Dördüncü sohbetimizde şu soruları sormuştuk; neden kendi ilke ve değerlerimize uygun bir piyasa tasarlamıyoruz? Neden aklı, gerçekleri, tecrübeyi ve ilmi esas alan bir yapı oluşturmuyoruz?
Mevcut zihniyetten hemen şu itirazlar geldi. Ekonomi ayrı bir şeydir, sizin ilke ve değerleriniz ayrı. Bunları bağdaştırarak ne oluşturacakmışsınız!
Evet, mevcut zihniyetin anlamadığı, anlayanlarının ise yanaşmadığı başlangıç noktası da burasıdır. Bakınız, faiz ve diğer ilkeler bir yana size bir başka temel değerimizden bahsedelim. "İsraf etmemek" bizim kültürümüzün en önemli değerlerinden biridir. Dinimizde de "israf etmek" haramdır. Kısacası bu bizim için önemli bir ilke ve değerdir. Bir ekonomi şekillenecek ise, bu ilke ve değerimizin onun merkezinde olmasını arzu ederiz.
Halbuki mevcut ortodoks ekonomi zihniyetinde bunun tam tersi hakimdir. Ekonominin merkezinde ne olursa olsun "tüketmek" vardır. İsraf olmuş olmamış hiç önemli değildir. Önemli olan tüketimin canlandırılmasıdır.
Bugün yaşadığımız krizi atlatabilmek için bütün dünya tüketimi canlandırmaya çalışmaktadır. Tüketimi canlandırmak için çok uzun vadeli ve düşük faizli krediler verilmektedir. Reklamlarla her türlü etki kullanılarak insanların satın alma hisleri harekete geçirilmeye çalışılmaktadır.
Daha basit bir ifade ile mevcut krizi atlatmak için sistem bize şunu önermektedir. Var olup olmadığına bakmaksızın bir iki takım elbise daha almalıyız. Evdeki buzdolabını, çamaşır makinesini, televizyonu ve diğer beyaz eşyamızı değiştirmeliyiz. Eğer şu anda yeterli paramız yok ise bu tüketimi desteklemek için bize çok uzun vadeler yapmaya da hazırlar.
Basit mantıkları şu; tüketim olursa üretim artacak. Üretim artınca iş ve istihdam artacak. İş ve istihdam artması ekonominin canlanması demektir.
Bu zincir ilk bakışta gayet mantıklı görünebilir. Ancak unutmamak gerekir ki iflas etmiştir.
Mevcut ekonomi anlayışı "israf etmeme"yi merkezine koymaz. Dolayısıyla neticede şu anda olan olur! İhtiyacımız olmamasına rağmen, reklamlarla gaza gelip, birçok eşya alırız. Gardıroplarımız kullanabileceğimizden fazla giyecek ile doludur. Buzdolaplarımız yiyeceğimizden fazla gıda ile doludur.
Bunların büyük bir çoğunluğu israftır. Bizim istediğimiz ise, ekonomik sistemin merkezinde "israf etmeme" ilkesinin yerleştirilmiş olmasıdır. Tabiî ki burada bahsettiğimiz şey sistemin buna göre tasarlanmasıdır. Yoksa, bize verilecek "canım siz de israf etmeyin" cevabından çok öte bir şeydir.
Bizim bir başka değerimiz, örneğin, "aldatılmamamız"dır. Aldatan bizden değildir. Eh, şimdi bakıyoruz da aldatma sistemin merkezine yerleşmiş. Reklamlar bunun en büyük aracı! Bir deterjan reklamına bakıyorsunuz, tamamen bilgisayarda üretilmiş animasyonlardan ibaret. Kötü küçük canavarlara benzetilen kirleri, deterjanın süperman'ı öldürüp yok ediyor. Ya da çocuk gıdalarına bakalım. Çocuk o gıdayı yiyiyor ve bir anda büyüyor.
Pinokyo'nun burnu gibi!
Evet fırsat bu fırsattır. Sahip olduğumuz ilke ve değerlerimizle barışık bir şekilde pazarın yeniden tanzim edilmesi gerekir. Ortodoksların karşımıza çıkıp da iflas etmiş fikir ve sistemlerini yeniden bize pazarlamalarına izin vermemeliyiz.
Bu sohbetlerde size anlatmaya çalıştığımız da budur. Adam'ın, Karl'ın, John'un fikirleri bizim ilke ve değerlerimiz ile uyuşmaz. Biz bize benzeriz. Onlara benzemek için kendimizi zorlamayalım. Doğal ve kolay olanı yapalım.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



