"Medya ve Toplum"da (TV5) "Kadına Şiddet"i konuştuk. Konuğum yazar Esra Elönü... Daha ekranda görünür görünmez, olumsuz mesaj sağanağına tutulduk. Tahammülsüzlük had safhada. Eleştiriye tamam, ama hakarete hayır!
Eleştiri kültürümüz yok. Çünkü okuma kültürümüz sıfır. Hakaret bir erdem değil. Eleştiri bir kültür ve tahammül göstergesi.
Düşünme ve ifade yeteneği biz insana mahsus bir lütuftur. Zira sağlıklı iletişimin en temel esası, samimiyet, dürüst, ve hoşgörülü olmaktır.
Karşılıklı bilgi, duygu ve görüş alışverişi yapılırken korkmadan, çekinmeden paylaşılabilmeli fikirlerimizi... İnsanlar düşüncelerini birbirine rahatça aktarabilmeli. Muhatap her kim ise sabır ve çelebi bir hoşgörü ile karşılık verebilmeli.
Eleştiri, kendisi ile barışık ve güvenli insanlarda yol gösterici olur. Eleştiri bir başkasının da geliştirrnenin en etkili yolu ve yöntemi.
Eleştiri; dozunda ve ölçü içerisinde yol göstermek ve moral vermek amacıyla yapılmalı.
Ama daha karşımızdakini dinlemeden yargısız infaz yapmaya hazırız. Baltalar elimizde, "höre"lenmekten çekinmiyoruz.
Aslında gerçek eleştiri, bir şeye kıymet biçme... O şeyi kıymetlendirme demek... Aslı Yunanca "Kritikos" kelimesinden gelen "critic" yani hükmetme karşılığı olarak dilimizde kullandığımız "tenkit" kelimesi "nakd" kökünden türemiş... "Nakd" bir şeyi satın alırken verilen akçe, kıymet ölçüsü... Tenkit o şeyi kıymetlendirne anlamı taşır. (F.A.Tansel, İyi ve Doğru Yazma Usülleri, Cilt:1,2,S.192)
Bunu niye detaylandırıyorum: Çünkü eline kalem alan başlıyor sallamaya! Halbuki eleştirinin bile bir zerafeti, yöntemi ve ölçüsü var.
Bakın eleştiri kültürünün nasıl sınıflandırıldığını görelim:
Tarihi eleştiri: Bu yöntem edebi eseri, yazarın hayatına, yetişme şartlarını ve devrin özelliklerine göre inceleme esasına dayanır. Burada eserden çok sanatçı önemli.. Eser buna bağlı olarak açıklanmaya çalışılır.
Sosyoljik eleştiri: Bu görüş, edebiyatın kendi başına var olmadığı toplumla var olduğu ve toplumun bir ifadesi olduğu ilkesinden hareket eder.
İzafi eleştiri: Eleştiriye sınır koymak mümkün değildir. Herkes kişisel zevkine ve düşüncesine göre eseri değerlendirir.
İzlenimci eleştiri: Bu kategoriye göre eleştiri, "kitaplardan zevk almak, onlarla duyguları inceltmek ve zenginleştirmek sanatı"dır. Bu anlayışın belli bir yöntemi yok... Eserlerin ve türlerin sınıflaması da yok... Eseri okurken alınan zevk, eserin tek ölçüsüdür.
Gelelim "yapısal eleştiri"ye: Bu görüş eserin bağımsız bir yapı, bir bütün olduğu anlayışından hareket eder ve eserin açıklanmasının ancak kendi yapısıyla mümkün olduğu görüşünü benimser. Buna göre her eserin kendi has br yapısı var... Bu yapı çeşitli parçaların organik bir biçimde birleştirilmesiyle oluşur.
"Eleştiri yazarken şu özelliklere dikkat etmek gerekir" gibi detaylara girmeyeceğim.
Hatta, eleştiri yaparken veya yazarken bile giriş, geliştirme ve sonuç bölümlerinden oluştuğu gibi ayrıntılara da girmeyeceğim.
Demem o ki: eleştiri yaparken dozunu iyi ayarlamalı. Zaten eleştirinin özü "özeleştiri" yapabilmek... Yoksa söyledikleriniz "laf salatası"ndan ibaret olur.
Değil mi ki, eleştiri genelde toplumun tekamüllü için hayati önem arz eden bir zerafet mektubu...
Değil mi ki, eleştiri, eksiklerin ortaya çıkarılması olmalı. Kesinlikle peşin hükümlü olmamalı, çok yönlü ve objektif olabilmektir.
Bismark diyor ki: "Bir kimsenin beni yüzüme karşı övmeye hakkı olursa, yüzüme karşı beni eleştirmeye de hakkı olması lazım."
Sibelius'da, "Eleştiricilerin sözlerine aldırmayın. Şimdiye kadar hiçbirinin heykeli dikilmemiştir" der.
Maksadım, eleştirenleri eleştirmek değil. Ama eleştiri yapanların elinin ayarı olması gerektiğini düşünüyorum.
Evet, eleştiriye tahammül gösterebilmek bizi etkili ve güçlü kılar. Doğru iletişim kurabilmemize yardımcı olur.
Ama eleştirimizin yeri, zamanı, durumu söyleyiş şekli uygun olursa, etkili bir iletişim kurmak işten bile değil. İnsanları üzmeden, kırmadan yıpratmadan sevgi ve hoşgörü ile düşüncelerimiz söyleyebilmek bu kadar zor olmasa gerek.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



