Hukukun asıl amacını, eğer, adalet olarak tanımlıyorsanız, kapitalist ideolojinin emeğe yüklediği anlamı kabul etmekte zorlanabilirsiniz, en azından endişe ya da kuşku duyarsınız. Sosyalist ya da komünist ideolojiyi benimsemek gerekmez; asgari insanî niteliklere ve erdeme sahip olmak yeterlidir. Benzer yaklaşım, ilke olarak, sermaye bakımından da bir dereceye kadar geçerlidir. Nihayet sermaye bile "emek" ile bağlantılıdır. Belki burada sermayenin önşartı olarak "helâl" nitelendirmesini yapmak bir zaruret kabilinden tırnak içinde kullanılmak durumundadır.
Açıktırki kapitalist ideolojide sermaye böyle bir nitelendirmeye önşart olarak gerek duymaz. Belirleyici olarak ekonomik faaliyetin odağına yerleştirilen sermaye, emeğe tabi bir unsur, çoğunlukla da insanî niteliklerden soyutlanmış bir "meta" olarak kavrar ve kullanılmasında, fırsat bulduğunda, bağlayıcı hiç bir değere öncelik tanımama eğilimindedir. Bu bakımdan kapitalist ideoloji, bir takım ahlâkî erdem söylemlerine yer vermiş görünse de, sonuçta bu erdem söylemleri sermayeye yüklenen anlama göre değişkenlik gösterir. John Stuart Mill'in "Faydacı Ahlâk" öğretisi şeklinde oluşturmaya çalıştığı görüşleri bile bu anlayışı temellendirmede yetersiz kalmıştır. Ama bir söylem olarak da kapitalist ideolojiye sözde bir ahlâkilik görünümü sağlamış olma doyumundan kurtulamamıştır.
Sermaye-emek olguları Türkiye'de hem sol, hem de muhafazakâr (tutucu) taraflara muğlak, abartılı, bir o kadar da yüzeysel anlamlandırmalar boyutunda anlaşılmış ve değerlendirilmiştir. Öyle anlaşılıyor ki, bu anlama ve değerlendirmede, duygusal ya da psikolojik tutum hep belirleyici olmuşa benziyor. Nitekim sırf küçük ölçekli de olsa bir işveren, sol tarafından kapitalist, eşdeyişle sermayedar kategorisine sokularak kendiliğinden emek düşmanı muamelesi görmüş, görebilmiştir. Buna karşılık muhafazakâr tarafından emek arzında bulunan herkes, açıkça ifade edilmese bile, kendiliğinden sermaye karşıtı olarak adeta sakıncalı olarak değerlendirilebilmiştir. '60'lı, '70'li yıllarda sağ-sol çatışmalarında bu psikolojinin temelde devindiğini söylemek yanlış olmaz.
'80 sonrasında sol tarafta konumlandığı farzedilenlerin, karşı olduklarını söyleyegeldikleri sermayenin güdümünde bir takım işlevlere koşulmalarıyla, muhafazakâr tarafın sağladığı psikolojik üstünlük, emeği yasal korunaklarından da önemli ölçüde yoksun bırrakmaya başlayacaktır. Sermaye, emeği, bir hak ve değer olarak değil, onu kullanmayı bir tenezzül, bir lütuf, bir himmet şeklinde algılayacaktır. Emek bir hak, hukuk, adalet öznesi değildir, yardım edilmesi gereken bir düşkündür, bir serftir.
İşçi, sözün gelişi emeği çağrıştırıyor olsa da, diğer emek arz eden, mesela devlet memurları, esnaf ya da çiftçiler, herhangi bir emeğe ilişkin sorunu gündeme getirdiklerinde, emeğin doğrudan kapsamında olan bir hak ve özgürlük talebinde bulunduğunda, sözlü veya fiili şiddete başvurulması, sözkonusu psikolojinin bir tezahürü olarak görülüp değerlendirilmelidir. Geçen yıllardaki 1 Mayıs olaylarında olsun, 25 Kasım 2009'da ve son olarak Tekel işçilerinin gösterilerinde olsun ortaya konulan tepkinin ve şiddetin temelinde, muhafazakâr tarafın emek karşıtlığı yatmaktadır. Bazan da bu karşıtlık, Bursa'da maden ocağında 19 kişinin, Tuzla tersanelerinde sürüp giden iş kaza ve ölümlerinde olduğu gibi sessiz ve duyarsız kalmak biçiminde tezahür etmektedir bu karşıtlık.
Emek (çalışma hak ve özgürlüğü, sendika kurma ya da sendikaya üye olmak hak ve özgürlüğü, iş güvenliği ve sağlığı, kıdem tazminatı hakkı, fazla mesai ücreti vb. bir insan hak ve özgürlüğü kapsamında düzenlemeye konu olmalarını emek olgusundan alırlar) karşıtlığının bir psikolojik boyutu da, haksız kazanç elde ederek ama gerçek sermayedar olamama psikozundan kaynaklanıyor gibidir. Doğrusu, bugünlerde işçi ve memurlara karşı iktidarca ortaya konulan tepki ve şiddetin özünde bu psikozun güdülemesi var gibi geliyor bana. Seçim dönemlerinde selsebil dağıtılan yardımlar bile, emek karşıtlığının bir psikozu olarak tezahür ediyor olmasın! Çünkü insan kendi geçmişine çoğu zaman gaddarca davranarak geçmişinin sıkıntılarını giderdiğini sanır.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



