Anne aynı baba aynı. Bu iki eşten ayrı ayrı çocuklar dünyaya geliyor. Çocuklardan biri cesur, biri korkak.
Biri cimri, biri cömert.
Aynı toprak, aynı su, aynı güneş, aynı ağaç. Ağacın her bir meyvesinin yapısı, rengi ve tadı farklı.
Anneyle babaya düşen görev, çocuğun cimrilik damarını haramlara karşı kullanmasını, cömerdin sehavetini helal yollardan bütün yaratılmışlara yönelik kullanmasını sağlamaktır. Cesurun kahramanlığını dinine düşman olanlara karşı kullanmasını sağlamaktır.
Ağacın, suyuna, gübresine, timarına bakıp iyi ve güzel meyve vermesini sağlayıcı görevlerini yerine getirdikten sonra "Emir Allah'ın" deyip tevekküle devam etmelidir.
Biz, depreme dayanıklı evler yapmadan önce depreme dayanıklı adam yetiştirmeliyiz.
Depreme dayanıklı adam, depreme dayanıklı ev yapar. Depremin ne zaman geleceğinin en iyi hesabını yaptığına inanılan Japonya ve ona arka çıkan diğer devletler bu yıl meydana gelen depremde "Emir Allah'ın" demek zorunda kalmıştır. Son on yıldır Birleşmiş Milletler ve diğer gelişmiş ve gelişmemiş milletlerin başkanlarının en önemli toplantılarından biri "Küresel ısınma" konusu idi.
Ülkeler kavrulmayı beklerken yazın gelmediğini, havaların geç ısındığını, meyvelerin güneş ısısını alamadığı için geç olgunlaştığını görünce "Emir Allah'ın" diye düşünmeye başladılar. Gerçi batılı ekonomistlerin babası Adam Smith, "Görünmeyen el" demiş, gerici ilan edilmemek için "Allah" dememiş ama olsun, "Allah" demeyi hatırlatacak kelime söylemiş.
Televizyonda bir iş kadını "Kader" konusunda konuşurken "Ben, kadere inanmam. Tırnaklarımla bu günlere geldim" derken gerdanının sarkmasına, saçlarının ağarmasına, dizlerinin sızlamasına neden hükmedemediğini düşünmüyordu.
Ama saçların her teli "Emir Allah'ın" diyordu. Kasas suresinin 78'inci ayetinin haber verdiğine göre Karun da "Bu mal bana benim bilgim sebebiyle verildi" diyordu ama malı bir anda elinden gidiverdi. İflas etmiş baba, oğluna "Bu malı aynı akılla kazandık aynı akılla kaybettik" demiş.
Aynı yaşta aynı okuldan mezun iki delikanlıdan biri Komünistlikten diğeri Müslümanlıktan dolayı hapse atılır. Müslüman olan "Emir Allah'ın, kader de bu da varmış" der ve tevekkülle Kur'anı ezberlemeye başlar, etrafındakilere İmanın ve İslam'ın şartlarını öğretir.
Birçoğunun hidayetine sebep olur.
Öbürü "bu da mı başımıza gelecekti" diyerek her gün idareye bağırıp çağırmakla vaktini ve sıhhatini kaybeder. Amerika'dan bütün dünyaya televizyon yoluyla kanser olmamak için yiyecek, giyecek ve spor şekil ve çeşitleri öğreten değerli Türk doktorumuzun kendisinin de kanserden tedaviye başladığını dünya duyunca yedi milyarı birden "Emir Allah'ın" deyiverdiler.
Uhud harbinde Mekke'li müşrikler, sevgili peygamberimizin yüzünü yaraladıklarında ve de dişini kırdıklarında sevgili peygamberimiz "peygamberlerinin yüzünü yaralayan millet nasıl felah bulur" dediğinde Rabbimiz "İşten hiçbir şey sana ait değildir. Allah onların ya tevbelerini kabul eder veya zulmettiklerinden onlara azap eder." Buyurur. (Al-i İmran suresi ayet 128) Rabbimiz, sevgili peygamberimizin şahsında bize Allah'ın emrettiklerini yerine getirdikten, yasaklarından uzak durduktan sonra meydana gelen şeyler için "Emir Allah'ın" deyip yola devam etmemizi öğütler.
Tarihimizde çok değerli hocalarımız, bir insan için en zor şeyin sevdiğini kaybetmek olduğunu bildikleri için ölüm taziyesinde "Emir Allah'ın" deme ibadetini örf yapmışlar, adet yapmışlar, gelenek yapmışlar.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




