Ege bölgesinde, deniz kenarında, şirin bir köye, Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi mezunu bir delikanlı muhtar adayı olmuş.
Köylüler, adayın anasını, babasını, sülalesini temiz bir aile olarak bildiklerinden, delikanlının da Fakülte mezunu olmasından dolayı el birliğiyle Muhtar seçmişler.
Ben, köyü ziyaret ettiğimde o muhtardı.
Köy kahvesinde birlikte oturduk ve sohbet ettik.
İlk seçimde yeniden aday olmuş ama seçimi kaybetmiş.
Köylü onu başarısız bulmuş.
Dünyaca ünlü tıp doktorunu mahallenin sağlık ocağına doktor olarak tayin etseniz, tam teşekküllü hastahaneden alacağınız sonucu alamazsınız.
İnsan enerjisi israfı yapmış olursunuz.
Köy muhtarlığında başarılı oldu diye onu alıp Bakan yaparsanız makam israfı yaparsınız.
Batık bakkalı kurtarmak için gönderdiğiniz ekonomi profesörü, o bakkalı kurtaramazsa onun başarısızlığına hükmedemezsiniz.
Bakkallıkta başarılı oldu diye ekonomiden sorumlu Bakan yaparsanız başarısızlığından onu sorumlu tutamazsınız.
"Her taş yerinde ağırdır"
Rabbimiz, "Sizin yaratılışınızda ve hayvanları yaratarak yaymasında, kesin iman edenler için âyetler vardır" buyurmuş. (Casiye sûresi ayet 4)
Denizdeki canlılardan havadaki kuşlardan karadaki bütün canlılara kadar her yerde, her kıtada ve her bölgede oranın şartlarına göre yaratan ve dağıtan Allah'tır.
Kutup ayısını Ekvator'da bir çölde yaşatamazsınız.
Medine hurmasını Erzurum'da yetiştiremezsiniz.
Malatya kayısısını İstanbul'a ekersiniz, ürün alırsınız ama aynı tadı alamazsınız.
Malatya'dan toprak ve su getirseniz aynı sonucu alamazsınız çünkü hava değişik.
Rabbimiz, emaneti ehline vermemizi emrederken "Muhakkak Allah size emanetleri ehline vermenizi, hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Allah bununla size ne güzel öğüt veriyor. Muhakkak Allah işitici ve görücüdür" buyurur. (Nisa sûresi ayet 58)
"Taşı gediğine koymak" diye bir deyimimiz vardır.
Bina yaparken usta temel taşı ile tepe taşını yer değiştirerek koyarsa, köşe taşı ile dolgu taşını karıştırırsa o bina ilk sarsıntıda yıkılır.
İnsanlık binası da öyledir.
Rabbimiz, bütün peygamberlerinden bahsederken, onları seçtiğinden bahseder.
Sevgili Peygamberimiz, elçiler gönderirken, tebliğci gönderirken, vali tayin ederken, kendisine katip tayin ederken kişilerin ehliyetine dikkat etmiş.
En sevdiğini en iyi işe değil, en iyi işi en layık olana vermiş.
Mekke fethedildiği gün, Kâbe ziyaretinden sonra Kâbe'nin yönetimini kendisine vermesini istemiş Efendimizin amcası Abbas.
O Abbas ki, müşrik Mekke döneminde Mekke'nin saygın insanlarından biriydi.
Sevili Peygamberimiz yukarıdaki ayete uyarak amcasına değil, Kâbe'nin anahtarlarını yıllardan beri elinde tutan, o işi bilen Osman bin Talha'ya vermiş.
Dünyanın en dürüst adamının koşuda veya gazetecilikte birinci olmasının şart olmadığı gibi, sarraflığı da en iyi onun yapması gerekmez.
Kalbimiz, kalıbımız, servetimiz, şöhretimiz, makamımız, özetle her şeyimiz bize emanettir.
Emanete hıyanet etmeden sahibinin huzuruna varmaya çalışalım.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




