Zihni karmaşanın yaşandığı bir dönemi yaşıyoruz. Neyin ne olduğu, neyin nereye nasıl oturacağını kimse doğru dürüst kestiremiyor. Kestirmesine gerek kalmıyor. Çünkü insana düşünme zamanı kalmıyor. Zaman kalsa bile yöntemlerini nasıl oluşturacağını dahi bilemiyor. Bu bilinmezlikle insanın geleceği bir bilinmezlik hâlini alıyor.
Bu dönemde hangi insanlar ve kimler daha değerlidir, kimler değildir? Hangi insanlar üzerinde durulmalı ya da durulmamalı. İnsanlar birbirinden ayırt edilebilir mi? Ne yazık ki üzerinde durmamız gereken bu son sorumuz ile ilgili olanıdır. Evet, insanlar siyah ile beyaz kadar değer ve tanım bakımından birbirinden ayırt edilebiliyor. Bir gurubun, bir kesimin bir çevrenin insanı daha değerlidir.
Diğerleri değildir.
Hırant Dink Türkiye Cumhuriyeti'nin Ermeni asıllı bir vatandaşı. Bu insan, insan olarak değerli. Azınlık olduğu için muzlum görülebilir, öyledir de. Onun katli ve katlinin biçimi, oluşturan güçlerin varlığı elbette tartışılmalı. Tartışılıyor da. Bir de insan olarak değer görmeyen, aynı akıbete uğramış nice insan var aramızda. Faili bilinmiyor. Bilinse bile üzerine gidilmiyor. Örnek mi? İsmail Ağa cemaatinden merhum Bayram Ali Öztürk hoca. Camiin içinde katledildi. Aynı güçler tarafından. Bunlar bilinen gerçekler. Peki, o zamandan bugüne bir Allah'ın kulu kalkıp onun adına bir gösteride bulundu mu, bulunuyor mu? Ya da henüz Uludere'de buğusu tüten otuz beş insanın katli ve vahameti hâlâ ortada iken bu duyarlı kesimler çıkıp da bir gösteride bulunuyorlar mı? Her birimiz Biz Bayram Ali Hocayız ya da Uludereli vatandaşlar için: Biz Hepimiz Kürt'üz! diyebiliyor mu, der mi? Ne yazık ki olaylar ters taraftan işliyor. Elbette bunların nedenleri var. Burada biz Hırant Dink'in ölümünü onaylıyoruz, ya da içten sevinç duyuyoruz anlamı çıkmasın. Her insan değerlidir, azizdir bizim bakışımızda.
İnsani olan bu davranışı ve duyarlığı aynı kesimler İsmail Ağa camiine doğru bir yürüyüş yaparak gerçekleştirir mi? Ya da bu kitleler Uludere'de katlolmuş olan bu insanlar için yüz binlerin katıldığı bir yürüyüş yapar mı? Hayır, asla yapmazlar.
Batı ruhuna odaklanmış kesimler kendilerini Batılılar karşısında küçük görüyorlar. Hıristiyan bir vatandaşımız olan Hırant Dink elbette bu ülke insanları tarafından sahiplenilmeli. Buna kimsenin diyeceği olamaz. Ona gösterilen duyarlık diğerlerine de gösterilmesi gerekmez mi? Asıl sorun burada. Yani zihinlerin ters işliyor olmasından kaynaklanan bir gerçek ile başbaşayız.
Bazı kesime mensup insanların, bir apartman boşluğunda sıkışıp kalmış bir kedi kadar bir değeri yoktur ne yazık ki. Bu da bir gerçek. Hırant'a sahip çıkan çevreler işlerine geldiği gibi davranıyorlar. Batı'nın görünen ya da görünmeyen baskısı bazı kesimleri iyice kuşatma altına almış bulunuyor.
Sorunun bir diğer yüzü de bu.
Binlerce insan faili meçhul cinayetlerin kurbanı. Evlerinden alınıp götürülen bir daha dönmeyen insanlar sayısız. Bu ülkede onlar için çok küçük bir azınlık dışında kimsenin kılı kıpırdamadı. Bu cinayetleri işleyenler hemen hemen aynı güçler. Hırant'ı kimler öldürdüyse, Malatya'daki kitapevindeki Hıristiyan misyonerleri kimler öldürdüyse ve öldürttüyse Bayram Ali Hocayı da, Kürtleri de öldüren güçler aynı. İşin tuhafı şurada ki bu kimi çevreler için bazı insanlar daha önemlidir, diğerlerinin hiçbir önemi ve değeri yoktur.
Bu tuhaf çarka ne yazık ki İslâmî duyarlığı yaşamış, bugünlerde iktidar gücüyle sekülerleşmiş ve Batı ruhuna kendilerini iyice kaptırmış kimseler de dâhildir. Merve Kavakçı'ya yapılan zulüm ve o dönemin çığlıkları hâlâ bizde karşılık buluyor.
Sağlıklı düşünme yetisi tamamen yitmiş. Medya ve reklâmın belirlediği bir mantık dalgası veya psikolojisi var. İnsanlar da buna kapılmış gidiyorlar. Bizim gibi düşünen insanların sayısı da o kadar az ki. Biz, bu anlamda hak yoldan ve doğru bildiklerimizden vazgeçecek değiliz. İster karşılık bulsun ister bulmasın. "Denize at balık bilmezse Halik bilir" meseli bizim ölçümüz.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



