Başbakan Erdoğan, referandum vesilesiyle AYM ve HSYK ile değişiklikleri anlatırken, "Anadolu'da birçok Adalet Sarayı yaptık, bilgisayarlı sisteme geçtik, fiziki eksikliklerin yüzde doksanını tamamladık, şimdi sıra içeriğe geldi, referandum bunun için önemli." dedi. Başbakan, eğitim ve öğretimden bahsederken de açılan dersliklerden, yapılan okullardan, okullara kurulan bilgisayar sisteminden, bedava dağıtılan ders kitaplarından bahsediyor. Bunlar da eğitimin fiziki yönü. Acaba bilgisayar ağı eğitime ne katıyor? Katkısı olumlu mu olumsuz mu? Bu arada müfredatta, SBS sınavında ve okul türlerinde de bazı değişiklikler oldu. Ama bu değişim, eğitimin sorunlarını çözmedi, aksine örttü. Çünkü eğitim sorunu fiziki değil ruhi bir sorundur. Nice binasız, branş öğretmensiz yıllar geçmiştir ki toplum ve özellikle öğrenciler bundan bir zarar görmemiştir. Sorun daha derinlerde: Sistemde. Bir eğitim sistemi düşünün ki o sistemde liselerin varlık amacı "Üniversiteye öğrenci hazırlamak" olsun. Böyle bir amaçla lise eğitimi olabilir mi? Öğrencinin dokuz yıllık gayesi, varsa yoksa üniversiteye girmek. Önümüzdeki yıllarda zorunlu eğitim on iki yıla çıktığında da bu değişmeyecek. On iki yılı üniversiteye girmek için programlamak kadar büyük bir yanlışlık olamaz. Amaca ulaşmanın galibiyet, kazanç sayıldığı bir yerde bütün yollar mubah görülür. KPSS'deki kopya olayının sebebi de budur.
Eğitimin en önemli sorunu, öğretmen sorunudur. Ama bu sorun, öyle öğretmensizlik veya branş yetersizliği ile ilgili değildir, öğretmenin bizatihi kendisi sorundur. Bir meslek düşünün ki onu icra edenler "Hiçbir şey olamazsam öğretmen olurum." anlayışı taşıyanlar arasından seçilmiş. Bir meslek, fakülteyi bitirdikten sonra garanti bir iş olarak algılanıyor ve aslında öğretmen olmak istemeyen ancak işsizlikten kurtulmak, bir an önce ev bark kurmak amacıyla mecburen icra ediliyorsa orada eğitim-öğretim olmaz. Hiç olmazsa öğretmen olurum mantığıyla, öğretmen olanlar, liselerin o söylediğimiz amacını bile gerçekleştiremiyor ve dershaneler işte bunun için yaşıyor.
Eğer bu ülkede tıp eğitimi bu kadar popüler olmasaydı, doktorlar gelir bakımından toplumun en iyileri arasında bulunmasaydı ve tabipler "hiç olmazsa doktor olur" mantığıyla doktorluk yapsaydı, emin olunuz hastaların yarısından fazlası o doktorların elinde yanlış teşhis ve tedaviden ölürdü. Hiçbir şey olamıyor, bari inşaat mühendisi olsun, anlayışı olsaydı; oturduğumuz bütün binalar başımıza çökerdi. Sağlık ve imar işleri mi önemli eğitim mi? Bu sene eğitim ordusuna alınan elemanlar en az 30 yıl görev yapacak. Bu demektir ki şimdi göreve başlayan bir öğretmen 2040-2045 yılına kadar okullarda olacak. O zamana kadar yetişecek nesli düşünebiliyor musunuz? Hiç olmazsa öğretmen olurum ile yürüyen bir meslek elinden çıkan insanlardan meydana gelecek bir toplum olacağız. Bunu söylerken bütün öğretmen adaylarının aynı mantıkla hareket ettiklerini iddia etmiyorum. Geçmişte öğretmenliği bu anlayış doğrultusunda seçenlerin yanında, günümüzde bu oranın çok daha fazla olduğunu söylüyorum. Özetle, öğretmenlik, devletin en çok istihdam ettiği alanlardan biri olarak tercih edilmekte ve mesele insan unsurundan ayrı olarak ele alınmaktadır. Yılda şu kadar öğretmen alımı var öyleyse buraya gireyim; denilen bir sistem öğretmen yetiştiremez, oradan öğretmen yetişmez. Niçin öğretmen oluyorsun sorusunun cevabı para ile kesişmemelidir. Öğretmen olacak kişinin kriterlerini biz belirleyecek değiliz. Eğitimciler, anne-babalar, psikologlar, sosyologlar, siyasiler ve diğer yetkililer nasıl bir öğretmen sorusunun yanına nasıl bir toplum sorusunu da eklemeli ve ilköğretimden itibaren belli eserleri okumayan, ahlaki tutumlarında zaaf tespit edilen, insanları ve öğretmeyi sevmeyen, kişi öğretmen olmamalı. Bu ölçüt, bütün branşlar için kabul edilmeli. Günümüz eğitim sisteminde çocuk üzerinde en çok etkili olan kişinin ilköğretim okulu öğretmenleri vardır ki bundan böyle bu okul öncesi öğretmenlerine inecektir. Çocuklar öğretmen olmak isterken öncelikle ilkokul öğretmenlerinden hareketle bu karara varır. Günümüz eğitim anlayışı "öğrenemeyen öğrenci yoktur; öğretemeyen öğretmen vardır." noktasına gelmiştir. Öğretmen sadece bilgi veren, veri depolayan ama örnekliğini kaybetmiş durumdadır. Bir öğretmenin deyişiyle "Öğretmenliğin kral olduğu dönemde öğrenci idik; öğrenciliğin kral olduğu dönemde öğretmen olduk." anlayışı kırılmalıdır.
Öğretmen yetiştiren meslek liselerine girişten başlamalı iş. Bize artı puan veriliyor, garanti meslek anlayışı orada da var çünkü.
Eğitimin sorunları, fiziki sorunlar, ders kitapları filan değil. Eğitimin en önemli sorunu, öğretmen sorunudur. Kişinin sevmediği, statüsünü beğenmediği, ilk fırsatta üzerinden çekip attığı bir unvan olarak görülen öğretmenlik misyonu en az cami mihrabını ve kürsüsünü geçim sıkıntısı sebebiyle dolduran kişiler kadar verimsiz, sorunlu ve tehlikelidir. Görülüyor ki mesele dönüp dolaşıyor işsizliğe, ekonomiye ve refaha dayanıyor. Öyle mi? Biz de diyoruz ki modern toplumları iki şey helak edecek. Özgürlük ve refah anlayışı... İşte bunun misali de öğretmen sorunudur. Bu böyledir.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



