti Avrupa'dan çok, çok ileride olduğu gibi Doğu İslâm dünyasından da geri değildi. Başşehirde kurulan Kurtuba Üniversitesi, o devir dünya üniversiteleri arasında en yüksek mevkilerden birine ulaşmış bulunuyordu.
Bu üniversite hem Kahire'deki el-Ezher ve hem de Bağdat'taki Nizamiye medreselerinden daha önce kurulmuş olup sadece İspanya'dan değil, Avrupa, Afrika ve Asya'nın diğer bölgelerinden de "Müslüman olsun, Hristiyan olsun" öğrenciler akın etmekteydi.
Avrupalılar bu üniversitelere öğrenci göndermişler ve bu öğrenciler Arapçayı öğrenerek İslâm medeniyetinin mahsulü olan eserleri Latinceye tercüme etmişlerdir.
Bütün bunlar Müslüman İspanya'da olurken aynı asırda Hristiyan Avrupa'da çoğunluğu kilise mensubu pek az kimse ancak bazı bilgi kırıntılarını elde edebilmiş durumdaydı.
Müslümanlarda İ'lâ-yı Kelimetullah anlayışı devam ettiği sürece ilerleme devam etmiş, bittiği yerde de geri çekilmek üzere duraklamışlardı.
Daha sonra da bu ihtişamdan geriye birkaç tarihi bina dışında bir şey kalmamış, ne var ne yoksa hepsi tek, tek elden çıkmıştır.
Endülüs yeniden Hıristiyanların eline geçince her şey yakıldı, yıkıldı. Cami kütüphane, hamam... gibi İslâm medeniyetinin işareti olan her şey ya tahrip edildi ya da Hristiyan binalarına dönüştürüldü.
Halbuki Müslümanların, hakimiyetleri altında tuttukları 8 asır boyunca Endülüs'de Hristiyanlık ne kökünden kazındı, ne de baskı altında tutuldu. Hakimiyet onlara geçince Müslümanlara her türlü işkenceyi reva gördüler.
Avrupa'yı aydınlatan ve Rönesans'ın temellerini hazırlayan Endülüs'de, 8 asır gibi uzun bir müddet ayakta kalan İslâm medeniyeti, 10 yıldan daha kısa bir zaman zarfında yok edildi.
Endülüs, o parlak devrine bir daha ulaşamadı. Kurtuba, Saragossa, Sevilla gibi şehirler kültür ve bilim merkezi olmaları sebebiyle İslâm hakimiyeti devrinde bütün dünyaca tanınan şehirlerdi. Bugün ise, Müslümanların bıraktığı sanat ve kültür eserleri sayesinde birer turistik ve tarihî şehirler olmaktan öteye geçememektedirler.
Şu da bir gerçek ki, İspanya'nın Müslümanların elinden çıkışı, sadece Avrupa'nın ilim ve teknolojide Müslümanları geçmesinden ve askerî üstünlüklerinden olmamıştır. Bu parlak medeniyeti kuranların torunları, kendi inanç köklerinden uzaklaştılar, geçmişlerine layık olamadılar. Müslümanların parçalanış ve dağınıklığını gören Avrupa; Hristiyan birliğini, kurarak Endülüs medeniyetini ortadan kaldırdı.
Bugün İspanya'ya dönüp baktığımızda geçmişin izlerinin tamamen silindiğini görüyoruz.
Kendi tarihimizde de durum farklı değil. 1974 Kıbrıs zaferi dışında 300 yıldan beri sürekli geri çekilmişiz; Avrupa ve Balkanlardan sökülüp atılmışız.
Şimdi tam bu noktada şu sorulara cevap arayalım;
İstanbul kaç yıldan beri bizim?
Cevap: 558 yıl.
Endülüs kaç yıl Müslümanların yönetiminde kaldı?
Cevap: 781 yıl.
Osmanlı'nın toplam ömrü 624 yıl (1299-1923) olmuştu.
Büyük Selçuklunun ömrü 117 yıl. (1040-1157)
Demek ki Endülüs, Osmanlı ve Selçuklu'nun toplamından 40 yıl daha fazla yaşamış.
Bugün Endülüs'te Müslümanların yerlerinde yeller esiyor.
Asıl soru şu: Müslümanları Avrupa'dan ve Balkanlardan söküp atan Batılılar, bizi nereye kadar sürmeyi hedefliyorlar?
Batıyı durdurmak için "hoşgörü"lü ve "laik" olmak dışında bir projeniz yok mu sizin?


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



