Franco Cardini "Avrupa ve İslâm" (X) adlı eserinde Bismarck'ın Berlin'de düzenlediği (Haziran-Temmuz 1878) kongrenin görünüş ve gerçek maksadını birkaç cümleyle ortaya koyar:
"...Bu toplantıda Türkiye ve Rusya arasındaki anlaşmazlığa son verecek ve Rusya, Avusturya, İngiltere, Fransa ve Osmanlı arasında sağlam bir anlaşmanın yapılmasını sağlayacak tarafsız bir arabulucunun görevlendirilmesine karar verildi. İtalya da bu anlaşmaya katılacak, böylece uluslararası bir prestij kazanacaktı; bu da Almanya'nın taleplerine sürekli boyun eğmesinin bir ödülüydü. Kongre'nin görünürdeki amacı Balkanlar'ın yeniden düzenlenmesiydi; oysa o kongrede Osmanlı İmparatorluğu'nun parçalanması ve parçalanan kısımların paylaşılması için adımlar atılmıştı. İngiltere Kıbrıs'ı işgal etme hakkını, Fransa Tunus'u alma hakkını elde etmişti (ki 1881'de orasını işgâl edecekti); aynı şekilde Tunus'la ilgili beklenti içinde olan İtalya (Tunus'un İtalya'ya verilmesi coğrafi ve tarihsel açıdan uygun gibi görünüyordu) ise Arnavutluk'la ilgili belirsiz vaatlerle oyalanmıştı. Batılı güçler işi kuralına uydurmak için Sultana bazı "liberal" reformlar dayatmış, böylece Berlin Kongresi'nin gerçekte olduğundan farklı görünmesini, yani başka bir sömürgecilik haydutluğu olduğundan ziyade uygarlık ve ilerleme yolunda parlak bir adımmış (alışıldığı üzere) gibi görünmesini sağlamıştı." (xx)
Basitleştirelim. Kısaca "93 harbi" olarak anılan 1293, yani 1876-77 Osmanlı-Rus savaşı dolayımında Berlin'de düzenlenen kongre anlaşmazlığa son verecek beklentisini kullanarak, Batılı devletlerin Osmanlı İmparatorluğu'nun parçalanması ve kendi aralarında nasıl pay edileceğini müzakere ederler. Kongre'ye katılmış olan Osmanlı İmparatorluğu'nun gözünden sürmeyi çekip uyanması için "işi kuralına uydurarak onu "liberal" reformlara isteklendirirler.Kongre'nin asıl amacı olan "başka bir sömürgecilik haydutluğu"nu zinhar akla hayale getirmeyecek olan "uygarlık ve ilerleme yolunda parlak bir adım" söylemiyle derin bir uykuya yatırılır.
132 yıl önce cereyan eden olayın doğurduğu sonuçlarla hayıflanmak elbette bir şeydir ama olayın işaret ettiği düşünce, niyet ve çabanın tekrar işler duruma getirilmesi ve aymazlık ve bilinçsizliğin farkında olunmaması herhalde utanılacak bir durumdur. 12 Eylül Hareketi'ne karşı adeta kişner bir tavırla eşinenenlerin "liberal" reformlardan söz ederken işi kuralına uydurma cinliklerinin bugün de aymazlıkla seyredildiği söylenebilir. 12 Eylül "liberal" reformlar söyleminin yürürlüğe konulmasının cümle kapısı değil miydi? Serbest piyasa ekonomisi, onun hedeflediği "özelleştirme" perdesi arkasında küresel sömürüyü işler hale getirmek değil miydi? Milli ekonomiyi ayakta tutan kamu kuruluşları yok pahasına, işine uydurularak, küresel şirketlere peşkeş çekilmedi mi?
Örnek: Türk Telekom ve onun bünyesindeki TTNET'in kimlere, nasıl satıldığı ve nasıl bir sömürü çarkı kurulduğunu anlamak için gönderilen faturaya, sözgelimi aboneliğinizi bir iptal ettirmek için başvurun da, ne türden Deli Dumrul zorbalığı ve cinliğiyle karşılaşacağınızı bir görün! Altı yedi ay önce iptal edilmesi için verdiğiniz dilekçeye alacağınız cevap yüklü bir faturadır. İptal ettirdiğiniz için ayrı bir meblağ ceza olarak kesilir ki, o da cabası. Telekom'un sabit ücretinin konuşma ya da konuşmama bedelinden fazla oluşu, aboneye bahşedilmiş bir haraç ödetme güzelliğidir. Ne mahkeme kararı, ne hukuk, ne devlet erki önünü alamamaktadır. Gidin Telekom'un ve TTNET'in bürolarına, aynı dili konuştuğunuzu sandığınız görevlilerin emperyal çarkın birer zebanisine dönüştüğünü, kendinizin sandığınız ülkede nasıl paryalaştırılmış olduğunuzu belki algılayabilirsiniz (mi?).
Toprağı, fabrikaları, tesis ve kuruluşları emperyal şirketler sırtlayıp mı götürecek, diyebilen arsız siyasetçiler, elbette bilincinde, ayırdında, farkında olamayacaklardır bu sömürünün. Zaten bu türden bir beyanı ancak ruhunu, vicdanını, izan, basiret, feraset ve aklını iblise satmış olmak gerekir. Evet bu ülkenin, bu milletin, bu devletin, bunların tarihinin, kültürünün ve uygarlığının yerliliği ve milliliği, böyle bir ruh ve idealden yoksun olanlara satışa çakırtılmıştır. Bu satıcıların, pazarlamacıların, komisyoncuların çanlarına ot tıkanmadan, canlarına okunmadan, emperyal Deli Dumrullara bac ödemekten kurtulunamayacaktır. Meydan orada, yiğitlerini bekliyor ve çağırıyor!
(x) Franco Cardini: Avrupa ve İslâm (Çev. Gürol Koca), Literatür, İstanbul 2004
(xx) age. 243


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



