milli gazete

YayınlarVideoFotoğraf


  1. ARSIV
  2. VIDEO
  3. Sarı Sayfalar

  • ANASAYFA
  • YAZARLAR
  • GÜNDEM
  • SAĞLIK
  • EKONOMİ
  • DÜNYA
  • HABER
  • SPOR
  • AİLE HAYAT
  • KÜLTÜR

28 MAY 2012 PZT
  • HABER INDEKSI
  • ANKET
  • BENİM SAYFAM

GERİ İLERİ
  • YA ALLAH!
  • KRAMPLARI ÇÖZÜCÜ,TESKİN EDİCİ,(ÇANOTU)
  • YENİ BİR DÜZEN KURMANIN VAKTİ GELDİ
  • MÜSLÜMAN GENÇLER İSTANBUL'DA BULUŞTU
  • FETİH NAMAZI
  • FETHİMİZ MÜBAREK OLSUN!
  • FETHİN ERLERİ HOCASIYLA BULUŞTU
  • MİLLİ GÖRÜŞ BARIŞIN DİLİDİR
  • İSTANBUL, İSLAM DÜNYASININ LİDERLERİNE EV SAHİPLİĞİ YAPACAK
  • BU OLACAK AYASOFYA!

Dünya iyi niyet kurbanı mıdır?

10 ŞUBAT 2010
ÇAR 02:05

[-] Normal [+]
  • Gündem
  • Tavsiye Et
  • Yazdır
  • Yorum Yaz

Düşünce tarihinde dokunulmazlığı olan, gerekliliği ve meşruiyeti tartışma konusu edilemeyen, masumiyetinden asla kuşku duyulmayan sayısız kavram vardır. Sihirli sözcüklerdir bunlar. İyi niyetlerle yaratılmış, gündeme getirilmişlerdir. Ya da öyle oldukları varsayılır. Tarihin bütün işgalleri, kan dökmeleri, sömürü ve kişiliksizleştirme operasyonları hep iyi niyetlerle gündeme getirilmiştir, getiriliyor. Öyle ki, Neron bile Roma'yı yakarken bir sanatsal kaygıyla, ruhunun tarihin en büyük sanat yaptını yaratabilmesi için olağanüstü bir acı ve imgeye ihtiyaç duyduğunu, bunun da imparatorluğun incisi olan Roma'nın yakılarak sağlanabileceğini ileri sürmüştü. "Yaşasın kötülük!" sloganının orduları işgaller için, milletleri başka milletlere saldırtmak için gerekli olan motivasyonu sağlamayacağını tarihin bütün tiranları bilirlerdi. Bütün işgaller, yağmalamalar, toplumsal katliamlar hep dünyayı daha güvenli kılmak iddiasıyla, kötüyü ya da kötüleri dize getirmek bahanesiyle gerçekleştirildi.

Felsefenin suskunluğu

Bugün, bizlere korkunç ve karanlık gelen pek çok kavram ve uygulama, geçmişte toplumsal yarar adına kullanıldı, hayata geçirildi. Kaçınılmaz olarak diktatörlüğe evrilen mutlak krallıklar, ülkelerin güvenliği için hararetle savunulmuştur kendi dönemlerinde. Kölelik bile, milattan önce 8'inci ve 7'inci yüzyılda Yunanistan'da kurumsallaştırılırken, yükselen sermayedarların soylulara karşı bir güç olarak doğmaları ve dolayısıyla da ihtiyaç duyulan üretim artışının sağlanabilmesi için ince felsefelerle meşrulaştırıldı. Daha çok mal üretmek zorunda olan sermayedarlar, daha çok insan gücüne, daha çok çalışacak ve az ücretle yetinecek insanlara ihtiyaç duydu. Özgür ve eşit haklara sahip insanlar üzerinden bu sağlanamayınca, dönemin hukuk kurallarının arkasından dolanarak diğer toplumlardan esir ettikleri veya Yunanistan'a ücretli çalışmak için getirttikleri insanları köle edindiler. Hukuk bile "özgürler ve köleler" ayrımı üzerinden yeniden yapılandırıldı. Aristo, insanların doğallıkla "köleler" ve "efendiler" olarak doğduklarını iddia ederken aslında kendisinden yaklaşık 400 yıl önce uygulanmaya başlanmış bir sistemin fikri mirasıyla konuşuyordu. Yunan filozoflarının büyüklerinden hiçbirinin köleliğe karşı kayda değer bir itirazı olmadı. Köleliğin toplumsal refahın arttırılması, üretimde verimlilik ve bu yolla da devletin zenginleşmesi için gerekli olduğu düşünülüyordu. İyi niyetliydiler kendilerince. Başkalarının özgürlüğüne mal olan bu iyi niyetlere felsefe bile Fransız devrimine kadar yaklaşık 2 bin yıl hiç itiraz etmedi.

Tarihin arkaik dönemlerinde uygulamaların meşruiyeti güçlü olanın kendi tasarrufundaydı. Ancak modern zamanlarla beraber "Sosyal Bilimler" her türlü eylemin meşruiyet kaynağı olarak ortaya çıktı. Sosyal bilimlerin en büyük becerisi, masum kavramlar üretmek ve bu masum kavramlarla güçlülerin çoğu zaman zorbalık olan eylemlerini estetize etmek veya onlara insani bir yüz kazandırmaktır. Bu masum kavramların düşünce tarihi içerisindeki sayısını tespit etmeye çalışırsak hayli kabarık bir liste çıkacaktır ortaya. Dahası, bizleri oldukça şaşırtacak bir liste. Çünkü bu listede insanlığın kullandığı en masum kavramların bile çoğunlukla nasıl bir zulüm çarkına hizmet ettikleri görülecektir. Bugün, halihazırda toplumun her bireyi, entelijansyanın her kanadı, politika yapıcıların her fraksiyonunun kullandığı ve asla itiraz edemeyeceğimiz "Eğitim" kavramının bile 19'uncu yüzyıldan bu yana bütün asimilasyonların, emperyal girişimlerin, toplum mühendisliklerinin üzerinden yürüdüğü temel kavramlardan biri olduğunu görmek için, emperyal devletlerin toplumları ile sömürülmüş devletlerin topluluklarının ortak suskunluğuna bakmak yeterlidir. Amacım burada "eğitim" kavramının toplum mühendisliğinde nasıl kullanıldığını açıklamak değil. Bir başka yazının konusu olabilecek ilginç, şaşırtıcı ve kapsamlı bir konudur bu. Bu yazıda daha çok, sosyal bilimlerin ürettiği temel masum kavramlardan olan "kültür" ve "evrenselcilik" üzerinde durmaya çalışacak, "ulusçuluk" kavramıyla aralarındaki ilişki ve benzerliklerini vurgulayarak, karşıt gibi görünmelerine karşın nasıl bir koşutluk içinde olduklarına değineceğim. Yazı boyunca, ulusçuluk ve ırkçılığı, tarihsel ve antropolojik kaynakları farklı olsa da aynı anlamda kullanmamın nedeni, günümüzdeki popüler tezahürlerinin aynı olmasından kaynaklanıyor.

Kültürün keşfi veya toplum mühendisliğinin başlangıcı

16'ncı yüzyılda başlayan kültür çalışmaları, 19'uncu yüzyılda kapsamı genişletilerek bir "kültür teorisi"ne dönüştürüldü.  Kültür ile ilgili ilk kapsamlı çalışmalar 16'ıncı yüzyılda başlamış ve 19'uncu yüzyılda kültür teorisinin ana kodları ve tartışma başlıkları belirlenmişti. Temelde kültürle ilgili iki yaklaşım biçiminden söz edilir. Biri, geleneksel yaklaşımdır ki bu yaklaşıma göre kültür, insan doğasının doğal bir yansıması olarak vardır ve insan bunun bir parçasıdır. İkinci yaklaşım, eleştirel kültür yaklaşımıdır ki bu yaklaşıma göre ise kültür inşa edilmiştir. Sonrasında ise kültür, insanın kendisini tarihin öznesi olarak konumlandırmasıyla beraber bir nesneye, yani dışsal bir varlığa dönüşmüştü. 16'ncı ile 19'uncu yüzyıllar arasında "kültür", "nesne", "özne" ve "tarih" kavramları konuşuldu ve ayrıştırıldı. Bu tarihten önce kültürün ne olduğu meselesi, üzerine düşünülen bir konu değildi. Üzerine düşünülen ve tanımlanan şey doğal olarak sınırlandırılmış olur. Bu tanımlama dışarıdan yapıldığı için de düşünülen ve tanımlanan şey, yani kültür bir nesneye dönüştü. Varoluşsal değil, dışsal ve inşa edilmiş bir form olarak kültür, toplumda var olmaya başladı böylece. Bu aşamadan sonra, yani kültürün keşfinden sonra, toplum mühendisliği de kültür tartışmaları etrafında şekillendi. 16'ıncı yüzyıla kadar içkin bir özne, doğal bir parça olan kültür, tanımlanıp yasaları ortaya konulunca, hangi işlevlerde kullanılacağı da hemen gündeme geldi.

Avrupa, bu tarihten sonra kendi yerelini evrensel olarak dayatmaya ve kültür teorisiyle de dünyayı evrensellik iddiasıyla, evrensel değerlerin korunması ve yeryüzünde sözü geçer olması teziyle dünya genelinde diğer bütün toplumları bir tektipleştirmeye tabi tuttu. Kültür ve evrensellik gibi kendisine kolaylıkla itiraz edilemeyecek bu alımlı kavramlar, yabancı denizlerde yol alan emperyal gemilerin son 400 yıldır can simidi oldu, oluyor. Bugün evrensel değerler olarak sıralayabileceğimiz kavramların listesine bir göz gezdirilirse, söz konusu evrensel değerlerin kahir ekseriyetinin aslında Avrupa'nın kendi yereli olduğu kolaylıkla görülür. Avrupa'nın kendi yerelini evrenselleştirebilme becerisi ve işgüzarlığının "evrensel bir tektipleşme" sonucunu doğurmuş olması şaşırtıcı değildir. Söz konusu kültürel tektipleştirme ya ilginç bir biçimde "işbirliği" ya da "zorunlu dahiliyet" yani "ilhak"la gerçekleştiriliyor. Ve ilginç olan, bunun temelde modern zamanlarda iki zıt yöntemle yapılmış olmasıdır: Irkçılık-Ulusalcılık veya Evrenselcilik-Globalleşme. Her ikisi de temelde tek tipleşmeyi zorunlu olarak kaçınılmaz kılıyor. Güçlü olana benzemek veya en azından onun kurallarıyla oynama rızasına getirilmek oluyor sonuç. Ulusçuluk ve evrensellcilik gibi, zıt görünen iki kavramın ortak tezahürünün tektipleştirme ve kültürü normatif hale getirmek şeklinde temel bir paralelliklerinin veya hayati bir ortak yönlerinin olması oldukça düşündürücüdür. Avrupa evrenselciliğinin kendi normlarını merkeze alıp dünyayı buna göre iyi-kötü olarak konumlandırması ile ulus devletin kendi içinde kendi tasarlanmış kültürünü merkezden genele yayarak diğerlerini zorunlu bir benzeşmeye tabi tutması arasında temelde hiçbir farklılık yoktur. Normalde sosyal hiyerarşi, birinin diğerine üstünlüğü ya da düşüklüğü üzerine kurulurken, ırkçılıkta inşa edilmiş bir tasavvur olarak temelde ırk mensubu olmanın eşitliği vardır. Homojenizasyon içindeki bu retorik eşitlik asıl yanıltıcı ve çekici noktadır. Bu retoriksel eşitlikte sosyal hiyerarşinin en altında yer alan kişi bile kendisini hiyerarşinin en tepesinde yer alan kişilerle aynı hizaya yerleştirir ve sanki aralarında bir kader birliği veya rol aynılaşması varmış gibi davranışlar ve refleksler geliştirir.

Evrensellik dedikleri...

Ulusçuluk veya ırkçılık, ya da ben merkezli evrenselcilik aslında bir sosyal veya biyolojik Darwinizm'i de içkin bir biçimde taşır. Çünkü ırkçılığın dayandığı temeller veya savunduğu dünya düzeni, politik sistem, bir yandan soydaşlara retoriksel bir eşitlik ve aynılaşma sağlarken diğer yandan soydaş olmayanlara karşı bir üstünlük ve daha çok gelişmişlik iddiasındadır ki bu da aslında evrimin temel felsefesiyle paralellik arz eder. Yani bazı türler doğal olarak daha çok gelişmiştir ve bazıları da ya yok olmuş ya da daha az gelişmiştir. Öte yandan evrensecilik iddiasındaki Avrupalı tezler ise şu anda örtük bir soydaşlık söylemi barındırmakla beraber temel vurguyu coğrafya üzerinden, yani Avrupa kıta topraklarına vurgu yaparak kendi yerelini evrensel olarak dikte ettirir ki bu düşünce de yine Avrupa ana karasının düşünsel üretimin, moral ve felsefi aktifliğin merkezi olduğu, dolayısıyla da diğerlerinden doğal olarak daha üstün olduğu varsayımına ya da düşüncesine dayanır. Böylece küresel evrim kaçınılmaz bir biçimde Avrupalıları kürenin temel düşünce üreticileri haline getirmiştir. Amin Maaoluf da benzer bir düşünceden hareketle, binlerce spermin döl yatağına döküldüğünü ancak bunlardan sadece birinin yumurtayı dölleyip kendisini geleceğe taşıdığını söyler ve dünya tarihi açısından ise yumurtayı dölleyen spermin Avrupa olduğunu ve böylece diğer bütün kültürlere üstünlük sağlayarak kendisini geleceğe taşıma ve dünya adına söz söyleme hakkını elde ettiğini iddia eder.  Irkçılık nasıl azınlıklar ve yerel topluluklar üzerinde bir üstünlük iddiasıyla yola çıkıyorsa, evrenselcilik de aslında ulusların kendi kaderlerini belirlemelerine katlanamaz ve hegemonyayı uluslar üstü kurar. Çünkü kendisini ulusların üstünde tanımlar. Evrenselcilik, hegemonik toplulukların ve grupların uluslar üstündeki üstünlüklerini meşrulaştırır. Avrupa merkezli evrenselciliğin yeni bilimlerle beraber eş zamanlı olarak ortaya çıktığını da hatırda tutmak gerekirse, bütün modern felsefe serüveninin de içkin karakterini yakalamış oluruz: Gerçekçilik iddiası, yani rasyonalizm. Ya da bilimin kafasızlığı. Bilimin üstün kılan tarafsızlığı! Bilim tüm hakikatlerin üzerinde, ölçülebilir ve sonuçları tartışılamaz olan bir mihenk taşı olarak sahibini yücelten bir aygıttır çünkü. Ve söz konusu bilimin merkezi de elbette Avrupa olduğu ve bu bilim tarafsız olduğu için Avrupalıyı üstün kılmıştır. Şaşırtıcıdır, son dönemlerde bilimin, ya da daha dar anlamda teknolojik üretim merkezinin Batı dünyasından Çin veya Hindistan gibi ülkelere taşınması veya en azından bilimsel üretimin Batı'nın tekelinden çıkmasıyla beraber Batı'da bilimsel üstünlüğün değil, aslında uygarlık ve felsefi üretimin asıl büyük erdem olduğu şeklindeki görüşler dillendirilmeye başlanmıştır. Bu yeni sav, Batı'nın yüzyıllardır bilim üzerinden kurduğu üstünlük iddiasını kaybetmemek için ortaya attığı hayati bir savdır. Yani Batılı akıl, el yordamıyla şunu iddia etmektedir: Bilim veya teknolojiyi üretmiş olabilirsiniz ama hala felsefi, sanatsal, düşünsel üretimin merkezi biziz ve doğal olarak da medeniyetin yegane taşıyıcısıyız.

Demokrasi ve insan hakları konusunda bunca kötü notları olan Avrupa'nın ya da Amerika'nın hala demokrasi ve insan haklarını düşmanlarına karşı bir koz olarak kullanıyor olması veya meşruiyetlerini bu değerlerin üretim merkezleri veya savunucuları olmak üstünde kurması ve bu değerlerin sınırlarını aştığı varsayılan topluluk ya da ülkeleri cezalandırmaya kalkışması başka nasıl açıklanabilir? Son yarım yüz yıl içinde öldürülen her beş insandan dördünün ya doğrudan Batılılar veya Batı'nın sattığı silahlarla öldürülmüş olması, yine son 50 yılda bir kaç istisna dışında bütün anti-demokratik darbelerin Batı destekli olması, hatta halihazırda dünyada var olan krallıkların da ezici bir çoğunluğunun Batı tarafından ayakta tutulmasına karşın, Batı'nın demokrasi ve insan hakları merkezli bir dünya jandarmalığı rolündeki ısrarı, inandırıcılığını bir tarafa bırakırsak, başka hangi kaygının sonucu olabilir? Yani rasyonel olan, akılcı olan, doğal olarak Avrupa'nın düşünsel üretimidir. Avrupa felsefesinin temel erdemi olarak akılcılığın merkeze alınmış olması ve şaşırtıcı bir biçimde diğer medeniyetlerin de kendilerini Avrupa ile kıyaslarken Avrupa'nın akılcılığını ve rasyonalizmini teslim etme tez canlılığını göstermeleri, ama bir sızlanma olarak kendilerinin ruhsal erdemlerinin Avrupalılarca görmezden gelindiği şeklindeki vurguları ise kelimenin tam anlamıyla tuzağa düşmek değilse naiflikten başka ne olabilir? Böylesi bir düşünce, aklın Avrupa'nın tekelinde olması düşüncesini pekiştiren bir yaklaşım olmasının yanı sıra, aslında kendisini de doğal olarak dünya egemenliğinden mahrum bırakan bir söylemdir. Dünyanın akıllıca yönetilmesi için Batı rasyonalizminin gerekliliğine dair dünyayı bir ikna girişimidir bu.

Sosyal kontrol araçları: Ulusçuluk ve evrenselcilik

Öncesinde de belirttiğimiz gibi, evrenselcilik ulusların sosyolojik kontrolünü sağlar. Bu açıdan ırkçılık ve evrenselcilik örtük bir dayanışma içindedirler ya da biri diğerinin devamıdır. Ulusçuluk akımları ilk modernite dalgasını temsil ederken, evrenselcilik ikinci modernite dalgasının karşılığıdır. Fransız Aydınlanması'nın bir taraftan ulusçulukları ve dolaylı olarak da ırkçılığı tetiklemiş olmasıyla diğer taraftan evrensellik iddialı değerleri ortaya atmış olması ilginç değil midir? Ulusçuluk nasıl kendi içinde, sınırları belirlenmiş, egemen bir homojenizasyon sağlayarak, farklılıkların kontrol altına alınması ve merkezi olanla benzeşmesini kaçınılmaz kılıyorsa, evrensellik de ikinci modernite dalgası olarak devletlerin, ulusların veya ulus devletlerin tüm sosyal yaşantısını kontrol etmek üzerine kurulmuş özcü ama işlevsel bir argümandır. Kaldı ki modernitenin kendisi de aslında üstlendiği temel görev itibariyle bir sosyal kontrol aracıdır her şeyden önce. Avrupa merkezli üstünlük iddiasıyla vaktinde bölgesel kolonyalcilik gerçekleştirilirken, şimdi ise Avrupa merkezli evrenselcilikle küresel kolonyalcılığa soyunulmuş olunuyor. Bu durum onlara bir görünmezlik imkânı da veriyor ayrıca. Evrensellik iddiası, basit ama yakıcı bir işlevsellikle, müthiş bir ikna gücü oluşturarak Batı'nın görünmez elinin tüm dünya zenginliği üzerinde dolaşmasını ve onu kontrol etmesini sağlıyor.

Öyleyse şimdi sormak gerekir: Dünya gerçekten iyi niyet kurbanı mıdır?

Geri izlemetrackback
  • staticsBu yazı Gündem bölümü’nde 10.02.2010 tarihinde yayınlandı
  • feedBu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için tıklayınız
  • tags Etiketler: felsefe, düşünce, özgürlük,
Merhaba, yorum yazmak için oturum açınız

yorum yaz

Yorum yazmak için oturum açmanız gerekiyor.
Üye değilseniz, sadece bir dakikanızı ayırarak hemen üye olabilirsiniz.

Oturum açtıktan sonra bu sayfaya otomatik olarak yönlendirileceksiniz.

Yazar

Resul Serdar

araştırmacı yazar

  • Özgeçmişyazarı tanımak ister misiniz?
  • Arşivyazarın diğer tüm makaleleri
  • Mesajyazarla iletişim kurmak için
  1. Bu yazarı benim yazarlarıma ekle
  2. Tüm yazarlar
  • Yazarın

    diğer yazı dizileri en çok yorumlananlar en çok tıklananlar en çok tavsiye edilenler
    1. Terörün küreselleşmesi ya da bir tetikleyici olarak küreselleşme
    2. İnsanlar ve Yerlilere dair...
    3. Popüler kültür ve hafıza
    4. Üçüncü cumhuriyet’in eşiğinde
    5. Üçüncü Cumhuriyet’e merhaba: Açılım...
    6. Açılım ve Üçüncü Cumhuriyet
    7. Bir “Üçüncü Cumhuriyet” tartışması olarak “Açılım”
    8. Bir komisyonun portresi
    9. Dünya iyi niyet kurbanı mıdır?
    10. Batı idealinin yenilgisi
    1. Terörün küreselleşmesi ya da bir tetikleyici olarak küreselleşme
    2. Popüler kültür ve hafıza
    3. Üçüncü Cumhuriyet’e merhaba: Açılım...
    4. Açılım ve Üçüncü Cumhuriyet
    5. İnsanlar ve Yerlilere dair...
    6. Dünya iyi niyet kurbanı mıdır?
    7. Bir “Üçüncü Cumhuriyet” tartışması olarak “Açılım”
    8. Üçüncü cumhuriyet’in eşiğinde
    9. Bir komisyonun portresi
    10. Batı idealinin yenilgisi
    1. Batı idealinin yenilgisi
    2. Dünya iyi niyet kurbanı mıdır?
    3. Bir komisyonun portresi
    4. Bir “Üçüncü Cumhuriyet” tartışması olarak “Açılım”
    5. Açılım ve Üçüncü Cumhuriyet
    6. Üçüncü Cumhuriyet’e merhaba: Açılım...
    7. Üçüncü cumhuriyet’in eşiğinde
    8. Popüler kültür ve hafıza
    9. İnsanlar ve Yerlilere dair...
    10. Terörün küreselleşmesi ya da bir tetikleyici olarak küreselleşme
    1. İstenen kriterde içerik bulunamadı !
  • Gündem

    1. Ya Allah!
    2. Yeni bir düzen kurmanın vakti geldi
    3. Müslüman gençler İstanbul'da buluştu
    4. Yargı sürecini beklememiz lâzım
    5. Kur'an'la hayat bulan bir nesle doğru
    6. Kur'an'a hizmet en büyük şereftir
    7. Şırnak'ta bir üsteğmen şehit düştü
    8. Din kültürü dersleri ilahiyat fakültelerine devredildi
    9. Doktora kılıçla saldıran zanlı gözaltında
    10. Fetih namazı
  • Diğer

    1. Vücutta kene yoksa bile KKKA belirtilerine dikkat
    2. Hac kuraları yarın çekilecek
    3. "Mevsim normalleri" şeftaliye yaradı
    4. Dünya İslam Alimleri Birliği, katliamı kınayan bildiri yayımladı
    5. ABD'li öğretmen Müslümanlığı seçti
    6. "Engelli doğurdu" diye terk edilen kadına, polis sahip çıktı
    7. Türkiye'nin Gül Bahçesi'nde hasat mevsimi
    8. Hula katliamının tanıkları, yaşadıkları dehşeti anlattı
    9. "Kürtaj, bir insanlık suçudur"
    10. Eski elektronik eşyalar geri kazanılacak
  • Çok Okunanlar

    1. Fetih namazı
    2. Yelkenler indirildi
    3. Bu olacak Ayasofya!
    4. Fethimiz mübarek olsun!
    5. Ya Allah!
    6. Halkımız gösterilene değil, gizlenene baksın
    7. İktidarda figüran çatlağı
    8. Şok Detay
    9. Yasa geri çekilsin
    10. Yeni bir düzen kurmanın vakti geldi
  • Çok Yorumlanan

    1. İsim koyarken nelere dikkat etmeliyiz?
    2. Yeterlilik derecesi en yüksek ürün kayısı
    3. Zile Kalesi restore ediliyor
    4. Mısır seçimleri Filistin'i etkileyecek
    5. Sezaryenle doğanlarda obezite riski daha fazla
    6. Gençlerde çatışma
    7. En ağır imtihanları onlar yaşadı
    8. En ağır imtihanları onlar yaşadı
    9. İlk çeyrekte yarım puan büyüdü
    10. 30 bin kişi çıkaracak, 3.5 milyar dolar tasarruf edecek
Günün Haber İndeksi
Arşiv & Arama
shape
Gazete Aboneliği | Gündem | Ekonomi | Dünya | Haber | Kültür Sanat | Spor | Medya | Sayfa Başı
Kullanım Şartları | Seri İlan Kullanım Şartları | Seri İlan Hizmetin İade Şartları | Gizlilik İlkeleri | Kurumsal |Yazarlar | Multimedya | Arşiv | Reklam |Irtibat
Sponsor Bağlantılar : Kombi | Özgür Kocaeli Gazetesi

Firma Kayıt rss

Yardım ve Sık Sorulanlar FAQ

Copyright 2005 - 2008 Milli Gazete Basın Yayın A.Ş

prodestek