Türkleri ve Kürtleri Hıristiyanlaştırma çalışmaları
Yaklaşık bir asır öncesinden devreye konulan, ancak son 25 yılda hız verilen dehşetli bir plandan bahsetmek istiyorum. O plan da şudur: “Türkleri ve Kürtleri Hıristiyanlaştırmak...” Bu plânın arkasındaki komitenin beyin ekibi Yahudilerdir. Onlara göre; dünyayı ele geçirmeleri için, İslâmiyetin başlangıcından beri, bu yegâne Hak dînin yılmaz müdâfiî olmuş bu iki kavmi ruh cephesinden öldürmeleri şarttır. Bunun için: a) Bu iki kavim mümkün olduğunca İslâmiyetten uzaklaştırılacak b) Aralarında hurafeler ve bid’atlar yaygınlaştırılacak c) Hoşgörü, dinlerarası diyalog, medeniyetler ittifakı vs. denilerek Hıristiyan camiâyla yakınlaşma temin edilecek d) Türkler ve Kürtler mürted hale getirildikten sonra Hıristiyan olmaları için çalışılacak...
Yakın tarihi bilenler bu planın bazı detaylarını çok iyi bilir. Cumhuriyetin ilk yıllarında bazı politikacılar, “Anayasaya devletin dini Hıristiyanlıktır” yazalım diyorlardı. Hatıralarında böyle bir tartışmaya denk geldiğini belirten Kâzım Karabekir Paşa, devrin önde gelen politikacılarına şöyle dediğini nakleder: “Bu millet İslâmiyete bağlılığıyla zaferleri kazandı. Allah muhafaza eylesin, yarın, yine düşmanla savaşmaya mecbur kalırsak, bu milleti hangi güçle savaştıracağız. Lütfen bu milletin dinine dokunmayın!”
Ne var ki, Türkleri ve Kürtleri İslâmiyetten koparma plânını yapan komite, elini bu iki unsurun yakasından çekmeyecekti. Bilhassa 1940’tan sonra Doğu ve Güneydoğu bölgesine “turistik gezi (!)” ve “arkeolojik kazı yapma” bahanesiyle misyonerlerin doluştuğu görülür. Bunların örtülü veya alenî biçimde yaptıkları propagandaların özeti şudur:
“Siz Kürtler Hıristiyan olduğunuz takdirde bütün Avrupa sizleri tanıyacaktır. Böylelikle bağımsız bir devletiniz olur.”
Menfî ırkçılık damarını kabartarak, bu zehirli fikri şırınga edenler, kardeşi kardeşten ayırmak için dehşetli oyunlar ve provokasyonlar tezgahlamaktan çekinmeyeceklerdi.
Öncesini bırakın, Anadoluya gelişten itibaren Türkler ve Kürtler hep el ele, omuz omuza vermiş, birlikte cihad etmiş, fetihten fetihe koşmuş; en son Çanakkale’de, Kurtuluş Savaşı’ndaki bütün cephelerde omuz omuza Haçlı sürülerine karşı savaşmışlardı. İslâmiyet, birliğin, kardeşliğin çimentosu idi. İslâmiyeti aradan kaldırdınız mı, ortada ne birlik kalırdı, ne de dirlik...
Binler kere yazıklar olsun ki, şimdi bazı kimselerin bu dehşetli tuzağa düştüklerini, bazılarının bu dehşetli oyunun sözcülüğünü yaptığını görmekteyiz. Mehdi Zana’nın, “Kürtler Müslüman olmakla kaybettiler” demesi gibi. (19 Mart 2007, Hürriyet. Ahmet Hakan’ın köşesinden...)
Doğu ve Güneydoğu bölgesinde bazı nüfuzlu kimselere UNESCO kesesinden veya, başka kaynaklardan külliyatlı miktarda paralar verildiği söylenmektedir. Onlardan istenen şudur: “Siz dinde cihad yoktur, deyiniz. Veya en azından bu hususta sessiz kalınız.” Bu, “önce durdur, sonra vur!” planının uzantısıdır. Irak’ta da böyle yaptılar. Bir avuç dolarla bazı hâin başları satın aldılar. Daha sonra, “Bu hâinlerden bize de zarar gelir” diyerek onları öldürdüler.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için



