Endülüs İber tarihinin en parlak dönemi. İslam medeniyetinin sekiz asır yaşandığı yeşil ada. Latinlere göre Afrika Pirenelerin güneyinde başlar. Yani Klasik Avrupalı, İber yarımadasına farklı bakar.
Tarık bin Ziyad'ın Endülüs'e çıktığı 711'den 1610 yılına kadar önce eğemen, sonra da asırlarca Müdeccen ve Morisko yaftasıyla ezilen, asılan kovulan ve mü'minlerin insan safarisiyle kovalandığı bir İslam ülkesidir.
Katoliklerde yıkanmayı reddeden mezhepler-meşreplerin karşısında Endülüs Müslümanları için arınmak bir hayat biçimidir. Temizlik imanın yarısıdır. Endülüs'te Katolikler hayret ederler: "Şu Müslümanlar ne acayip insanlar: Kışın bile yıkanıyorlar!"
İslam bir coğrafyaya bir kere girmişse, o ülke kıyamete kadar Darul İslam'dır.
Cahil Avrupa'ya aydınlanma çağı Kurtuba Üniversitelerinin armağanıdır. 1453 yılında İstanbul Osmanlılar tarafından fethedilince, Doğu Roma İmparatorluğu tarihe karışıyor. Endülüs'te son Müslüman şehir devleti olan Gıranada'da şenlikler düzenlendi. Evlerde, sokaklarda, ulu camilerde yıllar boyu heyecanla konuşulan İstanbul'un fethi oldu. Granada, yılda bir kere kuşatılan şehir halkı için ve Birleşik Krallığın baskısı altında yaşamaya mecbur olan vaftizden geçirilen Moriskolarla ve her sabah zor günlere gözünü açan Müdeccen Müslümanlar için Osmanlı kurtarıcı bir umut ışığı oldu.
Fatih Sultan Mehmet, Endülüs Müslümanlarını hürriyetlerine kavuşturmak için Vatikan bataklığını kurutmak üzere orduyu hazırladı. Bu büyük seferin nereye yapılacağını hiç kimseye söylemedi. Yürüyüş sırasında Gebze Hünkâr Çayırı'nda hekimbaşı Yahudi'den dönme Yakup Paşa tarafından zehirlenerek şehit edildi.
Fatih Mehmet'in 1481 yılında ve 52 yaşında vefatıyla Granada Müslümanları tam anlamıyla sahipsiz kaldı. Vatikan'ın projesi olan Aragon ve Kastilya kral ve kraliçelerinin evlenmeleriyle Granada'ya karşı Birleşik Krallık orduları güçlendi. Sadece on yıl sonra Fernando ile pasaklı İzabel'in ısrarlı hücumlarıyla Granada bir yazılı anlaşmayla teslim olmak zorunda kaldı. Böylece İber yarımadasında yedi asırdan beri varlığını sürdüren son İslam kalesi olan Granada 1492 yılında düştü. Bu tarihten sonra İspanya Birleşik Krallığı'yla dünya denizlerinde tam bir asır süren üstünlüğüyle diğer sömürgeci ülkelerin rakibi oldu. Hatta daha önce kurduğu üzerinde güneş batmayan Sömürge imparatorluğuyla İngilizlerin en büyük rakibi oldu. Önce Uzakdoğu ve özellikle Filipinlerden, sonra da orta ve güney Amerika'dan gemiler dolusu altın Avrupa'ya akmaya başladı.
Granada düştükten sonra Endülüs Müslümanları asırlarca sahipsiz ve korumasız kaldı. Dünyada ilk defa ikna odaları ve yasaklamalardan sonra Engizisyon uygulamalarına rağmen Endülüs Müslümanları dinlerinde sebat ediyordu. İbret için her yıl onlarca Müslüman şehir meydanlarına yığılan odunların üzerinde bir dal çıra gibi çığlık-çığlığa yakıldı. Binlerce insan işkenceyle öldürüldü. Bugün Kurtuba çarşısında ziyaretçilere açılan İşkence Müzesi timsahın gözyaşlarıdır. Malına-mülküne, tarlasına, sürülerine el konulan Müslüman aileler gemilere doldurulup kuzey Afrika'ya sürüldüler.
Aynı günlerde İspanyol denizcileri orta Amerika yerlilerinden İnka, Maya ve Aztek halkına, ellerindeki altınları aldıkları halde geniş çaplı bir soykırım uyguladılar.
Köprünün altından çok kanlı sular aktı.
İkinci cihan savaşından önce General Franko yönetiminde çıkan iç savaşta birbuçuk İspanyol birbirini öldürdü.
Allah'ın planı galip geldi. Hidayet nasip olan Fransa'dan Roger Garaudy, İskoç İan Dallas, Abdulkadir Essufi'ye ve dedesi haham olan Viyana Yahudisi Leopold Weis Muhammed Esed'e yükselince Endülüs'te İslami hizmetler hızlandı.
Lehulhamd bugün İspanya'nın her şehrinde aslına rücu' eden din kardeşlerimiz yaşıyor. Kırk milyon nüfusu olan İspanya'da iki milyon köklerini arayıp bulan ve ülkeye göç eden Müslümanlardan oluşuyor.
Bugün İspanya; yalnız sadizmin pratiği olan boğa güreşleri, porto şarabı, yüzbinlik Barnabeo stadında oynanan maçlar, Flamingo ve samba ülkesi değildir.
Endülüs'te kılıç artığı İslami eserler bizi bekliyor. Sütunlar, ezana hasret minareler, taşlar, yamaçlar, burçlar, yeni yeşeren mescitler, daha da önemlisi Vizigot ve Hispano-romen kökenli Müslüman kardeşlerimiz bizleri bekliyor.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



