Bizde moda, modadan da hızlı değişir, unutulur, yerini yeni modalara bırakır. Çok kısa zaman önce, her cümlenin ya başını ya sonunu açılımla tamamlardık. Balyoz çıkalı, bütün açılımlar kapandı, unutuldu, söndü, gitti.
Bu ülkede kalıcı olmak hiç kolay değil. İstediğiniz kadar açılın, açıldıkça boğulma riskiniz de artar. Hangi sahada varlık gösteriyor olursanız olunuz, hangi mesleğin zirvesinde bulunursanız bulununuz, şöhretiniz birkaç günde çabucak silinir gider. Siyasetten sanata pek çok alan böyledir. En kudretli zamanlarında darbeler yaparak, devletin ve milletin yönetimine el koyan, her cümlesi kanun gibi algılanan nice askerler, onların siyasetteki nice destekçileri bugün çoktan unutuldu da, bu tarihler mazlum ve mağdur milletimiz tarafından ancak acılarıyla hatırlanıyor.
Türk sinemasının şanlı şöhretli nice oyuncuları, aktristleri ancak kendileriyle ilgili çok özel bir haber yapılınca hatırlanıyor. Bir dönemler pek çoğu şöhretin zirvesinde ve halkın gönlünde idi. Şimdi kendilerine uzanacak bir dost eline, bir yardımcı ele hasretler, muhtaçlar. Bu ıstırap, vefasızlık artık ne yazık ki hayatın bir kaidesi halini aldı.
Halkımız, gönlünde şöhretleri uzun süreli olarak pek barındırmıyor. Kanaatimizce halkın gönlünde kalıcı bir yer edinmek, şöhreti değil sevgiyi hak etmek için bilhassa mânâyı yücelten kalıcı eserler ortaya koymak gerekiyor. Yunus Emre, Mehmet Âkif gibi edebiyatçılarımız milletimizin gönlünde bin yıllardan fazla yaşıyorsa, yaşayacaksa bunu milletimize yaptıkları darbelere değil, katkılara borçlular.
Edebiyatı siyasetten çok da fazla sıyırıp alamayız. Her kıymetli edebiyat eseri, aynı zamanda birer siyaset belgesidir, kimliktir.
Yunus'un, Mevlana'nın, Âkif'in hüviyeti milletimizin kimliğidir. Siyasetçilerin, askerlerin, iktisatçıların belgeleri, sözleri, eserleri edebiyatın tamamen dışında olmasına karşılık, edebiyatçıların eserleri tamamen millî siyasetin içindedir. Bugün milletimizin millî siyaset belgesini Yunus'un şiirleri temsil etmektedir.
Millî siyaset belgemiz, Âkif'le, İsmet Özel'le, Sezai Karakoç'la, Nurettin Topçu'yla yenilenmiş, güncellenmiş milletimizin aslını, özünü, dünya sistemine karşı vakur duruşunu temsil eder hale gelmiştir. Bu vakur duruşu milletimizle birlikte devletimiz de bütünüyle benimsemeli, bunun asıl belgesi de şiir, dizeler olmalıdır.
Millî siyaset belgesi kozmik odalarda, kapalı kapılar ardında, devletin zirvesinde hazırlanmaz, saklanmaz, bilinmez.
Millî siyaset belgesinin içinden haberdar olmayan bir millet acaba ne düşünür?
Millî siyaset belgesi gizli olmaz, millete karşı açık olur. Tabiatıyla bu belge, milletin tam mutabık olduğu mânâ değerlerini tarih ve yüksek kader çizgisinde buluşturur, bütünleştirir. Millî siyaset belgesi milletimize ve milletimizi koruyan devletimize aitse bunun asıl ve esas sahibi bizatihi millettir.
Millî siyaset belgesi milletimizin sahip olduğu bütün mânâ değerlerini benimsemek, korumak, yaşatmak ve bu değerlerle yaşamak zorundadır.
Resmî olarak yeniden ele alınacak bu belgede asıl söz, milletimizi temsil eden, Yunusların, Âkiflerin yolundan giden kıymetli şairlerimizindir. Hızla değişen güncel siyasetin çarkları arasında doğrunun ne olduğunu zaman daha belirgin hale getirecektir.
Devletin zirvesi nasıl gelişmeler karşısında toplanıyor, konuşuyor, müzakere ediyor, endişelenmiyor, telaşlanmıyor, kurumların uyumundan söz ediyor ve nihayetinde adalete güveniyorsa, milletimizin de aynı hassasiyetle, aynı vakarla durması siyasetten önce de edebiyata güvenmesi gerekir. Zira, nice zulümler, haksızlıklar millet ve tarih önünde yıkılmış, harap olmuş, yok olmuş; bütün bu süreçte milletimizi ayakta tutan mânâ değerleri edebiyatçıların sesinde daha bir ahenkli ve gür dile gelmiştir.
Gündelik ve günlük siyasetin, meselelerin arasından sıyrılıp kalıcı olan değerlere yöneldiğimizde, ruhumuzu, kalbimizi ve gözümüzü milletimize çevirdiğimizde yaşayan değerlerin mânâ değerleri olduğunu görürüz.
Siyasetin bir görevi de sizi tarihten, hakikatten, milletten silmektir. Ancak edebiyat sizi tarihle, milletle, hakikatle barışık ve bütün yaşamaya davet eder. Devletin de, siyasetin de, milletin de tek bir açılıma ihtiyacı vardır; edebiyat açılımına.
Edebiyat açılımı yapılmadıkça, şiirin sözü geçmedikçe, diğer bütün açılımlar parlarlar ve sönerler. Geriye yangının büyüklüğüne göre küller kalır.
Siyasete, devlete, millete, askere edebiyat açılımı yaptığımızda meydana güller çıkar.
Siyaset bir ses arıyorsa, iktisat bir ses arıyorsa, asker bir ses arıyorsa, sivil bir ses arıyorsa, devlet bir ses arıyorsa, millet bir ses arıyorsa bu ses şairlerin mısralarında, yazarların hikâyelerinde gizlidir. Bu sesi günlük dil ve siyaset boğamaz; siyaset, millet, devlet bu sese ne kadar sahip çıkarsa, bu sesi ne kadar dinlerse o denli güçlü ve kalıcı olur.
Tarihimiz bunun örnekleriyle doludur.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



