Mehmed Âkif'in başyazarlığını, Eşref Edib'in sahipliğini yürüttüğü Sebilürreşad Mecmuası'nın İstanbul'daki idarehanesi Ankara-İstanbul arasında Millî Mücadele'nin irtibat bürosu durumundadır; gizli muhaberenin merkezi olmuştur."
Nitekim 4 dönem Balıkesir mebusluğunu yapmış olan gazeteci Hayrettin Karan konuyla ilgili şu bilgileri verir:
"... Sebilürreşad, Millî İstiklâl dâvâsına iştirak eden yegane bir dini müessesedir, ki başında Eşref Edib ile Âkif Bey vardı. Millî Mücadele'nin manevî cephesinde Sebilürreşad'ın çok mümtaz bir mevkii vardır... (1)"
Diğer taraftan, Millî Mücadele aleyhine çıkarılmak istenen fetva, Mehmed Âkif'in tavsiyesi doğrultusunda Sebilürreşad'ın sahibi Eşref Edib tarafından uzun süre engellenmiştir. Nitekim Mehmed Âkif Ankara'ya hareketinden önce yakın dostu Eşref Edib'e şöyle der:
"... Artık burada duracak zaman değildir, gidip çalışmak lâzım. Bizim tarafımızdan halkı aydınlatmaya ihtiyaç varmış. Çağırıyorlar. Mutlaka gitmeliyiz. Ben yarın Ankara'ya hareket ediyorum. Hiç kimsenin haberi olmasın. Sen de idarehanedeki işlerini derle topla. Sebilürreşad'ın klişesini al, arkamdan gel. Meşihat'takilerle de temas et. Harekat-ı Millîye aleyhinde bir halt etmesinler...(2)"
Âkif, Ankara'ya giderken Şeyhülislâmlık makamında Haydârîzâde İbrahim Efendi bulunmaktadır. Âkif'in ifadesiyle, Haydârîzâde İbrahim Efendi'nin "Harekat-ı Millîye aleyhinde halt etmeye" hiç niyeti yoktur. Çünkü âlim, fazıl, din ve millet sevdalısı olan Şeyhülislâm Efendi, "Anadolu'daki millî hareketin çok şiddetli taraftarıdır." İngilizlerin İstanbul hükümetine tazyikine karşı uzun süre dirense de, sonunda bu görevden 4. kez istifa eder. Yerine Dürrîzâde Abdullah Efendi getirilir.
Eşref Edib, Âkif'in emirleri doğrultusunda Dürrîzâde'yi makamında ziyaret eder. "Anadolu kıyamının memleketi işgal eden düşmana karşı millî bir cihad" olduğunu belirtir. Bu cihad aleyhinde verilecek bir fetvanın millî ve dinî çok büyük bir hata olacağına dikkati çeker. Fakat çok geçmeden, Dürrîzâde, yine Âkif'in ifadesiyle, "Millî Hareket aleyhinde o haltı edecek", yani malûm fetvayı verecektir.
"Damat Ferit Paşa'nın kurduğu hükümetler döneminde, "Kuva-yı Milliye" aleyhindeki faaliyetler daha da şiddetlenir... Son olarak 5.4.1920'de Salih Paşa Hükümeti düşer, onun yerine tekrar Ferit Paşa Hükümeti (dördüncü kez) kurulur.. Damat Ferit Sadrazam olduktan sonra, özellikle İtilâf güçlerinin baskısı ve desteğiyle "Anadolu birliğini içten yıkmak için her türlü tezvire" başvurur. Öyle ki, "... Emir-i Sultaniye itaat etmeyen Müslümanlar..."a ceza tehdidinde bulunan fetvalar yayınlatır. Bunlardan en tesirlisi, en önemlisi ve Anadolu'daki millî hareket için en tehlikelisi, 11 Nisan 1920 tarihinde Şeyhülislâm Dürrizâde Abdullah imzasıyla yayınlanır.
İtilâf güçlerinin özellikle İngiliz istek ve baskısıyla hazırlanan bu Fetva-yı Şerife'de özetle; Anadolu hareketi Padişah'a karşı ayaklanma sayılıyor, Kuva-yı Milliye kötülenerek Padişahın sadık tebaasına zulüm edenlerin katledilmeleri gerektiği ileri sürülüyordu. Ayrıca fetvada Kuva-yı Milliye'ye karşı savaşırken ölenlerin şehid olacakları da belirtiliyordu. Bu fetva şöyledir:
"Dünya düzeninin sebebi olan ve kıyamet gününe kadar Ulu Tanrı'nın daim eyleyeceği İslâm Halifesi Hazretleri'nin veliliği altında bulunan İslâm memleketlerinde bazı kötü kimseler anlaşarak ve birleşerek ve kendilerine elebaşılar seçerek Padişahın sadık uyruklarını hile ve yalanlarla aldatmakta, yoldan çıkarmaktadırlar. Padişahın yüksek buyrukları olmaksızın asker toplamaktadırlar. Görünüşte askeri beslemek ve donatmak bahaneleriyle, gerçekte ise mal toplamak sevdasıyla, Şeriat'e uymayan ve yüksek emirlere aykırı bir takım haksız ödemeler ve vergiler koymakta ve çeşitli baskı ve işkencelerle halkın mal ve eşyalarını zorla almakta ve yağmalamaktadırlar. Böylece insanlara zulmetmekte, suçlamakta ve Padişahın ülkesinin bazı köy ve şehirlerine saldırmak suretiyle tahrip ve yerle bir etmektedirler. Padişahın sâdık tebasından nice suçsuz insanları öldürmekte ve kan döktürmektedirler. Padişah tarafından atanmış bazı dini, askerî ve sivil memurları istedikleri gibi memuriyetten çıkarmakta ve kendi yardakçılarını atamaktadırlar. Hilâfet merkezi ile Padişah ülkesi arasındaki ulaştırmayı ve haberleşmeyi kesmekte ve devletin emirlerinin yapılmasına engel olmaktadırlar.
Böylece, hükümet merkezini tek başına bırakmak, Hâlifenin yüceliğini zedelemek ve zayıflatmak suretiyle yüksek Hilâfet katına ihanet etmektedirler. Ayrıca Padişah'a itaatsizlik suretiyle devletin düzenini ve asayişini bozmak için düzme yayınlar ve yalan söylentiler yayarak halkı azdırmaya çalıştıkları da açık bir gerçektir. Bu işleri yapan yukarıda söylenmiş elebaşılar ve yardımcıları ile bunların peşlerine takılanların dağılmaları için çıkarılan yüksek emirlerden sonra bunlar, hâlâ kötülüklerine inatla devam ettikleri takdirde işledikleri kötülüklerden memleketi temizlemek ve kulları fenalıklardan kurtarmak, dince yapılması gerekli olup, Allah'ın "öldürünüz" emri gereğince öldürülmeleri şeriata uygun ve farz mıdır? Beyan buyrula...
Cevap: Allah bilir ki olur.
Dürrizâde El-Seyid Abdullah
Böylece Padişahın ülkesinde savaşma kabiliyeti bulunan Müslümanların adil Hâlifemiz Sultan Mehmed Vahdeddin Han Hazretlerinin etrafında toplanarak savaşmak için yapacağı davet ve vereceği emre uymak suretiyle adı geçen asilerle çarpışmaları dince gerekir mi? Beyan Buyrula.
Cevap: Allah bilir ki gerekir.
Dürrizâde El-Seyid Abdullah
Bu takdirde, Halife Hazretleri tarafından sözü edilen asilerle savaşmak üzere görevlendirilen askerler, çarpışmazlar ve kaçarlarsa büyük kötülük yapmış ve suç işlemiş olacaklarından dünyada şiddetle cezayı, ahirette de çok acı azâbı hakk ederler mi? Beyan buyrula.
Cevap: Allah bilir, ederler.
Dürrizâde El-Seyid Abdullah
Bu takdirde, Halife askerlerinden asileri öldürenler gazi, asilerin öldürdükleri şehid sayılırlar mı? Beyan buyrula.
Cevap: Allah bilir ki, sayılırlar.
Dürrizâde El-Seyid Abdullah
Bu takdirde, Padişah'ın asilerle savaşmak için verdiği emre itaat etmeyen Müslümanlar, günahkâr ve suçlu sayılıp şerîat yargılarına göre cezalandırılmayı hak ederler mi? Beyan buyrula.
Cevap: Allah bilir ki, ederler.
Dürrizâde El-Seyid Abdullah."(3)
Başta M. Kemal olmak üzere, millî hareketin ileri gelenleri; "Padişah ve halife dahi esirdir. Makam-ı hilafet ve saltanatın kurtarılması lâzımdır." diyerek düşman elinde esir olan halifenin zor ve baskı kullanılarak böyle bir fetvanın yayınlattırıldığı, haliyle bu fetvadaki hükümlerin geçersiz olduğu üzerinde durdular. Daha sonra karşı fetva girişiminde bulundular...
1 Hayrettin Karan, "Millî Mücadelede Sebilürreşad, Mehmed Âkif ve Eşref Edib, Sebilürreşad", X/239, (Ankara 1956) S. 14
2 Eşref Edib (Fergan), Mehmed Âkif, Hayatı ve Eserleri ve 70 Muharririn Yazıları, C. 1, İstanbul 1938, s. 56.
3 Ali Sarıkoyuncu, Millî Mücadelede Din Adamları, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara 2007, s. 146- 164.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



