100 Büyük Adam adlı kitabın yazarı Hıristiyan olduğu halde, kitabının başında Hz. Muhammed'i almasını, onu hem dinî ve hem de seküler bakımdan insanlığın en önemli şahsiyeti olarak değerlendirmesine bağlar. Böylesi kitapların sığ bir tarafı olmasına rağmen, dünya tarihine şekil veren insanlara toplu bir bakış getirmesi bakımından önemlidir ve bazen bu değerlendirmeler yeni nesillerin insanlık tarihini iyi kavramalarına yardımcı olur. Biz de bugün böylesi bir değerlendirme ile son yüzyılda önemli işler yapan şahsiyetleri gözden geçireceğiz.
20. yüzyılda dünyayı değiştiren liderler sanıldığı gibi Batı emperyalizminin beşiği olan Avrupa ve Amerika'dan değil, daha çok Asya ve Afrika kıtalarından çıkmıştır. Üstelik bunların çoğu da asker kökenli şahsiyetler değildir. Atatürk bunun istisnasıdır ve başarıları askerlikten çok sivil siyaset alanındadır. Aliya İzzetbegoviç de başka bir istisna olarak Avrupa kökenlidir, ama onu daha çok doğulu liderlere özgü bir direniş içinde görüyoruz.
Üzerinde duracağım şahsiyetlerin hepsi de 20. yüzyılda yaşamışlardır. İsimleri şöyle:
Mahatma Gandhi, Atatürk, M. A. Cinnah, Nelson Mandela, Ayetullah Humeyni ve Aliya İzzetbegoviç... Adlarını andıklarım arasında Nâsır, Saddam, Kaddafi ve İdi Amin gibi sahte kahraman sayılacak tipleri de görmek isteyenler veya bir zaman öyle sananlar olmuştur, ama bunlar bir dönem gündemde kalmış, sonra da sahtelikleri anlaşılıp heykelleri yıkılmıştır.
Sivil insiyatifin gücü
Adlarını anarak dünyayı değiştiren liderler olarak saydıklarım sivil inisiyatifin gücünü kullanarak başarılı olmuşlardır. Bunlar Hitler, Stalin, Musolini ve Mao gibi yapmak istediklerini insan cesetleri üzerine basarak ve kitleleri katlederek değil, belki de insanların kalbini kazanarak tarihe ve topluma yön vermişlerdir. Burada adını andıklarımın görüşlerine hem biz, hem de içinden çıktıkları toplumların hepsi katılmamış, bazen sert bir şekilde karşı çıkmışlardır. O yüzden de bazılarına kendi milletlerinin fertleri veya bazı düşünce grupları tarafından suikastlar yapılmış, bir dönem hapis, sürgün veya yasaklı olmuşlardır. Bazıları öldürülmüş, bazıları da ulaşılmasını istediği hedeflerden sapmaları gördüğünde de siyasetten çekilmiştir.
Bunlar arasında Mahatma Gandhi'nin özel ve önemli bir yeri var. Çünkü her toplumdan farklı olarak geçişsiz sınıflardan oluşan Kast sisteminin benimsendiği Hindistan'da İngiliz işgal kuvvetlerine karşı bir direnişi başlatmak sıradan bir başarı değil, olağanüstü bir milli değişimle birlikte kazanılmış fevkalâde bir başarıdır. O yüzden de Mahatma Gandhi'yi 20. yüzyıl liderlerinin en başında görmek gerekir. Çünkü onun başarısı hem sosyal, hem de hukukidir ve benzeri dünya tarihinde az görülmüştür.
Gerçi Mahatma Gandhi benimsediği direniş tarzını oluşturmada Müslümanlardan çok şey öğrendiğini söylüyor ama onun direnişinden 20. yüzyıl Müslümanları da çok şey öğrendi. "Haktan başka bir tanrıya inanmıyorum!" diyen ve Hindistan'da yaşayan herkesin dinine saygı duymaktan öteye, bu inançların hepsini benimsediğini söyleyen Mahatma Gandhi, çok farklı söylemlerle dünyayı şaşırttı. Hindu-Müslüman çatışmasını önlemek için ölüm orucu tutan ve bu yüzden de bir suikastla öldürülen Mahatma Gandhi, sivil itaatsizlikle ve şiddete karşı direnişle İngiliz işgal gücünü yıldırdı; bağımsızlık hakkını bütün dünyaya kabul ettirdi.
Çanakkale Savaşı'na yarbay rütbesiyle katılan ve Esat Paşa ile birlikte ordu komutanı Alman General Limon Von Sanders'e karşı çıkarak Anzak çıkarmasının başarısızlığına yol açan Mustafa Kemal, yenilmez İngiliz Armadası'nın başarısızlığına zemin hazırlayan kuvvetin komuta kademesinin bir ferdi olarak tanındı ve sonraki yıllarda İstiklâl Savaşı'nı başlatmak için görevlendirildi. Asker elbisesini çıkararak milletin temsilcisi sıfatıyla Büyük Millet Meclisi'ni toplamaya teşebbüs etti ve Cumhuriyet'in ilanından sonra da dil, din ve tarih anlayışlarında değişiklikler yaptı. Böylece Osmanlı'nın küllerinden yeni bir milletin ortaya çıkmasına öncülük etti. Bugün yaptığı devrimler yanında dil, din ve tarih anlayışında yapmaya çalıştığı değişiklikler tartışılmakta ve toplumda yaptığı dönüşümlerin sıhhati her çevrede yeniden ele alınmaktadır. Bu değişime karşı olanlar Atatürk'ün kabrini mabet sayıyor ve Atatürkçülüğü din gibi telakki ederek alkışlarla cenaze kaldırıyorlar. Bürokraside kadrolaşan bu jakoben tavırlı militanlar Müslüman halkın iradesine müsamahasız bir anlayışı temsil ediyor ve belki de Atatürk adına bir talihsizliği sergiliyorlar. Çünkü bu putlaştırmanın dünyada benzeri yok...
Putlaştırmaya karşı medeni tavır
"Milletin babası" olarak nitelendirildiği için adına müze kurulan Mahatma Gandhi'den kırk parçalı etnik kökene sahip olan ve çoğunluğu mitolojik din kültürüyle yaşayan Hindistan halkı çok şey öğreniyor, ama onlardan çok daha ileri bir medeni seviye kazanmış olan Türk milleti maalesef Atatürk'ten artık yeni bir şey öğrenemiyor; onun adına 20. yüzyılın ilk yarısına mecbur olmak gibi tuhaf bir anlayışın mahkumu oluyor. Bunlar sadece batıcı ve çağdaş söylemler benimsemiş görünmektedir. Bu da milletimiz adına çok tuhaf bir gelişmedir.
Muhammed Ali Cinnah, hem Gandhi ve hem de Atatürk'ü örnek alarak yola çıkmış ve elbette M. İkbal'den çok şey öğrenmiş bir liderdir. O da kırk parçalı etnik yapıdan Müslüman Hindlileri kurtararak Pakistan'ı oluşturan insanları bir araya getirmiş ve İslâm Cumhuriyeti kavramını ortaya atmıştır. Bağımsızlıktan sonraki kısa hayatı bu kavramın içini doldurabilmesine imkân vermedi, ama hedefleriyle yeni nesiller için ciddi bir mücadele azmi ortaya koydu.
İslâm Cumhuriyeti kavramı Ayetullah Humeyni'nin kansız darbesiyle başka bir mahiyet kazandı ve yüzlerce yıl sonra yeniden Şiir iktidarı revizyonist bir tarzda iktidara geldi. Onun İran Şahı'nı tahtından eden açıklamaları, inanılmaz bir zaferin sembolü oldu ve Devrim Muhafızları adıyla gençlerden oluşan yeni bir ordu kurarak Saddam Hüseyin ile savaştı. Emperyalistlerin yerli uşağıyla yıllarca savaşarak İran'da yeni bir nesil yetiştirerek, 20. yüz yıl için çok yeni şeyler ortaya koymuş ve içinde bulunduğu dünyaya, ABD'ye rağmen yön vermiştir.
Nelson Mandela'nın Batı Avrupalı, özellikle de İngiliz kökenli işgalcilerin Güney Afrika'da yürüttükleri ırk ayrımcılığına karşı, Gandhi ile arkadaşlarının başlattığı mücadeleyi sürdürebilmek için çeyrek asır hapis yatmayı göze alması gerçekten büyük başarı...
Bu zâtın Atatürk'ü putlaştıranların verdiği ödülü reddetmesi de mücadelesinde ne kadar halkına yakın bir tavır benimsediğini ortaya koymaktadır. Güney Afrika onun liderliğinde bağımsız oldu.
"Bilge kral" unvanıyla tanınan, hayatı ve mücadelesi Türk halkı tarafından çok ilgi gören Bosnalı Aliya İzzetbegoviç'ten çok söz etmeye gerek yok. Çünkü yıllarca hapis yatan ve eserlerini zindanlarda yazan bu Bosnalı lideri, Doğu Batı ve İslâm adlı eseriyle bağımsızlık mücadelesinden önce de tanıyorduk. Bosnalı kardeşlerimiz gördükleri zulüm döneminde hep Osmanlı gibi algılandıkları için, liderlerini her zaman sevmiş ve onun gösterdiği hedefler doğrultusunda bağımsızlıklarını tüm güçleriyle savaşarak elde etmişlerdir. Bağımsız bir devlet kurabilmek için çok kurban veren Bosna halkının genç sözcüleri, bir gün gelmiş Aliya İzzetbegoviç'e yetersiz görünmüş... O zaman da bu lider bilgece bir tevazu ile kulis hesapları yapmadan bir kenara çekilmesini bilmiştir. Ama yaktığı ışık bütün Müslümanları aydınlatıyor.
Türkiye'nin dünya liderliği
Pek çok dünya liderinin 21. yüzyıl Türk asrı olacak gibi sözlerini çok duyduk, ama çoğu zaman da içinde bulunduğumuz şartlar ve dışa bağımlılıklar yüzünden bu söz bize çok ironik gelmişti. Fakat son yıllarda birbiri peşine dünyanın süper güçlerinin içine düştüğü beceriksizlikler ve krizler, bizim için birer fırsata dönüşmüş durumda. O yüzden de geleceği görecek kadar ufku geniş liderlerimiz bunu fark ederek önceden düşünmüş ve ona göre hedefler belirlemiş durumda.
Açıkça görülen o ki, Türk ve İslam dünyası dışında dünyaya yeni bir şey söyleyecek hiçbir inanç ve ideoloji yok. Ayrıca bu ülkelerdeki tabii kaynak zenginliği de hiçbir yerde yok. Öyleyse helva yapmanın tam zamanı diyenler hiç de haksız değil. Türkiye bölgesel bir dünya gücü olmuştur. Her bakımdan dünyayı değiştirecek liderlerin de buradan çıkması mümkün görünüyor.
20. asrın son yıllarında, "Demokratik Cumhuriyet" sloganıyla yola çıkan Özal'ın erken ölümü ile derin güçler tarafından engellenen Erbakan'ın ardından R. Tayyip Erdoğan'ın liderliği gündeme geldi. Bugün Cumhurbaşkanı olan Abdullah Gül'ün bile başbakanlık döneminde "liderimiz" diyerek yolunu açtığı R. Tayyip Erdoğan, geniş bir kadro ile yola çıktı. Tavırlarına "ortak akıl" diyen ve liderlerinin "karizmatik" olduğunu söyleyen bir kadroyla şaşırtıcı halk desteğine sahip oldu.
R. Tayyip Erdoğan'ının dünya yöneticilerinin toplandığı Davos'ta İsrail Cumhurbaşkanı Simon Peres'e yönelttiği eleştiriler, onu birden bire öteki dünya liderlerinin önüne geçirdi. Peres'in çocuk katliamına dönüşen Gazze saldırılarını savunma çabasını politik bir şova dönüştürmesi, Filistinlilerin yaşama hakkını savunan R. Tayyip Erdoğan'ı dünya önünde haklı hale getirdi. Böylece, Ortadoğu'daki dengeleri değiştirecek yeni bir lider tavrı ortaya çıkmış oldu. Bu tavrın sürdürülmesi gerekir.
Bu liderin ülkesine başta İsrail, bütün Arap ülkeleriyle AB ve ABD de mecburdur. Bunları açıkça söyleyen, onlara karşı tavır alınmasını savunan Numan Kurtulmuş da bu ülke liderlerinden biridir.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



