Dünya, hakkı üstün tutan medeniyetlerle, kuvveti üstün tutan medeniyetlerin mücadele alanıdır. İnsanın dünyadaki imtihanı da bu iki temel üzerine oturmuştur. Biz buna "hak-batıl mücadelesi" de diyoruz.
İnsan hırslı bir varlık. Başkalarından üstün olmak ve baskı ve tahakkümle diğer insanları emir ve kontrolüne almak istiyor. Hak merkezli medeniyetlerde insan nefis terbiyesi ile hırsını yeniyor, iyilik ve güzelliklerin yayılması için azimli hale geliyor. Bu yüzden, hırs başka, azim başka.
Baskı ve tahakkümün tarihi, insanlığın tarihi kadar eskidir. Zaman ilerledikçe bu anlayış daha sistematik temele oturmuş. Sömürü ve tahakküm amaçlı yönetim anlayışına "Emperyalizm" deniyor. Bu kelime, batı dillerindeki "imperia" kökünden geliyor.
Emperyalizm, bir devletin kendi sınırları dışındaki insan ve toplumlar üzerinde baskı ve tahakküm kurma politikasıdır. Bir devletin diğer toplumlar aleyhinde genişleme çalışmasıdır. Bu amaca ulaşmak için askeri, siyasi, ekonomik ve dini her türlü yöntem kullanılır. Emperyalizm kelimesi ilk defa 1870'te İngiltere'de kullanıldı. İmparatorluk taraftarı olmak anlamındaydı. İngiltere'nin sömürü ve entrika üzerine kurulmuş zihniyeti tarihen sabittir.
Baskı ve tahakküm yöntemiyle hükümran olma zihniyeti Firavunlar dönemine kadar dayanmaktadır. Bu zihniyet güç ve kuvveti hak sebebi sayar. Varlıklarını devam ettirmek adına diğer insanları sömürme ve hatta yok etmeyi tabii olarak görür. Dünya bu özellikteki insanlara emanet edilirse yeryüzünde fesat çıkar, savaş, işgal, işkence, çatışma gibi olaylar kol gezer, dünya yaşanmaz hale dönüşür.
Eski Babil, Mısır, İran, Asur ve Roma İmparatorlukları hep baskı ve tahakkümle hüküm sürmüş medeniyetlerdir. O dönemdeki insanların dünyalarını zindan etmişlerdir. Ortaçağ batı dünyası, Roma düşüncesinden etkilendi, kilisenin kontrol ve denetiminde dünyayı birleştirmeye çalıştı. 15 ve 16. yüzyıllarda "Kutsal Roma İmparatorluğu"nu kuran Şarlman da aynı amacı güdüyordu. Kendinden olmayanlara hayat hakkı tanımayan bu anlayış yüzünden nice kanlar döküldü, nice canlar telef oldu. Avrupa'nın pek çok yerindeki meydan, kale, şato gibi bazı tarihi mekanlarda işkence ve ölüm amaçlı kullanılan zindanların bulunduğunu herkes bilmektedir.
Emperyalizm,çeşitli dönemlerde şekil değiştirdi. 15. yüzyıldan itibaren İspanya ve Portekiz gibi ülkeler Orta ve Güney Amerika'da koloniler kurdular. Ticari, ekonomik ve siyasi amaçlarla dünyayı sömürmeyi amaçladılar. 17. yüzyıldan itibaren bu gruba İngiltere, Fransa, Hollanda gibi ülkeler de dahil oldu. Üstün gelme ve hükmetme hırsıyla hareket ettiler.
19. yüzyıldan itibaren ABD, Almanya, İtalya, Japonya, Rusya gibi ülkeler de emperyalist kervana katıldı. Dünyayı sömürmek ve tahakkümü altına almak isteyen kurtların bu kadar çoğalması, aralarında kuvvetli bir rekabetin doğmasına yol açtı. Emperyalist ülkelerin bitmek tükenmek bilmeyen hırsları Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarının çıkmasına sebep oldu. Bu yüzden milyonlarca insan öldü, milyonlarcası da yaralandı. Dünya huzur ve barışa hasret bırakıldı. İnsanlar savaşlardan bıktı.
Emperyalist zihniyetin hırsı yine de dinmek bilmedi. Bu sefer de kültür emperyalizmine giriştiler. Başka yöntemler denediler. Din ve mezhep farklılıklarını,etnik unsurları, bölgesel ayrılıkları kullanarak ülkeleri zayıflatma ve sömürme yoluna gittiler. Böl, parçala, yut politikası uyguladılar. Kaleyi içten fethetmek için, o ülkelerin içinden işbirlikçi yöneticiler oluşturdular.
Sömürü odaklarının en etkili aracı ekonomi oldu. Çeşitli oyunlarla, hem de sömürdükleri insanları uyutarak hile ve entrika üzerine kurulmuş kurumlar oluşturdular. Mikrobun fark edilmediği gibi, yüzeysel düşünen kitleler de oyunu fark edemediler.
Bu hile rejimi sebebiyle devletler borç almak için Dünya Bankası ve IMF'ye mecbur edildi. Adeta Gizli Dünya Devleti kuruldu. Bir kimse başka bir ülkeye para göndermek isterse Amerikan Expres Bank ve Chase Manhatten Bank veya bu bankalarla bağlantılı bankalar aracılığıyla gönderebilme zorunluluğu getirdiler. Uçak biletinin yüzde 9'unu IATA almakta, bir geminin seyrüsefere çıkabilmesi için LYOD'dan belge alınması gerekmektedir. Kısaca, spordan tiyatroya, sanayiden ticarete, sanattan üniversiteye kadar pek çok alan emperyalist kıskaç altına girdi.
Dünya; hakkı üstün tutan, huzur ve barışı, şefkat ve merhameti esas alan, insan onurunu koruyan adil bir medeniyetin hasretini çekmektedir. Dünyanın, zalimlerin insafına terk edilemeyeceği apaçık görülmüştür. Hak ve adalet üzerine kurulmuş, yaşanmaya değer bir hayat nizamına ihtiyaç vardır.
Not: Daha geniş bilgi için Gizli Dünya Devleti adlı esere bakılmalıdır.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




