Türkiye, kitap okuma oranı bakımından birçok araştırmaya göre dünya genelinde en arka sıralarda yer almaktadır. Araştırmaların ortak sonucu şu; Türkiye'de bir kişi yılda sadece bir kitap okumaktadır. Ben rakamlar üzerinden yani oranlarla yapılan araştırmalara pek itibar etmem. Rakamlar matematiksel olarak doğruyu gösterebilir ama her zaman gerçeği yansıtmaz. Hayır, matematiği sevmediğimden söylemiyorum (kaldı ki matematik dersim 100 üzerinden 84'tü) bunu, bu gibi araştırmaların çoğu birkaç örneklem üzerinden ana kütle hakkında bilgi edinmeyle ortaya çıkıyor. Birkaç grup üzerinden genelleme yapılıyor. Rakamlarda 'suç' bulsam da bu 'suçlama' Türkiye'de kitap okuma oranının çok düşük olduğu gerçeğini değiştirmez. Kitap okuma oranının düşük olmasının sadece Türkiye'ye özgü bir durum olmadığını değişik açıdan birçok veriye dayanarak tahmin ediyorum. Bütün dünyada böyle; insanlar kitap okumuyor. Tarih kitap okuyanlarla okumayanların mücadelesi desem abartmış olur muyum? Kan dökücülüğüyle meşhur Moğol hükümdarı Hülagu Han Bağdat'ı kuşattıktan sonra yağmalayıp taş üstünde taş bırakmamış, aynı şekilde Bağdat kütüphanelerindeki bütün kitapları askerlerine Dicle nehrine attırtmıştır. Denir ki Dicle aylarca mürekkep aktı. Eğer o büyük yağma olmasaydı dünya şu anki durumundan bin yıl daha ileride olabilirdi; tabi insani medeniyet anlamında. Burada, kitabın insan hayatı dolayısıyla dünya medeniyetleri üzerindeki etkisinden söz etmeyeceğim. Okuma bağlamında edebiyatın değişmezleri üzerinde durmak istiyorum.
Türk edebiyatında, Cumhuriyet dönemi edebiyatımızda, önem verilen isimler hayatta iken birbirleriyle adeta kanlı bıçaklı olmuşlardır. Bunları ancak edebiyatla ilgilenenler bilir. Geniş okur kitlesinin bunlardan pek haberi yoktur. Edebiyatla ilgili insanlar başta öyle durumların olduğunu bilmezler. Sonradan, detaylı okudukça öğrenirler. Ki öğrenseler de söz konusu şair ve yazarların kitaplarını okuma yönündeki açılarında pek bir değişiklik olmaz. Örneğin bir insan hem Necip Fazıl Kısakürek ve hem de Peyami Safa okur. Oysa Necip Fazıl'la Peyami Safa arasındaki kavgalar o kadar düzeysizleşmiştir ki gazete köşelerinde birbirine ağza alınmayacak sözler yazmışlardır. Şimdi can alıcı nokta şu; o yazılar yani Necip Fazıl'ın yazıları Peyami Safa'yı, Peyami Safa'nın yazıları Necip Fazıl'ı günlerce üzmüştür. Üzmediğini kimse iddia edemez. Çünkü bu üzüntüler genelde yazıya geçirilmez hatta yakın dostlara bile anlatılmaz/anlatılmamıştır. Şimdi iki mümtaz yazar arasındaki kavgaları bir yana bırakalım. İlk çıkışlarından günümüze değin Necip Fazıl'ın kitapları okunuyor mu? Okunuyor. Peyami Safa'nın kitapları okunuyor mu? Okunuyor. Peki, o ağza alınmayacak sözler, iki karşı muhatabın ikisini de üzmekten başka ne işe yaramıştır? Koskoca bir hiç! Aynı durum Nazım Hikmet'le Peyami Safa, Nazım Hikmet'le Necip Fazıl arasında da olmuştur. Kimse bana ideolojileri sebebiyle kavga etmişlerdir demesin! Hiçbir peygamber, hiçbir âlim, hiçbir toplum önderi ideolojisini karşısındakine küfrederek savunmamıştır. Savunduğu ideolojiyi yaşayarak ve tebliğ ederek insanları ikna etmeye çalışmıştır. Yazmak (yazının her türü; şiir, hikâye, roman, deneme vb hepsi içine), konuşmak, icra etmek (her tür müzik) ve yapmak (sinema, tiyatro, heykel vb) da şairin, yazarın ya da meydana getiren sanatçının düşüncesini diğer insanlara -geniş anlamda- tebliğ olduğuna göre düzeysizleşmenin anlam ve amacı ne?
Günümüzde de benzer durumlar oluyor. İsmet Özel'le Hilmi Yavuz arasında olmuştu mesela. Ne kazandılar? Hiç! İki şair ve yazarın da kitapları okunuyor mu? Okunuyor. Biri fazla biri az, orası konumuz dışı. Yukarıda ve burada söylediğim okunmayı popülerlik yani çok satmak anlamında kullanmıyorum; belli bir edebi değerde, edebiyatımıza etkisi olmuş, nitelikli eser anlamında kullanıyorum. Bu konuyu açarak nereye varmak istiyorsun ey yazar diyebilirsiniz. Deyin. Az sabredin.
Bir şair ve yazar hayatını (hem okumak ve hem de yazmak anlamında) kitaba vermişse onu yolundan kimse döndüremez. Sövmekle, hakaret etmekle, arkasından konuşmakla bir şairi ya da yazarı yolundan döndüremezsiniz. Neden mi? Yazan bir insana (şair ve yazara) yazma yetisi Allah tarafından verilmiştir. Şairin ve yazarın kendi elinde dahi olmayan durumunu (yazmayı) kim değiştirebilir? Hiç kimse! Yazmak, yazan şair ve yazarın dahi elinde (iradesinde) olmayan bir şeydir. Yazmadan önce okumak da böyledir. Düşünün, onca insan kitabın yüzüne dahi bakmazken, onca insan kitap sözünden dahi sıkılırken şair ve yazar oturmuş gece yarılarına kadar kitap okumuştur. Ağır bedeli var bu 'iş'in. Bu noktada her kitap okuyan yazar mı sorusu akla gelebilir hayır yazmaz. Dedik ya; yazmak yazanın dahi iradesinde olmayan bir durum. Yazmak, insanın yaradılışıyla ilgili bir durum. Allah, o insanı o hayatla (yazmak için gereken her şeyi, iç ve dış bütün etkenleri, yere ve zamanına göre) takdir etmiştir. Hakaret etmek, Allah'ın takdir ettiğini değiştirmez.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



