Modern zamanlar vakit algımızı nasıl da değiştirdi. Yaşadığımız demlerin bir defalık olduğunu unutup gittik. Savruk hayatın bedeli yarınlarda karşımıza çıkar zannedip yaşamaya devam ettik.
Hey hat o yarınların bu günleri gizlediğini ne de geç anladık.
Bugün sırlı bir dağarcık olarak önümüzde duran geçmişi yaşayıp yaşamadığımızı bile belgeler olmasa yok sayacağız, neredeyse. Ülkemiz bu özelliği ile büyük anaforlardan çıkamıyor. Seksenli yılların ortaları patavatsız demokrasi denemeleriniz savrukça yapıldığı ama aba altından sopa gösterildiği yıllar.
Tesadüflerle başlanan sözüm ona üniversite hayatı. Konya'daydım. Ümitlerim hayallerim fazla değildi farkında olmayarak girdiğim dünya kendi doğrularıyla varlığını sürdüren zaman olgusunun olmadığı eski çağlardı sanki.
Türkiye'nin kaderidir kendi evlatlarını öz doğrularla buluşturmamak bu ülkede neredeyse imkansız denilen yazgıdır. Farklı kulvarda devam eden çıkar çatışmalarının bin bir cephesi olduğunu anlamak her kesin değil er kişinin hakkıdır ama o vakitlerde nerde o feraset!
Eylül'le birlikte Konya'ya yerleştim kaldığım ev ilahiyat fakültesine beş dakika bilemediniz on dakika yürüyüş mesafesinde derslerini veremeyen, sınıfta kalan, üst sınıflardaki arkadaşlar, bıkkınlık hayata karşı vurdumduymazlık hatta aymazlık derecesinde duyarsızlıkla yaşayanlarla aynı evi paylaştım neydi onların kaygıları bitirdikleri fakülte onlara hangi formatı vermişti benim okumaya başlayacağım ilahiyat fakültesi neleri muştuluyordu?
Bilinmezliklerle dolu sırlı dünyanın tam eşiğindeydim.
İntizamımla alay edildim, derli toplu olmam öğrenmeye duyduğum iştiha, merakım, ilgimle sırları araladığımı düşünürken acı olayların beni beklediğini nasıl bilebilirdim?
Soğuk, üşüten, kemiklerimi donduran ayazlarla Konya'da tanıştım. İlahiyat'a ulaşan o on dakikalık yol fırtınaları, çatlatan soğuğuyla yüreğimde ne kaygılar oluşturdu. Seksen dörtte hazırlık sınıfında iki dersi ağırlıklı olarak okumaya başladım; Arapça Kur'an'ı Kerim. Aman Allah'ım aman bir dersi öğretmemek için burada yapılandan daha iyi bir program olamazdı, öğretim adına eski yeni tartışmaları içerisinde bocalamaya başlarken Avrupalının beş ayda öğrettiği dilin temelleri bizlere tam beş yılda öğretilmedi ve kıyamet o zaman kopmaya başladı.
Dağ köyünden gelenin İngilizce, Arapça öğrendiği hayatta ilahiyat öğrencileri bu dersi niye öğrenemiyorlardı.
Allah, Allah, Allah...


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



