Eski iki ankırmen ve nevzuhur iki yazarımız olan Akif Beki ile Ahmet Hakan Coşkun'u nasıl bilirsiniz? Eskiden sarmaş dolaş olsalar da son sıralarda biraz dalaş ve çekişme vaziyetinde oldukları malum. Ama kartlar yeniden karılmış olmalı ki, tekrar eski hizaya düştüler. Nedense kör ile yatan şaşı kalkar misali Doğan medya grubu çatısı altında buluşanlar birbirine benzemeye başladılar. Yolları yine kesişti ve Doğan medya üzerinden kardeş oldular. Üzüm üzüme baka baka kararırmış. Birisi Ahmet Davudoğlu'na vuruyor diğeri de hızını alamıyor başbakana vuruyor. Ve sağ ve selamette olsunlar insana 'Böyle olur Doğan kardeşliği' dedirtiyorlar. Zaten onlar iki eski ekran ortağı. Eski dostlar düşman olmazmış. Ekran ortaklığını Doğan ortaklığına çevirmişler. Birisi amiral gemisinde yazıyor. Diğeri de entelektüel adacıkta. Bir de aralarına her iki mevkutede de yazan Nuray Mert'i eklediniz mi üçlü kadro tamamlanıyor.
Elbette biz de başbakan ve ekibini eleştiriyoruz. Lakin bizim hedefimizde İslami zeminde kaymalar var. Onlar ise kısmen de olsa İslami zeminde ve milli manevi değerler ekseninde kalmalarından dolayı eleştiriyorlar. Dolayısıyla nedenlerimiz tamamen farklı. Akif Beki'nin Ahmet Davudoğlu'na sataşması tamamen bahanelere dayalı ve şahsi görünüyor. Egosundan bahsediyor ve enerjik ve aktif politikasını yeriyor. Neden acaba? Asıl merak uyandıran bunu kimin adına yaptığıdır? Kimileri başbakanı adres gösteriyor. Yani Başbakan Dışişleri Bakanı Ahmet Davudoğlu'nu Akif Beki ile mi vuruyor veya frenliyor, terbiye ediyor? Kala kala bu işi yapacak tek isim Akif Beki mi kaldı? Ama eğer Beki öne fırlamak için kendi adına bir plan yaptıysa doğrusu şimdiden başarılı oldu sayılır ve Doğan medyasının peşin aferinini aldı bile. Ahmet Hakan pası Beki'nin istemediği alana kaydırsa da netice itibarıyla en azından meselenin bir boyutunda hemfikirler.
Today's Zaman'dan Kerim Balcı da mevzuya balıklama atlamış ve gerçekten de Akif Beki'nin eleştiri nedenlerini desteksiz ve yetersiz buluyor. Bunlar neden değil düpedüz bahane. Kerim Balcı, Mescid-i Aksa ile alakalı olarak Türkiye'nin 40 yıllık politikasının Davudoğlu'nun tezinden ibaret olduğunu yazıyor. En azından yapılan bütün müzakerelerde İsrail zımnen Mescid-i Aksa'nın mülkiyetinin manevi olarak Müslümanlara ve siyasi olarak Filistinlilere ait olduğunu inkar edememiştir. Kaldı ki pazarlıklar hep bu zeminde yapılmıştır. 1980 veya 1981 yılında İsrail Kudüs'ü ebedi ve birleşik başkenti ilan ettiğinde Türkiye buna karşı çıkmış ve bundan dolayı 12 Eylül rejimi bile diplomatik ilişkileri maslahatgüzarlık seviyesine indirmiştir. Özal Filistin devletini tanıma karşılığında mütekabiliyet gerekçesiyle 1988 veya 1989 yılında yeniden diplomatik ilişkileri büyükelçilik düzeyine çıkarmıştı. Bugün yaşanılan zikzaklardan sonra yeniden ilişkiler 1980 seviyesine geriliyor. Veya en azından bu yönde çeşitli sinyaller var. Bütün dünya da Doğu Kudüs'ün ve Mescid-i Aksa'nın İsrail'in mülkiyetinde olmadığına inanıyor. Dolayısıyla kurtarılmış Kudüs'te namaz kılmak herkesin rüyasını süsleyen bir husustur. Başta Filistinliler olmak üzere herkesin ortak arzusu ve temennisidir. Gerçekleşmesi halinde büyük sevinçtir. Bunun dışında kalanlar ya Hıristiyanlar ya da Yahudiler olabilir. Mescid-i Aksa'da namaz kılmanın alternatifi ya Kumame Kilisesinde İstavroz çıkarmaktır veya da son sıralarda bazı kripto subayların yaptığı gibi Ağlama Duvarında gözyaşı akıtmaktır.
Eğer eleştirilerin arkasında şahsi dürtüler varsa Beki yine tırmanış şeridine geçti demektir. Bugüne kadar gözünü diktiği her yere geldi. Özkök, Akif Beki'ye katılırken Kerim Balcı da Ahmet Davudoğlu'nun temennilerine can u gönülden iştirak ettiğini yazmaktadır. Kerim Balcı lafı gediğine oturtmuş ( Praying in The Al_Aqsa Masque and the foreign minister, 17 June 2010).
Peki, gerçekten de Başbakan Erdoğan Davudoğlu'nu harcamak mı istiyor? Bunun için Akif Beki'yi mi görevlendirdi yoksa o gönüllü mü oldu? Ya da Akif Beki'nin şahsi hesapları mı var? Yani vekaleten değil de asaleten mi saldırıyor? Bugüne kadar Beki'nin her istediği makama tırmandığı ve Erdoğan ile altlı üslü bir daire kiraladığı da biliniyor. Özlediği için gazeteciliğe geri döndü. Sakın siyasi makamları da özleyerek Davudoğlu üzerinden bazı makamlara geri dönmek istemesin? Belli de olmaz. Bugüne kadar her istediğini kopardı ve her istediği tepeye tırmandı. Bu kadar kısa dönemde bu kadar geniş kariyer her kula nasip olmaz. Amiyane tabir ile adamda biraz 'şeytan tüyü' olmalı.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




