Toplumumuza, yeni iktisadi ilişkilerle gelişen yeni bir kültür hakim olmaktadır. Müslüman doğal olarak bu kültürü en azından eğitim olarak içselleştiriyor, ekonomik, sosyal ve kültürel faaliyetlerde bulunuyor. Bu karmaşık süreçte müslümanın elde etmekte olduğu yeni zihin dünyası, İslam'ın kurmak istediği zihin dünyasından ciddi şekilde bir ayrılma gösterdiği ve kopuşa giden bir süreç yaşandığı uzmanlar tarafından ifade ediliyor.
Her şey anlamını yitirmektedir. Her şey, görüntüye indirgenmektedir. Yazının ve sözün ağırlıkta olmadığı ama her şeyi görüntünün belirlediği bir kültür dünyasındayız. Muhteva ihmal edilmiştir, önemsizleştirilmiştir ve artık insanları ilgilendirmemektedir. Herşeyi gösteriye dönüştüren mevcut yapılanma, dini de gösteriye dönüştürmektedir. Örnek olarak, başörtülülerin sayısı artmakta, başörtüsü daha serbestçe kullanılmakta ama başörtülü insanın enfüsi zenginliği alabildiğine fakirleşmektedir. İçsel zenginlik, enfüsi zenginlik giderek azaldıkça dışarıya sarkan görünüşü öne alan bir dindarlık öne çıkmaktadır. Dindarlığı dışlaştıran, görünüşe indirgeyen ama aynı nispette içsel olarak dindarlığın azaldığı yeni bir dindarlıkla karşı karşıyayız.
Elbette müslümanız ama müslüman kalabildiğimize emin olamıyoruz. Çünkü müslümanlar son 50 yıl içerisinde "emin" vasıflarını kaybettiler. Bu, müslümanlar için çok büyük kayıptır. Bu kayıp, kolay kolay telafi edilemez. Telafi etmek istediğimizde de çok büyük çaba ve zamana ihtiyaç duyacağız. Dünyevileşme süreçlerinin içinde yer alma arzusu ve sınıf değiştirme kaygısı olduğu sürece, müslümanların bu konuyu sürekli erteleyecekleri acı bir gerçektir.
Bu acı gerçeğin getirdiği en büyük yıkım ise; imanla amel arasında büyük bir makas açılımına sebep olmasıdır. İçinde yaşadığımız sosyal ortam da bu makasın açılmasını teşvik ediyor. Bu durum, müslümanın bilincinde ciddi bir kırılma meydana getiriyor ve müslümanlar zihin dünyalarında bir sapma yaşıyor. Bu süreçte müslümanlardan kendi akidelerine bağlı ameller beklemek giderek zorlaşıyor. Buna bağlı olarak da emin vasfımızı kaybediyoruz.
Burada müslümanların yapması gereken şey: özgürlüğü yeniden tahlil etmektir. Çünkü her özgürlük anlayışı belli bir zihniyet yapısını yansıtır ya da belli bir ideolojik inşadır. Üstelik günümüze hakim özgürlük telakkisi de ciddi şekilde sorunludur. Üstelik bu özgürlük daha çok insanın nefsi boyutunu özgür kılan, ona öncelik veren bir özgürlüktür. Günümüzün dünyasında adeta, haramlar yaklaştırılıp helaller uzaklaştırılmaktadır. Böyle bir durumda müslümanlar, değerlerinden emin olmalıdırlar.
Emin olamıyoruz! Emin kalamıyoruz! Çünkü; inanamıyoruz. Hakk'ın batıla galebe geleceğine inanıyor ama, batılın nimetlerinden vazgeçmek istemiyoruz. Gidip geliyoruz, düşüp kalkıyoruz. Halbuki iman; güvendir, bağlılıktır, nurdur. Önünü görmek isteyen yürüdüğü yoldan emin olmalıdır. Emin ol; gerçek özgürlük, Hakk'a köleliktir.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



