Kongreden beri Türkiye'nin en önemli gündem maddelerinin başında Saadet Partisi geliyor. Milli Görüş'ün gündemde olması, aldığı oyun kat be kat üstünde bir ilgi uyandırması, temsil ettiği görüşün geniş bir toplumsal karşılığı olmasından kaynaklanıyor. Dolayısıyla Saadet Partisi'nin bütün siyasi denklemlerin içinde konuşulması ve gösterilmesi, Sayın Kurtulmuş'a gösterilen ilgi, bu toplumsal karşılığın bir yansımasıdır. Özellikle son sekiz yılda AKP iktidarıyla birlikte İslami çizgiden 'muhafazakâr' çizgiye hızla terfi eden kesimler, Saadet Partisi'nin Milli Görüş'e sıkı sıkıya bağlı çizgisini kendileri için çok rahatsız edici, geçmişlerini hatırlatan bir olgu olarak görmektedir. Böylece Saadet Partisi'nde AKP'lileşen bir sürecin başlamasını arzu etmektedirler. Bu beyhude bir bekleyiştir. Bu konuda Numan Kurtulmuş'u bir 'imkân' olarak görenler, ellerini ovuşturanlar için sonuçta tam bir hayal kırıklığı var. Çünkü Numan Kurtulmuş, Türkiye'nin tek çıkış yolunun Milli Görüş ilkelerine sıkı sıkıya bağlı olmakla ve bunları hayata geçirmekle mümkün olacağını çok iyi bilmektedir. Milli Görüş'ten yeni bir AKP çıkacağı saçmalığına aklı başında olan hiçbir Milli Görüşçü inanmaz. Bir yıkım sürecine giren ve köklerinden hızla uzaklaşan, sıradan bir ülke haline sokulan Türkiye'yi yeniden tarihine döndürecek, tekrar itibarlı ülke haline getirecek kadrolar Milli Görüş kadrolarıdır. Bunun aksini söyleyen, aklını peynir ekmekle yemiş demektir.
Şimdi Milli Görüş üzerinde bir karartma uygulanıyor. Sonucu kötü bitecek bir oyun oynanıyor. Bunun farkında olmak, Saadet Partisi mensuplarının birinci görevidir. Kongrede ortaya çıkan 'liste krizi' dolayısıyla yaşanan kırgınlıklar, teşkilat mensuplarını bir kutuplaşmaya doğru götüren tartışmalar geride kalmalıdır. Dava mensuplarının arasını açacak her olay, Milli Görüş düşmanları için bir bayram vesilesidir. Tel-Aviv'de, Washington'da, Brüksel'de ve daha birçok gizli mahfilde Milli Görüş'ü zaafa uğratacak her hareketin memnuniyetle karşılandığının farkında olmak gerekir.
Yazdıklarımız dolayısıyla yorum gönderen, telefon açan birçok dava mensubu kardeşimiz, Milli Görüş vakarına yakışmayan, İslam kardeşliğine ters düşen bir görüntü ortaya koyuyor. Bu tavır, bu davranış biçimi her şeyden önce davamıza zarar verir. Kardeşlik hukukunu zedeler. Bu süreçte dolduruşa gelip ağza alınmayacak sözler söyleyen kardeşlerimiz adeta "örgütlü kötülüğe" zemin hazırlıyor. Bu sıkıntılı süreçte her şeyden önce bütün kardeşlerimizin itidalli olmaları, hayra vesile olacak, şerre kapı aralamayacak bir duruşu ortaya koymaları tek arzumuzdur. Sonuçta ortaya çıkan bu sıkıntılı durumu dava büyüklerimiz yoluna koyacaktır. Milli Görüş Lideri Erbakan Hocamız, Saadet Partisi Genel Başkanı Kurtulmuş ve diğer büyüklerimiz gerekli adımları atarak, kardeşler arasına sokulmak istenen fitneye fırsat vermeyecektir. Her şey doğal mecrasında akacaktır ve su yatağını bulacaktır. Sadece biraz sabırlı olmak gerekiyor. Milli Görüşçü olmanın ağırlığı da bu tavırda yatıyor.
Milli Görüş'ün temeli sevgi ve saygıdır. Biz galiba son zamanlarda birbirimize olan sevgi ve saygımızı yitirdik. Seksenli yılların sonuna doğruydu. Bir seçim kuyruğunda Milli Görüş'e yeni katılmış olan bir kardeşimle tanıştığımda dünyalar benim olmuştu. O gün kendimi dünyanın en mutlu insanı saymıştım. Şimdi bir Milli Görüşçü kardeşimizle karşılaştığımızda aynı sevinci yaşayabiliyor muyuz? Buna bakmak gerekir. Şayet bir eksiklik duyuyorsak, bütün Milli Görüşçüler olarak kendimizi hesaba çekme noktasında ciddi bir tefekküre ihtiyacımız var. Bu günler gelip geçer. Biz de gelip geçeceğiz. Baki olan davamız olduğuna göre, bu anın şahitleri olarak iyi izler bırakmak o kadar da zor olmasa gerek. O halde dostları sevindirmeyi bir kenara bırakıp da düşmanı sevindirmek de neyin nesi oluyor?


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




