Okullar açıldığında, Devlet-i Aliyyemiz öğrencilere kitap verir. Hem de şık bir organizasyonla.
Kimse kitap derdi taşımaz.
Kitap alamayanlar yüzünden dersler aksamaz.
Okulun ilk günü, parlak poşetlere konan ders kitapları, sınıflarda öğrencileri bekler.
Veliler memnun, öğretmenler mutlu, çocuklar ziyadesi ile rahvan.
Ekmek elden su gölden rahatlığı ile ellerinin altındadır ders gereçleri.
Yine de keşke bu israf, hali vakti yerinde olanları kapsamasa da, yoksullara sadece kitap verilse diyorum.
Fakir öğrencilere daha fazla katkı yapılıp, üst baş ve harçlık ihtiyaçları giderilse diye düşünüyorum.
Benim asıl derdim, okulun ilk günü bu poşetleri hazırlayan devletimiz, okulun son günü de benzer bir projeyi neden düşünmez.
Çocuklar ellerindeki kitapları poşetleyip son gün neden okula getirmez.
Madem devletimiz büyük bir masrafa girip öğrencilere her yıl kitap dağıtmakta.
Hazıra dağ dayanmaz.
Kullanılmış kitapları da aynı başarılı organizasyonla toplayıp, onları kâğıt hamuru yapıp yeniden kitap basarak, milyonlarca ağaç kaybını önleyebilir.
Bu kadarcık basit bir organizeyi beceremiyor mu devlet-i Aliyemiz.
Projenin adı: "Kitapları getirmeyene karne yok" Bu yazıyı yazmama neden olan olay, mahallemizdeki çöp konteyneri yanına bırakılan poşetlerdeki bir önceki yılın ders kitapları idi.
Kâğıt kiosku olmadığı için, yine de bilinçli aileler, ıslak çöple atmaya kıyamamışlar, kâğıdın kutsallığı hürmetine poşetleyip yan tarafa bırakmışlar.
Kaç kez yazdım, kâğıttaki israf hovardalığı, helakimizi hazırlıyor diye.
Yiyeceklerin kâğıt ambalajlarını çöpe götürürken ne kadar acı çekmekteyim.
Hangi ağacın kanı damlamaktadır ellerimize; bu suçluluk, nasıl ağır gelmekte.
Çöle dönmüş bir şehirde yaşamaktan utanmıyorsak, artık ne söylesek az.
Bir diğer kutsal israfı da ekmek.
Buğday ithal edecek kadar israfta zirve yapmaktayız.
Günde 82 milyon ekmek üretmekte imişiz.
Bunların 4 milyon 660 bini çöpe gitmekte imiş. En çok israf ise öğrenci yemekhanelerinde imiş.
Sonra evler, fırınlar, lokantalar, kurum yemekhaneleri gelmekte imiş.
Fırınlar, lokantalar, yemekhaneler siz bari ekmeği çöpe atacağınıza, yoksullara duyuru yapıp onlara dağıtsanız.
Ekmek parası için zorlanan milyonlarca yoksul, yaşlı, emekli ve sosyal güvenliği olmayanlar gelip alabilseler.
Olur mu ille çöpe atılacak.
İnsan kursağına değil, toza toprağa, lağım sularına karıştırılacak.
Ekmeği yerlerde süründüren bir millet kolay kolay abad olamaz.
Öğrenci yemekhanelerinde etüd yaptıran öğretmenler sadece çocukların dersleri ile değil, israf kültürü ile de ilgilenip, güzel insan yetiştirmeyi murad etseler bu denli büyük yanlışlar çıkmaz.
Ekmek ve kâğıt ile başlayan liste, ilaç ve başka tüketim maddeleri ile sürmekte.
İçimizi yakan ilaç israfı da büyük yaralarımızdan.
Yoksulların alamadığı en ölümcül hastalıkların dermanları, hoyratça doktorlara yazdırılıp, az bir para ödendiği için kolayca alınıp, kullanılmayanlar çöpe boca edilmekte.
Bu hak katliamının bir sorgucusu olacaktır.
Evdeki kullanılmayan ilaçları en yakın sağlık kuruluşuna teslim etmeyip çöpe atanlar, büyük günahlardan birini işlediklerini unutmamalıdırlar.
Kul hakkına girmektedirler.
Birileri imkânsızlıktan yavrusunun ilacını alamazken, diğerleri onunla alay edip, ilaçları çöpe tepiyorsa.
Vicdan iflas etmişse eğer.
Elbet hesabı, ilahi makamlarca sorulacaktır.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



