“Çünkü, o makam bütün Türkiye’nin dünyaya temsil edildiği bir makamdır... Bu şekilde siyasallaştırılmış bir görüntüyle çok yanlış olur…”
-Em. Paşa H.Özkök-
Hatırlanacağı üzere, 22. Dönem Milletvekilleri 11.Cumhurbaşkanı’nı süresi içerisinde seçemedi. Bundan dolayı da Anayasa buyruğu gereği, TBMM, derhal kendini yenileme, yani “hemen genel seçim” genel seçime gitti. 22 Temmuz seçimleri işte böyle bir beceri ve başarı yoksunluğunun neticesidir.
22 Temmuz seçimleri, bilindiği üzere “TBMM’ni derhal yenileme” seçimleri idi. Ne var ki, seçim öncesi, seçim ortası, seçim sonrası tüm günlere damgasını vuran “Cumhurbaşkanlığı Seçimi” olmuştur.
Bu süreç içerisinde neler tartışılmadı ki!?... İncir çekirdeğini bile doldurmaya kifâyetsiz ne lakırdılar edilmedi ki!?... Elbet de “sadra şifa” sözler de söylendi. Prof. Dr. Necmeddin Erbakan Hocanın, televizyon, meydan ve salon toplantılarındaki sözleri “sadra şifa” sözlerdi, ne yazık ki yeterince değerlendirilemedi.
Diğer yandan, “Herkesin bir anha sı var, minhâ sı var…” fehvâsınca, herkes kendi hesabını dillendirdi; “ve illâ başörtüsü…”
Bir süreden beri sessiz kalan eski Gnl. Kur. Bşk. Hilmi Özkök de, inanç değerleriyle ilgili konuya yeniden müdahil oldu.
Hatırlanacağı üzere, Özkök Paşa –ki o günlerde nedendir bilinmez- kimi çevrelerce ‘en demokrat paşa’ olarak takdim ediliyordu. Tam da bu takdimin arkasından Paşa, demokrasiye-hukuka, Milletin temel değerlerine… bakışını ve onların değerlendirilmelerine dâir “özde” ki kabulünü, mütedeyyin insanların hassasiyetlerini hiç de kale almaksızın ifade etmekte bir beis görmemişti. Fazla gerilerde değil, bundan iki sene kadar önceydi, hiç de üzerine vazife olmayan bir hususta beyanda bulunmuş, başında bulunduğu kuruma toplumsal bakışı -bize göre- olumsuz etkilemişti. Hem gereksiz, hem isâbetsiz, hem de mütedeyyin çevreleri – ki bu çevreler asker ocağını ‘peygamber ocağı’ sayacak kadar o ocağa muhabbeti olan çevrelerdir- rencide etmiştir. Emk. Paşaya göre: “Türkiye bir İslâm ülkesi değildir.” Paşa hazretleri, “Türkiye Cumhuriyeti Devleti, İslâm Devleti değildir” deseydi; Anayasa’ya göre doğru bir tespit yapmış olurdu; çünkü Anayasa ve yasalara göre devlet “Laik”tir. Tabii ne kadar “laik” ise!?..
Paşa acabâ, “ülke” ile “devlet” kavramlarını birbirine katmış-karıştırmış olabilir mi?.. Bize göre imkânsız… Pekiyi ama o zaman neden?... Gâlibâ, “Dam başında saksağan, vur beline kazmayı...” Ya da, Anadolu’da sık kullanılan bir deyimle: “ Desinler ki Hıdır’ın hançeri var…” Yânî “bir söz de bizden” demek istemiştir herhalde… Amma, olmaz ki!... En hassas birimin, en tepe noktasındaki birinin “bir de ben söylemiş olayım” mantığıyla davranması makul karşılanabilir mi?... Şimdi düşünelim, bizler “doğuştan asker bir Milletiz” ve bu niteliğimiz ölüme kadar da devam edeceğine göre ben ve benim değerlerimi taşıyan ve onlara inanan binlercemiz kendimizi paşanın efrâdı sayıp “baş üstüne emrin olur paşam!...” mı diyeceğiz; yoksa, söylenenlere gerçeklerin aydınlığında bakarak, “paşa, paşa… ben ve benim gibi inanan milyonlarca insan Müslümandır ve bu ülke de, Müslümanların kanlarıyla kayda bağlanmış bir İslâm ülkesidir!..” mi diyeceğiz!?.. Paşanın söylediği söz o günlerde çok tartışıldı. Bir örnek: “Esefle, şaşkınlıkla, üzülerek Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’ün ‘Türkiye bir İslâm ülkesi değildir’ tezi üzerine yazılan çizilenleri okuyorum.
Türk aydınının ‘ne zavallı, ne üretimsiz, ne hazırlopçu, ne hazır olcu, ne jakoben, ne özgürlük düşmanı’ olduğunu görüyorum.
Genelkurmay Başkanı …Fikrini elbette söyleyebilir ama kendi uzmanlık sahasının dışında söyledikleri için eleştirilmeye de hazır olmalıdır.
Ama konu netameli; Hilmi Özkök, türbanın Köşke çıkmasına karşı... Dolayısıyla Abdullah Gül’ün adaylığına da itirazı var…”. Hilmi Özkök’ten yana tavır almak işin kolay kısmı, kimse bu konuda bir şey söylemez ancak fikirlerine karşı çıktığınız zaman o kadar hassas bir düzlemde yolculuk yapıyorsunuz ki, mayınlara basmamak için şansınızın yaver gitmesinden başka seçeneğiniz yok...
Çünkü bu tür tartışmalarda kimilerine göre ‘vatanseverliğiniz ölçümleniyor’.
Kayıtsız şartsız askerin her söylediğine destek olmak, vatanseverliğin bir numaralı şartıymış gibi...” (Star G.Ş.Kamber)
“Cumhurbaşkanı Adayı” olarak belirlenen zât tartışılırken, Özkök Paşa, “kel alaka” bir yöntemle beyanda bulundu.
Fatih Çekirge’nin tespitlerine göre, “Özkök Paşa neden Köşk’te türbana karşı olduğunu da şu sözlerle ortaya koyuyor: ‘Çünkü, o makam bütün Türkiye’nin dünyaya temsil edildiği bir makamdır... Bu şekilde siyasallaştırılmış bir görüntüyle çok yanlış olur... Bu nedenle uzlaşmanın önemi var…’
‘Bizim kimsenin başörtüsüyle bir sorunumuz olamaz. Ama onun siyasallaştırılmış halinin devletle bu şekilde ilişkilendirilmesi hatalı olur. Uygun olmaz. Doğru olmaz’ diyen Özkök Paşa bir de uyarıda bulunuyor; ‘Görevde olduğum dönemde treni devirmeden götürmeye çalıştık. Kavganın, gerilimin kimseye faydası yoktur... Bu yüzden uzlaşma önemlidir. Çünkü hepimiz aynı trendeyiz…’”
“Siyasallaştırılmış Baş Örtüsü” ne demekse? Ya da“siyasallaştırılmamışı” nasılsa?..
Paşa, Paşa!… kimse angıt değil; sizin gibi düşünenlerin dertlerinin “örtü” olmadığını, asıl meselenin “yetki paylaşımı talebi”nden kaynaklandığını aklı başında herkes biliyor… Ve herkes biliyor ki, kavgaya sebep sayılan “pancar tarlasındaki” işçinin örtüsü değil; “Hukukun”, ya da “Mülkiye’nin” önündeki baş örtüsü… Emekçiye itiraz yok, itiraz yetkiye ve yetkiliye…
Paşa hazretleri, şu, “tren devrilmesi” de ne demek oluyor?... Zât-ı âlînizin uzun yıllar “garnizonlar” la ilgisi olduğu biliniyor da, “trenle-garla” ilginizi ben bilmiyorum. Muradınızı biraz açar mısınız?...
Her ne ise, madem öyle irade buyurmuşsunuz; emrin olur paşa hazretleri!...Hatta, yalnız “kamusal alan” da değil; “kamulaştırılmış her alanda” başörtüsü yasaklanmalıdır(!).. “Başörtüsüne yasak” yetmez; “cepken-yelek” de yasaklanmalı…
Başka nasıl hoşnut edebiliriz ki!?...


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için



