ÖNCE cinaslı bir dörtlüğümü yazıyorum:
Uygarlığın temeli,
Hep, düşünce düşünmek.
Ya bize ne demeli?
Hep düşünce, düşünmek...
Gerçek değil mi?
Önceden düşünüp taşınıp yol haritası çizeceğimize, biz hep çukurlara düştükten sonra nasıl kurtulacağımızı düşünmekle meşgulüz.
28 Şubat süreci ile ortağına operasyon yapılarak önü kesilen 54. Erbakan Hükümeti dönemi üzerinden yaklaşık 14 yıl geçti.
O gün neredeydik?
Rakamlar unutulur ama, ana başlıklar unutulmaz.
Havuz sistemi devreye sokulmuş, denk bütçe uygulamasına geçilmiş, ülkemizin kendi kaynakları devreye sokulmuş, D-8 kurulmuş, gelecek planlanmış, rantiye dizginlenmiş, insanlarımızın cebi para görmeye başlamıştı. Sonradan yapılan değerlendirmeler de göstermişti ki, Cumhuriyet döneminin en başarılı hükümeti olmuştu.
Bugün nereye geldik?
Yine rakamları yazarak kafa şişirmeyeceğim, sadece başlıkları yazacağım.
İç ve dış borçlarımızın göstergesi trilyon dolar seviyesine çok az kalmış. İhracatımız artmış, lakin ithalatımızın artış hızı ondan kat kat fazla. Dış ticaret açığı, cari açık, bütçe açığı; ülkemizin toplam açıkları rekor üstüne rekor kırıyor. Gelir dağılımı hiç olmadığı kadar adaletsizleşmiş. Üst düzeyde geliri olan kaymak tabaka, malı almış götürüyor. İşsizlik tavan yapmış. Gizli işsiz dediğimiz tarım kesiminde önü kesilenlerin ise hesabı mümkün değil. Elbette bütün bunlar medya vasıtasıyla gizlenmeye çalışılsa da mızrak çuvalın içinde kendini gizleyemez durumda.
Şimdi çukura düştük ya düşünüp duruyoruz, nasıl kurtulacağız diye...
Halbuki baştan düşünecektik.
Her şey ayan beyan belli değil miydi?
Kaynak paketleri ile 7-8 ayda 35 milyar dolarlık öz kaynak tedarik edilmişti. Bu 14 sene devam etseydi, yerli kaynaklarımızı hesaplayın yüzlerce milyar dolar ederdi. Dış borç almadan, yeni vergi koymadan, piyasadaki mal ve hizmetlere zam yapmadan.
Denk bütçe ile kapanan bütçe açıkları. 14 yılı hesaplayın, yüzlerce milyar dolar.
Havuz sistemi ile 6 ay içinde tasarruf edilen 18 milyar dolarlık faiz gideri. 14 yılda ödenen faizleri ve yeni alınan borçların gelecek faizlerini hesaplayın, yüzlerce milyar dolar...
14 yılda alınan iç ve dış borçlar... Yüzlerce milyar dolar.
D-8 ülkelerinin ortak üretim projeleri devreye girecekti. Uçak yapımları, otomobil üretimleri, helikopter yapımı, sanayin her kademesi, askeri silah ve teçhizat sanayi, gelişen ticaret hacmi, buna göre istihdam edilecek personel miktarı, azalan işsizlik oranlarının ekonomiye yansıması. Bunların neticesini yüz milyar dolarlarla ifade etmek imkansızdır. Çünkü sadece D-8 ülkeleri için yapılacak uçakların Türkiye'ye girecek bedelleri yüzlerce milyar dolar edecekti.
Harekete geçirilen tarım, hayvancılık, madencilik sanayi sektörü, esnaf ve sanatkarların ekonomiye katkısını hesaplamak kolay mı? Ar-ge çalışmalarına ayrılacak kaynaklarla geliştirilen teknoloji, dünya içindeki payımızı almamıza sebep olacaktı. Üstelik dünyada suni olarak üretilen krizlerden etkilenmeksizin.
Bütün bunlar hayal değil, ilk meyveleri alınmış olan projelerdi. Önü kesilmeseydi ve seçmen bu projeleri öğrenip, düşünerek rotasını belirleseydi hepsi de hayata geçecek ve gerçek olacaktı.
Sadece yukarıya yazdığım tabloların rakamsal karşılığı trilyon dolarlarla ancak ifade edilebilecekti. Elbette doları ekonomik bir değer birimi olarak ve günümüzle mukayese olsun diye ifade ediyorum. Aslında dolar değil kendi para birimimizi kullanıyor olacaktık.
Bu kadarcık bir mukayese bile, yandaş medya tarafından öve öve bitiremeyen bugünkü durumun aslında ne olması gerektiği halde, nasıl sefalete razı olunduğunun ifadesi olmaktadır.
On yılı aşkındır hizmet olarak sadece duble yolları önümüze koyanlar ile onları haklı zannedenler, bir de bu mantıkla düşünsünler.
Zamanında düşünmeden verilen alelacele kararlar neticesi düştüğümüz çıkmazlardan, bugün nasıl kurtulacağımızı düşünmeye mecbur bırakıldığımızın bir başka ifadesidir bunlar. Millet olarak denenmiş ve netice alınmaya başlamış olan doğrunun arkasında durmak varken, hiç düşünmeden başka maceralara yelken açmış ve bu neticeyi almış oluyoruz.
Düşünüp taşınıp faydalının ve verimlinin arkasında dik durabilseydik, bugün tek merkezli zulüm mekanı haline gelmiş olan dünyada ikinci bir merkez oluşacaktı. Üstelik bu ikinci merkez, dünya enerji kaynaklarının dörtte üçünü kontrol ettiği için tüm dünya devletlerinin ilişki kurmak için can attığı bir merkez olacaktı. Türkiye'nin tabii lideri olacağı bu merkez, dünya barışını da sağlayan bir merkez olacaktı. Bugün ABD ve diğer batılı Haçlı devletlerine eteğimizi kaptırmış, onların melanetlerine yardım etmek zorunda bırakılmış, yarınımızdan endişe içinde bulunduğumuz bir vaziyete getirilmişiz. Ama bunları düşünmeden medyanın ve dış güçlerin dolduruşuna geldik, 14 yıldır çekiyoruz, ama yolun da sonu görünmüş vaziyette.
Tek cümle ile özetlemek gerekirse, ekonomik ve siyasi yönü itibariyle biz millet olarak bugünkü sefaleti trilyonlarca dolara satın almışız.
Bu da yazdığımız dörtlükte ifadesini bulan, düşünce düşünmememiz, buna mukabil düşünce, düşünmemiz sebebiyle başımıza gelmiştir. Bu gün bile düşünce düşünmeye başlayacak olsak kayıp yılları belki geri getiremeyiz ama, geleceği kurtarmamız için Milli Görüş'ün projelerine destek vermek zorunda olduğumuzu anlarız.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



