Bugünkü 'Ekonomik sistem topallıyor' faslını kısa kesecek, bu köşenin günlük hacmi nisbetinde yazılması gerekenleri yazdıktan sonra, müsaadelerinizle memleketlerimin bulunduğu kısa bir 'Balkan' faslına geçeceğim. Önce ekonomik sistem sorunları:
Yaşadığımız global kriz, ekonomik modellerin, özellikle de ekonometrik modellemelerin neredeyse tamamen değerini yitirdiğini gösteriyor.
- En gelişmiş ülkelerdekiler dâhil tüm Merkez Bankaları, bu krizde hata yaptı. Neredeyse hepsi krizi öngöremedi ve krizi önlemeye yönelik tedbirler alamadı.
- Geleneksel ekonomi teorileri ve ekonometrik modeller ülke büyümelerindeki devamlılığı, krizlerin önlenmesi için neler yapılacağını, piyasaların hangi yönde hareket edeceğini açıklayamıyor.
- Günümüzün ekonomi politika ve programları, "enflasyon hedeflemesi", "mali kural" konulması, "kur hedeflemesi", "sıkı para politikası", "stres raporları" gibi cilalı ve göstermelik tedbirler alınmasıyla uğraşıyor. Ekonomistler, kredi darboğazlarının nasıl aşılacağı ve günümüzün Merkez Bankalarının nasıl olup da yanlış istikametlere yönelebildikleri konularını incelemiyor.
- Ekonomik krizde, dalga tersine dönünce, özel sektörü ve bankaları kurtarmak adına devletlerden yardım istendi. Liberal prensipler uyguladıklarını söyleyen hükümetler, kendilerini sosyalist uygulamalar içinde buldular.
- Artık, ekonomi dünyasında bakılması gereken en önemli veri, "borç stoku" hâline geldi. Yalnız, borcun büyüklüğü değil, ödenen faiz yüksekliği de ülkelerin ve şirketlerin geleceğini şekillendirecek.
- Tüm gelişmekte olan ülkelerde uygulattırılan politikalar birbirine benziyor. Paraların değerli tutulması sayesinde bol ithalat yapılıyor. Sonuçta, enflasyon düşüyor, hükümetler daha fazla oy alıyor. Ama, üretim gücünü ve dışa bağımlılığı düşünen yok.
'Ekonomik sistem topallıyor' faslı bugünlük bu kadar; son bir yazıyla bitireceğim.
Bilenler bilir, bundan önce Millî Gazete'de birkaç yıl 'dış politika' yazıları yazdım ve zaman zaman -biraz da bir Balkanlı olmanın etkisiyle- bu bölgedeki sorunları yazdım. Akif Emre'nin bugünkü "Makedonya'dan yükselen çığlık" yazısı beni tekrar o günlere götürdü. Memleketlerim Kosova, (Arnavutluk,) Sancak, Karadağ ve Bosna ile hanımımın memleketi Makedonya'daki Müslümanların ekonomik, siyasi ve sosyal durumları perişan. Bu perişanlığı Kosova'da 120 hane oluşturan yakın akrabalarım ile diğer Balkan ülkelerindeki yakın akraba ve arkadaşlarımdan zaman zaman gelen çığlık veya feryatlardan biliyorum.
Son çığlık/feryat Makedonya'dan gelmiş. Akif Emre diyor ki; "Kosova'daki seküler Arnavut milliyetçiliğine, Arnavutluk'taki Müslümanların dinini değiştirmeye azmetmiş Vatikan politikalarına, Makedonya'daki asimilasyon politikalarına gözlerinizi kaparsanız tam bir romantizm yaşayabilirsiniz." Sonra sözü Makedonya'dan gelen feryatnameye bırakıyor:
" (...) Burada son bir kaç sene içinde çok yenilikler oldu, ancak bizim Müslüman Türkler bu yenilikleri kendi lehine kullanamıyorlar maalesef. Bir ayrılık, gayrilik almış gidiyor... Gençlerde Makedonların yaşantısına, adetlerine, diline özentiler... Gördüğüm şeyler karşısında bir şeyler yapmalı, bir yerden başlamalı diye düşünerek size bunları yazıyorum... / Müslümanlar Türk, Arnavut, Boşnak bir araya gelmesin diye çeşit türlü kirli oyunlar oynanıyor. Gizliden gizliye göç ettirme siyaseti mevcut. Sanki bu devlet sadece Makedonların, başkasına burada yer yok. Bunları Türkiye'de bazı kişilere anlattığınız vakit siz suçlu oluyorsunuz! (...)"
Feryatname uzun, benimse yerim bu kadar! Daha fazlasını merak ediyorsanız, Akif Emre'nin 17 Ağustos 2010 tarihli (Yeni Şafak) yazısına bakabilirsiniz.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



