Kürt sorunu konusunda Güneydoğu'nun tek siyasi belirleyicisi olmak isteyen DTP, çözümleri kendi belirlediği farklı tercihlere göre, zorlayıcı ve dayatmacı baskılarla hukuken (de jure) çözümü mümkün olmayan bir yol haritası ile çizmeye devam etmektedir.
Güneydoğu'da devam etmekte olan yangını söndürme yerine, kıvılcımları farklı noktalara yayma çabaları çözümü değil, çözümsüzlüğü belirleyici faktör haline çevirmeye yönelik olur. Türkiye'de kaos ve çığ etkisi (snow-ball effect) yaşatmaya yönelik politikaların tasvip görmesi pek mümkün olmasa gerek.
Güneydoğu'da birlikteliğe ve kardeşliğe dayalı "birlikte yaşama" (co-existance) politikasının en sağlıklı çözüm alternatifi olduğunu göz ardı etmemek gerekir. Yoksa düşmanlık ve ayrıştırma politikaları ortaya koyarak amaca ulaşmak imkânsızdır.
Anayasa değişikliği için düğmeye basıldığı bir anda, müphem ve hedef saptırarak oluşturulmaya çalışılan senaryoların, çözümden uzak birer ideolojik kurgu olduğu tamamen tebeyyün etmiştir (açığa kavuşmuştur).
Yeni Anayasa çalışması sırasında iktidar ve muhalefet partileri dışında en hazırlıklı ve donanımlı olan Saadet Partisi faktörünün göz ardı edilmemesi gerekir kanaatindeyiz. Herkesi bu ülkede ev sahibi gören iktidarın ise, farklılıklara tahammül edip, Saadet Partisi'nin farklı,yapıcı ve birleştirici görüşlerine aynı hassasiyetle yaklaşmasında büyük fayda görmekteyiz.
Anayasa konusunda hâlâ Batı anlayışı ile çözüm üretmenin ne derece gerçekçi olabileceği ayan beyan ortadadır. Rahmetli Prof.Dr. Necmettin Erbakan, Batı medeniyetinin zulüm ve baskıya dayandığını ve Mısır'daki Firavunları temsil ettiğini ifade ederken, o dönemlerde Hoca'nın önünde şapka çıkarmaları gerekenler, maalesef gömleklerini çıkararak Batı ile aynı perspektifte hareket etmek istediklerini ifade ederek yeni saflarını belirlemeye çalışmışlardı.
Bugün ise, başta Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy olmak üzere, Batı'nın Türkiye'ye karşı takındığı tavrı beğenmeyip, Batı'ya yüklenen Başbakan, o gömleği çıkarmakla pişmanlık emareleri mi gösteriyor acaba?
Hatırlanacağı üzere, rahmetli Erbakan hoca o dönemler Batı medeniyetini baskıcı ve zulümle ifade ederken, dönemin Fransa Cumhurbaşkanı Mitterand için Fransızlar, adeta Erbakan'ı doğrularcasına "Mitterand" yerine Mitte-Ramses" (Mısır Fravunu) yakıştırması yapıyorlardı. Şimdi de benzer tutumu Başbakan Erdoğan'ın Sarkozy konusunda ortaya koymasını çok ilginç ve bir o kadar da düşündürücü görüyoruz.
Sonuç olarak, dayatmacı çözümlerden bıkan insanımız, ne BDP'nin nemalanmak için körüklediği çözümsüzlük politikasına, ne de, iktidar ve muhalefetin ortaya koymaya çalıştığı "Batı" tarzı bir çözüm anlayışına pek sıcak bakmayacağı gayet aşikârdır.
Bu nedenle, iktidarın mevcut "kemiyete" değil, "ehemmiyete" ve "ehliyete" önem vererek Meclis dışı muhalefete kulak vermesi gerekmez mi?


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



