Bir milletinin yeniden kendi dünya görüşü ve değer ölçülerine dönmesi yönünde yapılan her adım asildir. Buradaki asalet, haklıyı koruyarak adaleti tesis etmekten doğmaktadır. Erdemli insanların yapmaları gerekenleri yapmasının yolu budur. Çünkü insan, haklının hakkının korunduğu bir düzeni kurmak ve paylaşımda adaleti sağlamakla görevlidir.
Bu görevi insana yeniden hatırlatma cesareti, sadece ve sadece milletin makus talihini değiştirebileceğine inananların hakkıdır. İstiklal, aslında bu hakkın adıdır ve bu yüzden, hakka tapan milletimindir. Bunun için, istiklali olmayan milletin seçme hakkı da yoktur. Bugün bir seçim yapma hakkına sahipsek, bu hakkı hakkıyla yerine getirme sorumluluğuna da sahibiz demektir.
Bu sorumluluğun işareti; emperyalizmin hile ve desiselerinin belirlediği bir sahnede figüran olmayı istememektir. Bu işaret; kötü gidişatın bir parçası olmaya mani olmanın, hidayet ve ferasetin de bir göstergesidir. Anlayan için bir işaret yeterlidir. Milletin makus talihini değiştirilebileceğine inanan insanlar, milletin dünya görüşü ve değer ölçülerine sahip çıkarak bu işaret neticesinde bir araya gelerek inandığı ve doğruluğunu ilmen ispat ettiği ilkeleri esas alırlar. Usul olarak da; karşılaşılan sorunlara çözüm arama ve bütün imkanları kullanarak, gereken istişare ve araştırmaları yaptıktan ve gelişmeleri takip ettikten sonra istişare ile alınan kararlarla sorunlar çözerler.
Günümüzde de bu esas ve usulü izleyenler, siyaseti her çeşit baskı ve dayatmayı kaldırmak ve adaleti tesis etme çabası olarak gördüler. Siyaseti, ilimde doğruların bulunmasına, ahlakta iyi ve güzelin yaygınlaşmasına, iktisatta kaynakların verimli kullanılarak faydalı mal ve hizmetlerin üretilmesine vesile kıldılar. Göreve geldiklerinde, adaletin tesis edilmesine ortam sağladığı ölçüde sosyal hayatta barış ve dayanışmayı tesis ederek, inançta, düşüncede, söylemde ve eylemde bütünlüğü koruyarak erdemli toplumun öncüleri oldular.
Bu soylu eylemi gerçekleştirenler her zaman kazanmış, kendi tarihlerine ve dünya tarihine yön vermişlerdir. Geçmişte milletimizin önderleri bu yolu izleyerek göçebe bir toplumdan adil bir cihan devleti kurmuştu. Bu yolu izleyen Fatih Sultan Mehmet 1453 yılında İstanbul'u fethetmiş ve insanlık tarihini değiştiren yeni bir çağın başlamasına ortam hazırlamıştır. Milletimizin önderleri, 20. Yüzyılın başında bu yolu izleyerek emperyalistlerin işgaline uğrayan Anadolu'yu işgalden kurtarmış ve mazlum milletlerin uyanışına vesile olan dünyanın ilk bağımsızlık savaşının zafer ile neticelenmesine ortam hazırlamışlardır.
Erdemli toplum, bireyleri inandığı gibi düşünen, düşündüğü gibi konuşan ve konuştuğu gibi yaşayan fertlerden oluşan toplumdur. Erdemli fertlerden oluşmayan toplumun uzun ömürlü olması mümkün değildir ve tarih bunun sayısız örnekleriyle doludur. Baskı ve dayatma erdemli fertlerin oluşmasını engeller. İnandığı gibi düşünmeyen münafık olur, düşündüğü gibi konuşmayan yalan söylemiş olur. Söylemini eylemine yansıtmayan ise başkalarını aldatmış olur. İşte bu noktada, baskı ve dayatmalara karşı durmak, insanı münafık, yalancı ve sahtekâr olmaya zorlayan şartları değiştirmeye azmetmek en soylu eylemdir.
Şimdi bu soylu eylemin önünde, baskı olarak seçim barajı, dayatma olarak da bir bölen algısı durmaktadır. Bir göz yanılsamasından başka bir şey olmayan bu durum, inanan için sandığın başına gidildiğinde, vicdanıyla baş başa kalındığında ve hakka tapan bir millete yakışanın ne olduğu düşünüldüğünde ferasetle çözülen ve "eliyle düzelten" olma bahtiyarlığına dönüşen bir âsâ olur. Elinde âsâ var, at ki, bütün yılanları yutsun.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



