Şu anda dünyadaki 190 küsur “devlet”in rejimleri incelendiğinde, düzinelerle farklı “sistem” olduğu görülür. Demokrasi, komünizm, sosyalizm, cumhuriyet, vs... Bu rejimlerin her biri de –uygulanış biçimi ve ana fikri itibariyle- kendi içerisinde düzinelerle farklı dallara ayrılır.
Aslında, zihni bulandırmaya gerek yok. İnsanların idaresi için temelde iki sistem var: 1. Şer’î sistem 2. Beşerî sistem... Şimdi bu iki sisteme ana hatlarıyla göz gezdirelim:
Şer’î sistem: Yani Şer’î devlet idaresinde beşerin zerre kadar müdahalesine yer yoktur. Bu sistemde hâkimiyet kayıtsız şartsız Allah’ındır. Hükümleri Allah koyar ve bu hükümleri Peygamberleri ve bazı Peygamberlere vermiş olduğu kitaplar ve suhuflar vasıtasıyla açıklar. Temelde Allah’ın emirleri ile yine Allah’ın emri ile konuşan ve davranan peygamberin açıklamalarından ibaret hükümlerin uygulandığı devlete, “İslâm devleti” denir.
Devlet idaresi için fıkıh kitaplarına bakıldığında şu ana esas göze çarpar: İslâm fıkhına göre iki İslâm devleti ve iki devlet reisi olmaz. Bir tek devlet ve bir tek idareci olmalıdır. O idarecinin adına meşhur olmuş ismiyle “halife” denilir. “Emir”, “İmam” gibi isimler de verilirse de yaygın olmuş şekliyle ismi “halife”dir. Halifenin vasıfları ve seçim şekli de fıkıh kitaplarında çok geniş şekilde belirtilmiştir.
İlk dört halifeden sonra, idarede hilafetten ziyade saltanat tarzı esas olmuştur. İslâmiyette ise idare babadan oğula geçmez. Bu bakımdan, Osmanlılardaki gibi idare şekline de fıkıhta “nâkıs hilafet” denilir. Mahkemelerde, eğitimde, ticarette, Şer’î hukuk geçerli olmasına rağmen, devlet başkanının seçiminde şartlar yerine getirilmediği için buna “nâkıs” denilmiştir.
Osmanlı devletinde Yavuz Sultan Selim’den itibaren böyle bir idare şekli vardı. Cumhuriyet devrinde de ilk başta hilafet vardı, Şer’î hukuk mer’iyette idi. Sonradan hilafet kaldırılmasına rağmen, Şer’î hukuk yine bir müddet geçerli oldu. 1928’den itibaren laikliğin yerleşmesinden sonra Şer’î hukuk mahkemelerden ve daha sonra sosyal hayatın her kademesinden kaldırıldı. Çünkü devlet idaresinde sistem değişmişti.
Şu anda yeryüzünde İslâmî sistemi bütünüyle tatbik eden devlet yoktur. Meselâ Fransa’da hukuka aid “Kodsivil” dedikleri kanun, Malikî fıkhından tercüme edilmiş bir kanundur. Bu, o devletin İslâm devleti olduğunu göstermez. Bunun gibi şu anda 60’a yakın İslâm ülkesinde câri olan sistemlere bakıldığında, fıkhî tarifle şer’î devlet yapısına sahip bir devlet gösterilemez.
Dünyadaki insanlar, muhtelif inanca sahiptirler. Kimi Müslümandır, kimi Hıristiyan, kimi Yahudi, kimi ateist... Kimi ineğe tapar, kimi güneşe... Hatta fareye, yılana tapanlar bile vardır. Bütün bu insanların yaşadıkları “devletlerde” hâkim sistem şu anda kahir ekseriyetle beşerî sistemdir. Bu sistemlerin temel esası; insanların kendi icat ettikleri ve yaptıkları kanunlarla yönetilmesine dayanır. Bu sistemlerin hemen tamamı idarede Allah’ın Zatını da kabul etmezler.
Yine hemen hemen bütün beşerî sistemlerde, İlâhî hükümlerin “kanun” şeklinde ortaya çıkmasına müsamaha edilmez. Burada temel düşünce şudur: “Biz kendi kendimizi idare ederiz. Allah’ın hükümlerinin bu idarede yeri yoktur.”
Şimdi akla şu soru gelebilir? Madem dünyada, bütünüyle Allah’ın hükümlerinin tatbik edildiği bir devlet yok. Kısaca bir “İslâm devleti” yok. O halde, başta Amerika olmak üzere bazı ülkeler neden İslâm’a karşı savaş açıyor? İşte cevabı tartışmaya çok açık ve savaşların ana sebebi olan soru budur.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için



