Osmanlı Devleti'nin dünya ortamından çekilmesinden sonra meydan emperyalizme kaldı. Emperyalizm Batı'nın asıl yüzünü gösteriyor. İnsanlığı âdil yönetmek derdinde değil. Onları asıl amacı insanlığı köle, dünya nimetlerini sadece kendine ait kılmak savaşıyorlar. Bunu yaparken insanların gözlerinin yaşına asla bakmazlar. Acıma ve merhamet duyguları yoktur.
Emperyalizm Batı düşüncesinin asıl yüzüdür. Tabii bu çarkın içinde olanlar birbirlerini çıkarları için kollarlar, hatta birbirlerini de ustaca yönetirler. Çıkarların zedelenmemesi için büyük çaba gösterirler. 19. Yüzyıldan itibaren Siyonizm dünya siyasası üzerinde etkili oldu. Önce İngilizlerle işbirliği yaptı, ardından Batı'nın diğer ülkelerini halkaya dâhil etti. İngiltere'nin yaşlanması, sınırlarının daralmasından sonra Abede yeni dünyada, yeni coğrafyada yeni bir yüz olarak belirdi. İngiltere'nin kaldığı yerden onlar emperyal sorumluluğu üstlendiler. İngiliz-Amerikan-İsrail üçgeni emperyalizmin tepe noktasını oluşturuyorlar. Onlar, diğer ulusları istedikleri gibi çekip çeviririyorlar.
İngilizler, Fransızlar, İspanyollar; Osmanlı Devleti'nin sınırları dışında kalan bölgeler olan Afrika, Asya'nın bir bölgesini yıllarca sömürdüler. O topraklarda yaşayanları da köleleştirdiler. Osmanlı Devleti devreden çıkınca bölgeye hükmetmeye başladılar. İngilizler kendilerine kölelik ve uşaklık yapacak yöneticiler seçtiler. Dünya petrolünün büyük bölümü bu coğrafyada yer alıyor. Bölge cetvelle çizilen küçük, etkisiz kavmi devletler oluşturdular. Bunların başına da kendilerine uygun yöneticiler atadılar. Yıllarca bu köleler onlara kusursuz hizmette bulundular. Türkiye, Mısır, İran gibi büyük coğrafyada yer alan yöneticileri de kendileri belirledi. Bunların içinde Türkiye ile İran daha köklü bir geçmişe, devlet olma birikimine ve deneyimine sahip olduklarından tamamen köle konumuna düşüremediler, ama yöneticilerinin belirlenmesinde etkili oldular. Onların çıkarlarına halel getirmeyecek, çarklarına çomak sokmayacak yöneticilerdi bunlar. Bunları da kendi çıkarları için yeri geldiğinde rahatlıkla kullandılar. Kore savaşında Türkiye'nin emperyalizm lehine savaşa katılması bunun en somut örneklerinden. Son zamanlarda Türkiye'nin Müslüman ülkelere karşı kullanılmasını somut bir örnek olarak gösterebiliriz. Libya, bunun en önemli göstergesi.
Emperyalizm, bir bölgede bir olay, bir savaş çıkarmaya niyetlendiğinde, kamuoyu oluşturmak için "dezenfermasyon", yalan haberlerle insanlığı yönlendirme süreci başlatır. Yalan haberler yaygınlaştırılır. Medya bu süreçte en önemli araçtır.
Saddam devrilirken, bin bir yalan üretildi. Tâ Fransa sahillerinde, bir karabatağın atık petrollere bulanmış olmasının sorumlusu da Saddam olarak gösterildi. Kimyasal silâhlar, bombalar vs. Savaş sonrasında bunların hepsi yalan olarak ortaya çıktı. Benzer Durum Libya için geçerli. Kaddafi ve ailesinin yaşamları, ilişkileri olduğunun çok çok üzerinde abartılarak kamuoyunun gözlerinin içine sokuldu. Bir anda Müslümanlar Kaddafi'ye öylesine düşman kesildiler ki şaşılır. Bir zamanlar ittihatçıların Arap aleyhtarlığının bir benzeri bugün muhafazakâr kesimde görmekteyiz.
Bu nasıl bir oyundur ki, Müslüman kardeşler ile ilişkiler tam yoluna girmişken birden ters yüz olabiliyor? Bu nasıl bir oyundur ki, daha düne kadar kardeşler arasında su sızmaz iken birden bire birbirlerini boğazlayacak durama gelebiliyorlar.
Yukarıdan beri izaha çalıştığımız yalan haber üretme, satma ve pazarlama sonrası insanların fikirlerini bir çırpıda değiştirmesine neden olabiliyor. Bu öyle bir oyundur ki, Müslüman entelektüeller birden bu ülkeleri yönetenleri birer firavun olarak görüyor, onun şahsında emperyalizmin oyuncağı hâline gelebiliyorlar. Farkında olmadan emperyalizmi masum görür konuma düşürebiliyorlar. Libya petrollerinin Fransa'ya peşkeş çekilmesinin bile farkına varamayabiliyorlar. Irak'tan kendilerine ne kaldı, önceki yönetim döneminden daha iyi bir dönem mi yaşanıyor? Irak'ın yer altı kaynakları kime akıyor? Bunlar hiç önemli değildir değil mi?


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



