İmam-ı Gazali, çocuk eğitiminde, anne babanın rolüne vurgu yaparak, eğitimin aile içinde şekillendiğini belirtir. Çocukların, gelecekte, adil, paylaşımcı, sevecen, saygılı ve yardımsever birer insan olabilmeleri için, ailenin sofrada bazı kuralları vermesi gerektiğini söyler. Yani bir yerde, aile bireylerini bir araya getiren sofranın çocuğun eğitiminde önemli bir rolü olduğunu belirtir. Gazali'ye göre sofrada anne babanın çocuğa vermesi gereken kurallar şunlardır:
1- Ebeveyn, çocuğa sofraya başlamadan önce besmele çekmeyi öğretmeli, yemekten sonra şükretmeye teşvik etmelidir.
2- Çocuk etrafındaki insanları rahatsız etmemeli, ağız şapırdatmamalı, yemeği üstüne başına dökmemelidir.
3- Çocuk yemeği önünden yemeli, başkalarının alanına geçmemelidir.
4- Çocuk yemek yerken, kardeşlerinin hakkını da düşünmeli ve kendine düşen kadarını yemeli.
Gazali'nin de ifade ettiği gibi, çocuk burada sadece karnını doyurmakla kalmıyor, aynı zamanda, etrafındaki insanların haklarına saygı göstermeyi, tok gözlü olmayı, saygıyı, hürmeti öğreniyor. Tabi, Gazali kendi çağının kurallarına uygun olarak böyle bir tavsiyede bulunduğundan bugün bu kuralları anlamakta güçlük çekebiliriz. Çünkü, burada eski kadim gelenekte olduğu gibi, büyükçe bir kabın etrafında dizilmiş, aynı kaptan yemek yiyen çocuklar kast ediliyor. Kardeşler birbirlerinin haklarına saygısızlık yapmamayı, adil olmayı, paylaşmayı, fedakarlık yapmayı burada öğreniyorlar.
Yaşadığımız çağda, yemeklerimizi, modern masalarda, ayrı ayrı tabaklarda yiyoruz. Ama aynı kuralları, aynı tavsiyeleri içinde bulunduğumuz şartlara uyarlayarak çocuklarımıza faydalı olabiliriz. Zamanın içini kendi öz değerlerimizle doldurarak, medeniyeti önce evlerimizde inşa edebiliriz. Evlerimiz, bizi içinde bulunduğumuz sosyal kaoslardan, yozlaşmış kültür kırıntılarından, isyan kokan yüzlerden, kulaklarımızı tırmalayan seslerden koruyan bir yer değil midir? İslâm'ın gönüllere aktığı ev Erkam'ın evi değil midir? Evlerimiz, sadece sığındığımız bir liman değildir, aynı zamanda bir eğitim yuvasıdır. Burada aile bireyleriyle hoşça vakit geçirir, sevgiyi, paylaşmayı, sabrı öğrenir, hayatı tanırız. O yüzden yaşadığımız mekan, ya da çağ ne olursa olsun, biz yine insanca yaşamın formüllerini burada yani evimizde oluştururuz. İşte Gazali de, modern insanın karın doyurmak olarak algıladığı yemeği, aile bireylerinin ev ortamında, sevgi alış verişinde bulunduğu, adil olmayı, paylaşmayı öğrendiği bir davranış olarak değerlendiriyor. Çünkü burada çocuk, ailenin eğitiminden geçiyor ve topluma öyle çıkıyor.
Altı çocuklu bir arkadaşımın aynı tutumu kendi evinde uyguladığına şahit oldum. Burada, kardeşler tencereyi alıyor ve kişi başına kaç tane dolma düştüğünü, kaç kaşık çorba alırsa diğer kardeşlerinin haklarını da korumuş olacağını hesaba katıyor.
İnancımızın ve kültürümüzün kurallarını bulunduğumuz zamana taşımamız gerekir diye düşünüyorum. Çağlar değişir, evler, mekanlar, yaşam tarzları, iş, eğitim... her şey değişebilir ve insanlar belki de daha iyi hayat şartlarına ulaşabilirler. Ama inancımızın temel düsturlarını, bulunduğumuz zamana taşımak her birimiz için bir şiar olmalıdır. Bizler de modern çağın, insana vurduğu darbelerle meşgul olmak yerine bulunduğumuz bu şartlara kendi geleneğimizin, inancımızın unsurlarını nasıl taşırız; bunu tartışmalıyız.
Her nedense, geçmişe özenirken, geleceğimizi bir türlü kuramıyoruz. Geçmişte, şöyle kültür, şöyle insanlık, şöyle dayanışma ruhu... vardı, o zaman insanlar yiğittiler, şimdi bizde bir şey kalmadı der dururuz. Şunu ifade edeyim, geçmişte de insanların sorunları vardı, şimdi de var, gelecekte de olacaktır. Bize düşen, mevcut imkanlar dahilinde, insanca yaşamaya gayret göstermek olmalıdır. Bu konuda yeterli bir bilinçlenmeye ihtiyacımızın olduğunu düşünüyorum. Bizler, artık, eskiden her şey çok farklıydı demek yerine, bu gün biz bu şartlar dahilinde sorunlarımıza nasıl bir çözüm getirebiliriz ya da değerlerimizi bu şartlarda nasıl inşa edebiliriz diye düşünmeli ve harekete geçmeliyiz.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



