Erzurumlu Hacı Necip Bezmiş amcayı tanıdıktan sonra "dert" kavramının yeri bende farklılaştı. Biz onu, 1975 ila 1979 yılları arasında tanımıştık. O bir manavdı, sahih ve gayretli bir Müslümandı. Otuz yıl sonra onu yeniden gördüğümüzde heyecanından, sevgisinden hiçbir şey yitirmemişti. Bu görüşüm onu bende daha farklı kıldı. "Allah derdinizi arttırsın" dediğinde bir anda yadırgamıştım. Bir öykümde ve bir başka yazımda bu imgenin üzerinde durmuştum. Bu, bende son zamanlarda bir leitmotive dönüştü. Geçenlerde öykümü kızıma sesli okuturken, dışarıdan kulak verdiğimde Hacı Necip Amca'nın sözünün, kavramının ne kadar önemli olduğunu bir daha düşündüm.
Kültür sanat sayfasına yazı yazarken, asıl yüzümle yüzleşiyorum. Millî Gazete gibi önemli bir gazetenin kültür sanat sayfasının önemi, değeri, anlamı bir başka farklılaşıyor. Yedi İklim dergisi ile ilgili söyleşim [20 Nisan 2009] Millî Gazete'de yayımlandığında, biraz kendimi, durumumu, koşulları ve çevreyi tarttım. Söylediklerim, yazdıklarım, düşündüklerim kimi ilgilendirir? Anadolu'ya konferanslara gittiğimde karşılaştığım gençlerin itirafları, düşünceleri beni daha bir mutlu ediyor. Olması gerekenler. Cumartesi günü Anadolu Gençlik dergimizin bir ilçe temsilcisi ziyaretimize geldi, birkaç saat oturduk. Onun edebi, heyecanı, ilgisi bana daha çok umut verdi.
Millî Gazete'nin, Anadolu Gençliğin, Millî Görüş'ün bu seçimden sonra, önemi daha da arttı. Çünkü Türkiye düzlemindeki gelişmeler bu durumu daha önemli kılıyor. Bu gençliğin, edep ve edebiyatla daha bir donanması gerekiyor. Daha çok okumayı, daha çok düşünmeyi, daha çok edepli olmayı zorunlu hale getiriyor. Toplumsal çözülme ve çürüme had safhada. Bu topluma örnek bir gençlik gerekli. Derdi olan bir gençlik. Her şeyi kendine dert edinecek bir gençlik. Bunun da çeşitli yolları var. Dil ve üslup bakımından edebiyat önemini koruyor. Çünkü temiz bir dille konuşan bir gençliğe gereksinim var. Dil bozuluyor. Bir genç heyecanını göstermek için tepkisini "ohaa!" olarak veriyorsa bu gençlikte bir sorun var. Bir genç, bırakın genci bir öğretmenin konuşma dili sınırlanmışsa bu toplumun önemli bir sorunu var.
Muhafazakâr gazetelerin para ve mal devşirmekten başka bir derdi yok. Çünkü muhafazakâr gazeteler diğerleriyle üslup ve dil olarak aynı. Hayata bakışları da öyle. Magazin kültürü bu kadar önceleniyorsa onların bir derdinin olmamasından kaynaklanıyor.
Hatiplik edebi bir dilden ve üsluptan geçiyor. Siyasa yapacakların bilgi birikimine, donanımına, kültürel oluşa gereksinimleri var. Hatiplik bağırıp çağırmakla olmuyor. Bir konuşmacı bilinçaltındaki bilgi birikimini, düşünce sağlamlığını konuşmaya aktardığında su gibi akıp gider. Elbette hatipliğin özel durumları var, deneyim ister. Deneyim de bir başına yetmiyor. Çünkü bilgi ile kendisini donandırmayan, beslenmeyen bir siyasa adamı zaman içinde konuşmaları kuru, yavan, sertleşiyor. Günümüz siyasa adamlarında bunu görüyoruz. Özellikle geçmişteki deneyimleri ve az buçuk bilgiler olmasa iyice sırıtacaklar. Hitabeti başka şeylerle örtmeye çabalarlar. Bunu en çok bu son seçimlerde gördük.
İslâmi düşüncenin, medeniyetin geleneğinden besleneler özeldirler. Çünkü onlar bu düşünce geleneğine, edebine bağlı kaldıkları sürece şuurlarından akan her söz ve cümle bir süzgeçten geçer. Kavramları karşılık bulur. Bu çizginin dışına çıkanların üslubuna dikkat edilirse nasıl bir sapma olduğu her hallerinden belli olur.
Günümüzdeki olaylar tam bir düşmanlık üzerine kurulduğundan ne edebiyatın, ne edebin, İslâmi kültür ve ahlâkın izleri orada olur. Çünkü vahşi bir ortamda yaşıyoruz. Her şey düşmanlık üzerine bina olunmuş durumda. Herkesin elinde acımasız biçici aletler var. Dil öyle, kültür öyle, düşünce öyle. Yabancı düşünceler ahlâkı öncelemez, çıkarı ve çizgiden çıkarmayı önceler. Zaten büyük savaş bu büyük düşünceye kendini geliştirir ve taktik oluşturur. Bir milleti bozmanın en temel yolu dilinden, ruhundan, özünden, kişiliğinden başlanılarak yapılır. Yıkma üzerine.
Öğretmeni, memuru, bürokratı düşünceden, edebiyattan, kültürden habersiz. Dar bir dünya içinde dönenip duruyor.
Gençlik; kısa, kestirme yoldan nasıl bir sıçrama yapacağının hesabında.
Nitelik öncelenmedikçe bir yere varılamaz. Geçmiş zamana döndüğümüzde, padişahı, paşası, doktoru, tarihçisi, müderrisi şiir ve edeple ilgilidir. Cumhuriyeti kuran ilk kadroya bakıldığında, tarihle, kültürle, düşünceyle mutlaka bir bağı vardır. O dönemin sanatçıları daha büyük sanatçılardı. Düşünürleri, felsefecileri, âlimleri, zenaatkârları, musıkişinaslarının tamamı öyledir.
Yeni zamana yürürken bu gençliğin batı öykünmecisi, kötü bir popçusu olmaktan öte bir durumu yok. Belli çevreler, kendilerine yetecek kadar eleman yetiştirirler, gerisi onları çok da ilgilendirmiyor.
Öyle ise genç kuşağımızın, önceleyeceği durumlar var. Edep günümüz okullarında verilmiyor. Tasavvufi ahlâk ve edep önemli. Onlar da yozlaşmış durumda. Edebiyatla olan tasavvuf edebi. Mevlâna, Yunus Emre, Muhyiddin İbn Arabi ve daha nicelerini buna ekleyebiliriz.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



