Bugün 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'ndan bahsetmeliydik.
Belki "egemenlik" konusunu masaya yatırmalıydık. Ama nasılsa zaten birçok gazete veya köşe yazarları bu konuya değinecek... Ben bu tür özel günlerde heykellere saldıran, akli dengesi yerinde olmayan kişiler üzerinde durmak istiyorum.
Hatırlarsanız, Eski Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel Anıtkabir'de 10 Kasım törenlerinde sözlü tacize uğramıştı.
"Ne olduğunu" soran gazetecilere "Meczubun işi" demişti. O gün bu gündür medyada bu tip anormal davranış gösterenlere "meczup" denmiş. Ressam Bedri Baykam'a bıçakla saldıran kişi için de "meczup" dendi. İnternete düşen görüntülerde Baykam çığlık çığlığa bağırıyor ve kimse yardımcı olmadan arabasıyla çekip gidiyor... Nihayet sarı bir taksi duruyor da hastanenin yolunu tutuyorlar. Baykam'ı bıçaklayan kişinin psikolojisinin bozuk olduğu söylendi. Hatta bıçakladıktan sonra da "tekbir" getirmiş. Eşiyle problemleri varmış, vesaire, vesaire.
Meczup, sözlük anlamıyla: aklı başında olmayan, ne yaptığını bilmeyen, deli olarak adlandırılır. Osmanlı Türkçe'sinin zenginliğiyle bakacak olursak; "meczup"la deli arasında hayli fark olduğunu görebiliriz. Meczup kelimesinin kökü "cazibe" veya "cezbe" kelimesinden türetmiş. Belli bir etkiye kapılmış, o tesirle kendinden geçmiş kimse denilebilir.
Belki de en anlamlı tanım şu olabilir; Akıl adamı terk ederse "deli," adam aklı terk ederse "meczup" derler.
Geçmişte, "İstanbul'un velisi de, delisi de çoktur" derler. Tarih boyunca meczuplar hiç eksik olmamış bizde. Çünkü alışılmışın dışındaki hareketleriyle ilgi çeken bu insanlara her semtte rastlamak mümkünmüş. Meczupların tuhaf hal ve hareketlerinin yanı sıra sarf ettikleri şifreli ve üstü kapalı sözleri ile halkın ilgisini çektiği söylenir. Her konuştuklarında bir mana gizliymiş.
Fatih'te kaldığım dönemde, Fatih Camii'nde her akşam bir meczup gelir bir şeyler anlatırdı. Kimi dinler, kimi gülüp geçerdi. Gerçekten söylediklerinde hikmetler gizliydi. Onu ciddi ciddi dinleyenler kalkıp giderken yine de "Deli" derdi.
Peki, geçmişte meczupların hem Cuma günleri, hem de özel günlerde mesela, bayram, hıdrellez ve kandil gibi hususi hallerde Eyüp Sultan'da toplandığını bilir misiniz?
Bunlar kıyafetlerine dikkat etmez, pejmürde bir halde gezinir... Bazısı paraya önem vermez ama bazıları ise para toplamaktan çekinmeyecek kadar patavatsız... Kimi güler geçer, kimi de hikmetli sözlerini ciddiye alıp düşünmeden edemezmiş.
Evliya Çelebi "Seyahatnamesi"nde tarihte yaşamış ünlü meczuplara yer vermiş. ilginç anekdotlar var. Mesela "Adam ol Mehmet Efendi." Önüne gelene "Adam ol, adam ol" diye seslendiği için bu isimle anılır olmuş. "Aynalı Baba" yirminci asırda yaşamış meczuplardan... Az ama öz konuşan Aynalı Baba, göğsüne muhtelif büyüklükte aynalar asarmış. 1742'de yaşamış Balıkçı Baba ise bindiği her tekneye bereket getirirmiş. Ama kendisi sadece bir balık tutar onunla yetinirmiş. Yaz kış, üstünde aba, başında keçe külah, yalınayak dolaşırmış.
Divane Ahmed Dede, önüne gelen herkesin ismine "Çibo" ekleyerek selam verirmiş. Evliya Çelebi'nin Seyahatnamesi'nde adı geçen Ahmed Dede, koynunda ve koltuğunun altında her cinsten boynuz bulundururmuş. Divane Ahmed Dede'ye "Hani benim boynumuz" diye takılanları tepeden tırnağa süzer, sonra onun kişiliğine uygun bir boynuz çıkarır, "Aha senin boynuzun!" dermiş.
"Düğümlü Baba," bir zamanlar imammış. Haca gitmiş, gelmiş ve sonra kendisine cezbe hali gelmiş. Eline geçen ipleri düğüm yapıp, elbisesine ve sarığına hatta asasına bağlar öyle gezermiş. Ya "Çöp Atlamaz Baba"ya ne demeli? Nerede bir çöp görse, onu oradan alır, ait olduğu yere koyarmış.
Seyahatname'de Durmuş Dede, Hasan Dede, Horoz Mehmet Dede, Kapani Deli Sefer Dede, Kapani Mehmed Dede gibi meczuplardan detaylı bilgiler aktarır. Hele Köpekçi Hasan Baba varmış ki... Yanına en az 5-6 sokak köpeği alır ve öyle gezermiş. Bir özelliği de 12 meczubun reisi olduğu... Bunlar arasında en tanınmışları, Şekerci Ahmed Baba, Saka Baba ve Eskici Süleyman Baba...
Pazarola Hasan Bey'den tutun, Sümüklü Dede Divane'ye... Keçeli Dede'den tutun Uşum Dede'ye... Bülbül Divanesi, Tabak Divanesi, Yetmiş Kuruş Dede.. İstanbul meczuplarından birkaç tanesi... Çelebi, Seyahatnamesi'nde daha çok meczubu liste halinde eserine kaydetmiş.
O zamanın meczuplarına baktığınızda bir çoğunun keramet ehli olduğunu evliyalara karıştığını görebiliyoruz. Bu dünyaya önem vermediklerini tavırlarıyla göstermişler. Pejmürde kıyafetlerin altında "minnetsiz" yaşamışlar.
Ya günümüzdeki meczuplar?
Aslında Evliya Çelebi'nin bahsini ettiği meczuplarla şimdiki meczuplar arasında dağlar kadar fark olduğunu hatırlatalım. Çünkü Demirel'in kastettiği "meczup" ifadesiyle bu kavram daraltılmıştır.
Tedaviye muhtaç, psikolojik tedavi gören insanları bu kategorinin dışında tutmak gerekir belki de.
Akli dengesi yerinde olmayan, psikolojik tedavi gören insanları ne yazık ki bazı karanlık eller kullanıyor. Kulaklarına bir takım şeyler fısıldayıp, eline silah veriyorlar. Onlar da şuursuz cinayet işliyor... Ya Genelkurmay'a saldırıyorlar, ya heykellere... Veya Bedri Baykam gibilere bıçak sallıyorlar. Bir bakmışsınız, gündemi bu tip insanlar belirlemiş.
Türkiye, "psikolojik tedaviye muhtaç" insanların gündemi belirleme lüksüne sahip, ucuz bir ülke değil. Provokasyonlara aman dikkat!


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



