Eskilerin "Anasırı Erbaa/Dört Ana madde" dedikleri Hava, Su, Güneş ve Toprak, kıyamete kadar olmazsa olmazlarımızın en başında gelenlerdendirler.
Yediğimiz, içtiğimiz, giydiğimiz, barındığımız, eğlendiğimiz her şey onların işbirliğinden meydana gelmektedir.
Gören gözümüz, tutan elimiz, duyan kulağımız, koklayan burnumuz da onların atölyesinde oluşur.
Beyaz kağıt kendi üzerine yazılan yazıları görür, yazı kalemi görür, kalem eli görür, el insanı görür, İnsan da rabbini görür gibi kulluğuna devam eder.
Aslında, her şey rabbini tesbih eder.
Dağlara çıktığınızda toprağa yazılan çiçekleri, yaprakları görürsünüz.
Gelincikler, yani lâlenin dağlısı, dağların kendine uygun yerinde yanağı benli bir şekilde hoş geldin derken, sarı papatya gülerek karşılar.
Dağ armutlarının dibinde ballık çiçeği mavi mavi gelip geçenlere bakmaya devam eder.
Kekik çiçekleri, küçük bembeyaz çiçekleriyle gayet mütevazi dururken kokularıyla boylu çiçekler yanında özellik ve güzelliklerini iddiasız bir şekilde ortaya koyuyorlar.
Ra'd suresinin dördüncü ayetinde aynı toprak ve aynı sudan gıda alan üzüm bağları, ekin tarlaları, meyve bahçelerinden bahsederken aynı toprak ve sudan gıda alanların ayrı tatlara sahip olduklarını haber verdikten sonra "....İşte bunlarda aklı başında toplumlar için âyetler/ibretler vardır" buyurur.
Ekeni veya dikeni olamayan dağlarda gelinciğin kırmızısını, papatyanın beyazını veya sarısını, balkın çiçeğinin mavisini, sarmaşığın beyazını, dut ağacının tadını, dağ eriğinin ekşisini vereni dağda hatırlamak daha kolay.
Çünkü sizi sapıtacak şarlatan bilim adamları yok oralarda.
Kur'an'da adı geçen sebze ve meyveler: Buğday başağı (Bakara suresi ayet 161), Üzüm (İsra sûresi ayet 91, Abese suresi ayet 28), İncir (Tin suresi ayet 1), Zeytin (Abese suresi 29, Tin suresi ayet 1, En'am suresi ayet 99), Hurma, (Abese suresi 29, Nahl suresi ayet 11, Yasin suresi ayet 34, Meryem suresi ayet 25), Yonca (Abese suresi ayet 289), Kiraz (Sebe suresi ayet 16, Vâkıa suresi ayet 28), Ilgın ağacı (Sebe suresi ayet 16) Reyhan (Rahman suresi ayet 12, Vâkıa suresi ayet 89), Soğan (Bakara suresi ayet 61), Sarımsak (Bakara suresi ayet 61), Hıyar/Salatalık (Bakara sûresi ayet 61), (Mercimek Bakara suresi ayet 61), Nar (En'am suresi ayet 99), Muz (Vâkıa suresi ayet 29), Kabak, (Sâffât suresi ayet 146), Hardal (Enbiyâ suresi ayet 47), Zencebil/Zencefil (İnsan suresi ayet 17).
Kur'an-ı Kerim, neden diğer nimetleri yazmamış? Denebilir.
O zaman kitabın büyüklüğü buradan Japonya'ya kadar varabilirdi.
Rabbimiz buyurur: ".....Eğer Allah'ın nimetini saymak isteseniz sayamazsınız." (İbrahim suresi ayet 34) Özel ambalajı içinde dizilen narı yerken danelerin nasıl dizildiğini gördünüz mü?
Gördünüz de dikkat ettiniz mi?
Dikkat ettiyseniz, dizeninin ilmini ve kudretini düşündünüz mü?
Sahibine şükredip sonunda hamd ettiniz mi?
Hamdiniz yeterli değil, o yediğiniz şeyden yiyemeyenlere de haklarını verdiniz mi?
Rabbimiz, En'am suresinin 99'uncu ayetinde olgunlaşan meyvelere bakmamızı ve ibret almamızı emrederken 141'inci ayetinde hasat zamanında fakirlerin o maldaki hakkını vermemizi emreder ve israfı yasaklar.
Bir nar tanesinin yaratılışında, bir üzüm salkımının dizilişinde, görüntünün güzelliğinde, tadının lezzetinde, içinde gizlenen gıdaların sayısız hastalığa ilaç oluşunda, havanın, suyun, güneşin, toprağın ortaklaşa çalışması vardır.
Yani bir tek buğday tanesinin yapılabilmesi için dünya büyüklüğünde bir fabrika yeterli değildir.
Çünkü güneşi dünyaya sığdıramazsınız.
Onun için bir ekmek kırıntısı dahi israf edilmemelidir.
Hani denir ya İstanbul'da bir günde yapılan ekmek israfı, Güney Amerika'da bir devletin bir günlük yiyeceğini karşılarmış.
Dağlara gidemezseniz, bağları göremezseniz, bahçeleri gezemezseniz, şehrinizdeki pazar yerini gezerken kendinizi sanat galerisinde gezermiş gibi hissediniz.
Galerideki eserlerin sahibine teşekkür etmeyi unutmayınız.
Dünyanın en büyük sanat galerisinde dolaştığınızın farkında olarak yaşayınız.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



