2001 krizi, 24 Ocak (1980) Kararlarıyla serbest piyasa ekonomisine geçiliyor söylemi altında laçka ya da lagar kapitalizmin uygulamalarının finans cephesinde patlaması şeklinde de yorumlanabilir. Ancak krizin finans alanında patlak vermesine rağmen, şöyle veya böyle üreten, yetersiz de olsa istihdam imkanı sağlayan bir ekonomik yapı vardı. Zaten finans alanında yapılan düzenlemeler bu yapıya dayanarak bir takım sonuçların alınmasına imkân hazırlayabilmiştir.
2002'den 2007'ye kadar, iktidarın kendi anlayışı koşutluğunda aç gözlü, görgüsüz ve murai bir oligarşi oluşturması bu şartların sağladığı imkanlarla gerçekleştirilebilmiştir. Temelde yatan sorun, başta ekonomi olmak üzere millî ile gayrimilli olma sorunudur. Türkiye'nin tarihi sorumluluğunun doğal sonucu olan İslâm uygarlığı iddiasını somut uygarlık rekabeti bilincine dönüştürebilmesinin temel dinamiği millî ekonomiyi oluşturmasına bağlıdır. Sağlıklı bir tartışmaya bağlanamamış olan II. Mahmud'un yeniliklerinin odağında yer alan ekonomik düzenleme girişimi, II. Abdülhamid'in borçlanmaya yönelmeden kendi kaynaklarıyla, borç ödenmesi de dahil, devletin ekonomik alanda öncülük etme politikası ve Cumhuriyet'in ilk bir kaç onlu yıllarında başlattığı ekonomik hamleler milli ekonominin temel oluşturma çabaları olarak görülmelidir. Marshal Yardımı, San Fransisko Konferansı ve çok partili hayata geçiş ile birlikte milli olan ile gayrimilli olanın mücadelesi yeni bir mecrâda başlayacaktır ya da yeni bir veche olarak sürdürülecektir. Ne var ki mücadele, daima başka alanları işâret eden söylemler, simgeler ve imgeler bağlamına kaydırılarak yapılacaktır.mesela Nuri Demirağ'ın Millî Kalkınma Partisi, ileri sürdüğü ekonomik görüşleri nedeniyle tepelenirken, söylem bütünüyle farklı gerekçelere dayandırılmıştı. '60'lı yılların sonlarında siyaset alanında tezahür eden Millî Görüş hareketi, hiçbir zaman ekonomik iddiaları gerekçe gösterilerek siyaset dışına itilmek istenmemiş. Aksine birtakım söylem, simge ise imgeler bahanesiyle yok edilmeye çalışılmıştır.Sözgelimi Anayasa Mahkemesi Millî Nizam Partisi (MNP)'ni kapatırken, Adapazarı/Sapanca'da yapılan bir toplantıda "Besmele" çekildiğini laiklik karşıtı eylem olarak nitelendirmişti. Görünüşte sorun "laik"miş gibidir, ama dikkatli bir irdeleme böyle bir sorunun anlamını bulmada zorlanacağıdır.
Yedi yılı aşkın bir süredir iktidarda bulunan bugünkü hükümet, neden ve gerekçeler ne olursa olsun, daha açık seçik ortaya çıkan sonuçlar bakımından Türkiye'nin milli ekonomi hedef ve ihtiyacını battal bir duruma getirmede, tarihi bir rol oynamıştır. Tarihi, millî ve stratejik tüm ekonomik kuruluşlar, elbette ülkede toprakları üzerindedir, ama bu halka, kamuya ait değildir. Üstelik halkın yaşama alanı yanında varlık alanını da daraltma, hatta yok etme yönünde faaliyetlerini rahatça sürdürmektedir. Kaynaklarını kendi varlık ve kalkınması yönünde kullanamayan, insan gücünü üretime yönlendirip değerlendiremeyen milli hasılasını yatırım ve istihdam yerine borç ve faizine ödemekten başedemeyen, tüketimiyle yabancı üretimi teşvik eden bir ülke, yönetim, önünde sonunda halksız kalmaya mahkumdur.
Bütçe açığına tedbir olarak tartışılan ya da düşünülen şu hususlar, sanıyorum, içinde bulunulan durumun vahametini ihtar eder niteliktedir. Gerçi Maliye Bakanlığı yaptığı açıklamada basında yazılan tedbirleri kararlaştırmamış olduğunu belirtse de, ekonomik çöküşün veya oraya doğru gidişin gerçekliğini ortadan kaldırmıyor. Kaldıki genel ve yerel yönetimlerin aldığı zam kararları bu gerçeğin somut göstergesidir. Geçen yıl yağışların azlığı nedeniyle İSKİ'nin zam kararı bir dereceye kadar ekonomi mantığıyla bağdaştırılabilir, ama barajların yüzde doksan doluluk oranına sahip olduğu bir zamanda yapılan zammı hiç bir ekonomi mantığıyla açıklayamazsınız. Nitekim Büyükşehir Belediye Başkanı, İstanbulluların denize rahatça girebilmeleri için böyle bir zammın zorunlu oluduğunu açıklamıştı. "Kel alaka" demek doğrudur belki, ama anlamlı mıdır?
Bütçe açığı bağlamında basında yeralan tedbirlerden bir kaçını örneklendirme kabilinden buraya alıyorum.
- Mal ve hizmet alımlarına sınır getirilmesi, yani devlette tasarruf. Tabii, Başbakan'a kaçıncı yeni bir uçağın alınması bu kapsama girmez.
- KÖYDES ödeneklerinde yüzde 20 tasarruf yapılması (Tabii, herhangi bir seçim yapılıncaya kadar).
- Sokak aydınlatma bedellerinin tüketicilere yansıtılarak ödenmesi (Yani yeni bir vergi ihdas edilecek demektir bu).
- Yurtdışı çıkış harcının artırılması (yüzde yüz).
- Hususi araçlarda MTV'nin bir taksit fazla alınması. Emlak vergisi de öyle.
- İlaçta katılım payının emeklilerde yüzde 10'dan 15'e, çalışanlarda yüzde 20'den 30'a çıkarılması.
- Sağlık personeline döner sermayeden yapılan katkı payı ödemesinden yüzde 15 kesinti yapılması.
- Maaşa esas haftalık ders saat ücretinin 15 saatten 20 saate çıkarılması.
- Memurlara verilen toplu görüşme piriminin kaldırılması.
- Sosyal yardımlaşma fonuna ayrılan payın yüzde 20 azaltılması.
- Özürlülerin eğitim desteği ödemesinde 1/3 oranında indirime gidilmesi. (Milliyet Gazetesi, 27 Temmuz Çarşamba)


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



