Bu dünyanın nasıl acılarla çevrili olduğunu gösteren her gün binlerce örnek yaşıyoruz. Ramazan her yıl olduğu gibi, İslâm âlemine, Müslüman milletlere büyük bir rahmet, mağfiret, huzur iklimi olarak geldi, yaşıyor.
Kutsî değerler bu ayda daha bir ihtimamla, hürmetle yüceltiliyor.
Bütün bu güzellikler bir ay içinde yaşanıyor ve bitiyor. Bu bir ayın sonrasında ve öncesinde dünyamız yine aynı dünya, düzenimiz yine aynı düzen.
Topyekûn bir istiklâl hamlesine muhtaç İslâm dünyası.
Neyden, nereden, niçin bir istiklâle muhtacız?
Elbette kâfirlerin kurduğu küfür sisteminden, İslâm'ın kurduğu hürriyet sistemine ulaşmamız gerekiyor.
Küfür sisteminin özelliklerini, bütün baskısını ve Müslümanlara olan kinini Irak'ta, Filistin'de, Afganistan'da, Afrika'da, Sudan'da maalesef en acı tablolar halinde görüyoruz.
Küfür sistemi mücadele sahası olarak İslâm dünyasını, İslâm coğrafyasını seçmiş durumda.
Bugüne kadar sayısız teşebbüs oldu, küfür sisteminden kurtulmak için. Ancak, her hareket bir müddet sonra büyük bir yıkımla karşılaştı ve bir netice elde edemeden kendi kabuğuna çekildi.
Gönül birliği olmadan, İslâm'ın ana kaidelerine sarılmadan, her mümini kardeşimiz olarak bilmeden, görmeden topyekûn bir hürriyet mücadelesine girişmeden istiklâlin önü açılmayacak.
Küfür sistemi bir devletin düzeni veya sistemi değildir.
Bu sistem Amerika önderliğinde, İngiliz ve İsrail sistemidir.
Irak'a demokrasi götürmek, Iraklıları özgürleştirmek vaadiyle ancak nükleer silahlar var, bahanesiyle burayı işgal eden Amerika, buradaki muharip askerlerini çekiyor. Ülkede yalnızca güvenlik güçlerini eğitip yetiştirecek, Amerikalıları koruyacak birlikler görev yapacak.
Bu işgalin faturası ne olmuştur? İslâm ülkeleri daha en başından işgalci kuvvetlere karşı nasıl bir sınav vermiştir? Bosna'da, Afganistan'da olduğu gibi, başta Türkiye olmak üzere, diğer İslâm ülkelerinden Irak'a mücahitler gitmiş, direnişe destek vermiş midir?
Yüzyıllardır kendi içlerinde savaşan, birbirlerine karşı iki dünya savaşı veren Avrupa, çok kısa bir zamanda siyasî, askerî, iktisadî, ticarî alanda büyük bir işbirliği yaptığı halde, İslâm coğrafyası, İslâm ülkeleri niçin birlikten, dirlikten mahrumdur?
Küfür sistemi tamamen İslâm dünyasının, coğrafyasının, ülkelerinin kontrol, işgal, denetim altında tutulmasına yöneliktir.
En basitinden, Türkiye'nin normal seyrine girmesi yönünde dışarıda attığı birkaç adım derhal "eksen kayması" olarak değerlendirilmiş, Amerika uygun, zemin ve fırsatta bütün bunların hesabı olarak gerekli ültimatomu derhal vermiştir.
Irak'ın işgali esnasında 1 Mart hükümet tezkiresinin Meclis'te reddedilmesi ve sonrasında İslâm ülkelerinden Türkiye'ye gösterilen teveccüh meselenin ne kadar derin ve önemli olduğunu göstermektedir.
Amerika işgal için Türkiye topraklarını kullanamadı. Dönüş yolunda da bizlerle karşılaşmayacak.
Saddam Hüseyin'in bir bayram sabahı ezanla birlikte idamından başka 2003'ten beri Amerika Irak'ta nelere sebep oldu;
Bir milyonu aşkın Iraklı kadın dul kaldı, dört milyon çocuk yetim, iki buçuk milyon Iraklı şehit oldu, dört buçuk milyon Iraklı mülteci var vs. vs.
Elbette bunlar rakamlarla ifade edilen ancak istatistik değeri olan şeyler. Bunun yanında asıl insanların yaşadıkları hayat bir kâbusa dönüşmüş durumda.
Bütün bunların tek sorumlusu herhalde Iraklıların kendisi olamaz. Filistinlilerin, Afganlıların tek başlarına sorumlu olmadığı gibi.
Ramazan, bütün manevi duygularıyla üzerimize esenlik iklimi getirmeye devam ediyor. Müslümanların bu esenliğe, Ramazan dışında da hem de daha kuvvetle ihtiyacı var.
Küfür sistemine karşı, ortak bir cephe, tek bir vücut oluşturmadıkça sıranın yarın hangi İslâm ülkesine geleceğini bilemeyiz.
11 Eylül, "Haçlı seferleri" için yeni bir başlangıçtı.
İnşallah bu Ramazan da, Müslümanlar için yeni bir Selahaddin, yeni bir Alpaslan, yeni bir Fatih ruhu ve önderliği oluşmasına vesile olur.
Aksi halde, akşama Beyaz Saray'da iftar vermeye, sabaha Bağdat'ı, Kudüs'ü, Gazze'yi, Kabil'i bombalamaya, Müslümanları katletmek için ellerinden geleni yapmaya devam edecekler.
Küfür sistemine karşı diyalog ve hoşgörü bugüne kadar elinden gelen toleransı göstermiş ancak cevap olarak daha çok Müslüman'ın öldürülmesinden, daha fazla İslâm şehrinin işgâl edilmesinden başka bir şey görmemiştir.
Bu Ramazan'da, İslâm âleminin Aliyalarla, Selahaddinlerle, Fatihlerle, Alpaslanlarla, Abdülhamidlerle buluşması, kavuşması, dirilmesi, birlik olması için dua edelim.
Aksi halde, her Ramazan bir başka Müslüman coğrafyanın işgaline, Haçlı denetimi altına girmesine, yeraltı ve yer üstü bütün zenginliklerinin yağmalanmasına şahit olacağız.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



