Türkiye ekonomisi iyi yönetiliyor mu? Çok geniş bir perspektifte ve farklı bakış açılarıyla cevaplanması gereken bir soru bu. Bugün ekonominin dümeninde olan iktidar partisi, ekonomiyi çok iyi idare ettiğini, makro dengelerin yerli yerinde olduğunu, ekonomik parametrelerin de çok olumsuz bir tablo çizmediğini iddia ediyor. Eğer onların gözlükleriyle ve onların söyledikleriyle ekonomi rakamlarını değerlendirirsek, bir çok asıl gerçeği ıskalamış ve halkın gerçek gündemi olan piyasalarla ilgili olarak yanlışlara düşmüş olabiliriz.
Aykırı ekonomist Prof. Dr. Osman Altuğ, Türkiye'yi idare eden maslahatgüzarcı zihniyetin ekonomiyi döviz, borsa, faiz üçgeninde idare etmeye çalıştığını, insanların da zihinlerinin bu şekilde şartlandığını ifade ediyordu.
Borsa yukarıdaysa durum iyi.... Döviz fazla ateşli seyretmiyorsa durum iyi.... Faizler orta seviyelerdeyse durum iyi.... Aslında böyle bir şey yok. Ekonomi pazar fiyatlarından alın, Merkez Bankasında durumun nasıl idare edildiğine kadar herşeyi geniş şekilde kuşatan, kapsayan ve çerçeveleyen bir bütün.
Önceki günlerde TRT 2 ekranlarında ORKA Grup Yönetim Kurulu Başkanı Süleyman Orakçıoğlu ve gazetelerin ekonomi müdürlerinin konuk olduğu, başköşede ise Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Ali Babacan'ın oturduğu bir program izledim.
Süleyman Orakçıoğlulu, Türkiye ekonomisindeki rakamsal parametrelerin yerli yerinde gibi göründüğünü, fakat cari açığın tehlike arzettiğini belirterek, "Cari açığı aşağıya çekmek ve daha da risk oluşturmasını önlemek için ihracatçıyı desteklemek, bu konuda ihracatçının önünü açmak gerekir. Bu noktada neler yapacaksınız?" şeklinde Babacan'a bir soru sordu. Ali Babacan, "İhracatçının desteklenmesi noktasında bütçe gerçeklerinden farklı hareket edemeyiz" diyerek soruyu ve çok önemli bir konuyu geçiştirdi.
Türkiye, enerji ithal eden bir ülke.... Ekonomimizdeki en önemli karadeliklerden biri olan cari açığı tetikleyen en önemli unsur enerjide dışa bağımlı olmamız. Bu dengesizliği ortadan kaldırmak için ithalat ve ihracat arasındaki makası kapatabilmemiz için, Türkiye'nin ihracatının ithalatından daha fazla olması gerekiyor. Enerjide ithalat rakamlarımız neredeyse 50 milyar doları buluyor. Cari açığımız da hemen hemen bu seviyelerde. Cari açıktaki bu riski kaldırabilmek için ihracatın desteklenmesi demek, ülke içindeki üretimin daha da artması demek. Bu üretimi sağlayacak eleman istihdamı sağlanması, böylelikle işsizliğin azaltılması demek. Türkiye ekonomisindeki birinci büyük karadelik, işsizliktir. Hükümet bu noktada ne yaptıysa başarılı olamamıştır. Resmi verilere göre işsizlik oranları yüzde 13 civarındadır. Ama biz gayri resmi rakamlara göre bu verilerin yüzde 25 seviyelerinde olduğunu düşünüyoruz. Yani, Türkiye'de çalışabilir nüfusun her dört kişisinden birisi işsiz durumdadır.
Enerjide dışa bağımlı olmamız da ekonomimizin en önemli karadeliğidir... Bir yerlerde petrol ve doğalgaz bulamayacağımıza göre, bu enerjiye ulaşacak parayı ve dövizi bir yerlerden sağlamamamız gerekiyor.
Bu bağlamda, Süleyman Orakçıoğlu'na "İhracatçıya kalkan olmalıyız" teklifi dolayısıyla kulak vermemiz ve bu noktada ihracatçının önünü açacak çalışmaları yapmamız icabediyor.
Hükümet, ekonominin kendi gerçekleriyle değil, kendi burnunun dikine bu işleri halletmeye çalışıyor. "Benim doğrum, en doğru" zihniyetiyle bazı şeyleri ertelemeyi hükümet etmek zannediyor. Oysa, şimdiden ertelenen bazı gerçekler, yarın bir gün ülkenin önünde çözülmesi gereken daha büyük problemler olarak yeralabileceklerdir.
Ne demiş atalarımız: Bugünün işini yarına bırakmayacaksın...
Küçük zannettiğiniz bir karadelikte boğulursanız, bunun faturasını millet ödemek zorunda kalır.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



