Lokantanın yanına dükkan açan bir dostum, "Bu sene her seneden daha fazla oruç tutmayan var" diyor.
Lokantacıya soruyorsun, "Diğer aylarla Ramazan ayının kârı nasıl" diyorsun, verdiği cevap "Çalışanların masrafını ve lokantanın kirasını ancak karşılıyor ve her geçen gün oruç tutan sayısı artıyor" Durduğunuz yere göre görüntü değişiyor. Anadolu'da medresesi olan bir müderris, üç öğrencisini Ramazan'da İstanbul'a gönderir.
Üçünü de ayrı ayrı gönderir.
Dönüşlerinde hocaları onları teker teker dinler.
Birincisi "Hocam, din-iman bizim buralarda. Ezan okunduğu halde sokaklar dopdolu. Kimseler camiye girmiyor" der.
İkincisi, "Hocam, ülke baştan başa kahvehane olmuş, içine insanlar dolmuş akşama kadar sigara çay içiliyor. Oruç namaz hak getire" der.
Üçüncüsü, Hocam gerçekten İslambolmuş. Ezan okunduğu anda camiler tıklım tıklım doluyor. Öyle zan ederim ki dışarıda adam kalmıyor" der.
Aslında bu üç öğrenci İstanbul'dan haber vermiyorlar, onlar kendi gezdikleri yerleri ve kendilerini anlatıyorlar hocalarına.
Ege denizinin kenarındaki bir tatil kentinde Türkiye'nin her tarafından gelen on binlerce insanın akşamları gezindiği sahil kenarındaki büyük camiye götürdüm kötümserin birini.
"Erken gidelim yer bulamayız" dedim.
"Yook canım ne zaman gitsek içerde yer buluruz diye gittik, ezana on dakika kala camiye vardık.
İçerisi dolmuş, dışarıda yer bulduk.
Gerçi dışarıda yer bulmamıza da sevindik.
Rüzgar, camiye gelenleri sanki hoş geldiniz diyerek tatlı tatlı okşuyor.
Caminin avlusunda yalnız bizim tarafımızda on bir saf halinde idi.
Cami avlusunun sol ve arka tarafını göremedim. Şairin "Bana her şey seni hatırlatıyor" dediği gibi Ramazan ayında her yer bana her şeyin oruç tuttuğunu gösteriyor.
Sokaklarda bembeyaz başörtülü kadınlar, kızlar ve çocuklar, koltuklarının altında Mushaf'la, Kur'an-ı Kerim'in Mükabele halinde okunduğu cami veya evlere giderken veya dönerken görüyorsunuz.
Minarelerden "Lailahe İllallah" "Hoş geldin ya şehri Ramazan" gibi cümlelerin lambalarla yazılması, şehrin her tarafından görülmesi ve Ramazan'ın içimizi aydınlatan nurunun dışımızı da ışık halinde aydınlatması her yerin Ramazan olduğunu, minarelerin bile oruç tuttuğunu hatırlatıyor. Okunan Kur'an ayetleri, zikirler, tesbihler, salavatlarla tatlanan dillerimiz yalana, iftiraya, gıybete vakit bulamadığı gibi dilimiz de Hazreti Meryem orucu tutuyor.
İstanbul'da veya Bodrum'da "bu sıcaklarda oruç mu tutulurmuş" diyerek eğlence mekanlarında hortumdan gelen paralarla köpük dansı yapan bir avuç "Beyaz Türk"e bakarak ümitsizliğe düşmeyin.
Afrika'nın en uzak köylerinde, Avrupalıların soyup soğana döndürdüğü, aç ve bî ilaç insanlara asgari ücret maaşından yardım gönderen, bizzat giderek onlara yardım ulaştırırken orucunu da tutan milyonlara bakın siz.
Güneş üç yüz altmış beş gün doğar, pek dikkat eden olmaz. Bir gün gelir yarım saat güneş tutulur ama bu sefer bütün bir millet başını ona çevirir ev "Aaaa güneşin yüzü kara olmuş" deyiverir ve o anın fotoğrafını çekip kalıcı hale de getirir. Siz, her gün doğan ve aydınlatan güneşin Rabbinin gönderdiği Kur'an ayetlerini okuyanlara bakın, okuyamayanlara da okumasını ve anlamasını öğretin.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



