Temel ahlâkî değerlerin yalama olduğu bir dönemden geçiyoruz. Kaht-ı rical dönemi yaşıyoruz desek belki daha doğru olur. Recül çok ama "adam gibi adam" yok. Yıllarca emek verdiğimiz, aşımızı ekmeğimizi, dostluğumuzu paylaşıp güven duyduğumuz insanlar, bir bakıyorsunuz küçük bir menfaate, birtakım basit ilişkilere sizi satıveriyorlar. Bu haller insana hayal kırıklıkları yaşatıyor. Böyle mi olmalıydı diyoruz. Bu tür hareketler diğer insanlarla olan ilişkilerimizi de zedeliyor, onlara da kuşkuyla bakmaya başlıyoruz. "Acaba bunlar da bana çelme takar mı?" diye işkilleniyoruz. Hâsılı güvensizlik ortamı bizi çevreye karşı iyiden iyiye güvensizleştiriyor.
İmanın en belirgin göstergesi olan hatta imanın ta kendisi olan "güven" zarar görünce sorunlar yumaklaşıyor, içinden çıkılmaz hal alıyor, ardından hayatın kontrolü kaybediliyor. Bu haller bize bir şeyleri de öğretiyor kuşkusuz. Böylece imanın, mümin için ne kadar önemli olduğunu yaşayarak test ediyoruz.
Fakat bütün bu olumsuzluklara rağmen bize umut veren, bizi heyecanlandıran halleri de yaşıyoruz nâdir de olsa "iyi dost"lar sayesinde. Böyle insanların varlığı umutlarımızı tazeliyor, hayatı yaşanılır kılıyor. Olmazları olurlaştırıyor, çirkini güzelleştiriyor, ölgünü diriltiyor.
İnsan ilişkilerinin ne kadar önemli olduğunu ve bu ilişkilerde nasıl bir vebal taşıdığımızı bilmek durumundayız. Söz söylerken "boşboğazlık" etmenin, kontrolsüz bir şekilde ağızdan çıkan bir lafın nerelere varacağını kestirmeden söylemenin vebalini iyice düşünmek gerekiyor.
Güzel ve yerinde söylenen bir söz muhatabı umutlandırıp buna bağlı olarak birçok iyiliğin ortaya konmasına vesile olurken; çirkin bir davranış veya söz de, yapılabilecek iyiliklerin önüne set çekiyor. İnsanın vebal duygusu bağlamında hareket etmesi onu daha da insanlaştıracaktır. İyilik olarak gördüğümüz her ne varsa onların gerçekleşmesine katkı sağlayabiliyorsak hiç tereddüt etmeden, "sonra"ya bırakmadan destek ve hayrın ortaya çıkmasına sebep olmak durumundayız.
Çünkü "Hayrın tehirinde âfet vardır."
Dost, o kimsedir ki, dosta "gören göz", "tutan el" ve "yürüyen ayak" olmalıdır. Dost, dostu "kendisi" bilmelidir. Dost acıya da ortaktır, tatlıya da. Dost dostu hayırda, başarıda teşvik edendir. Dost "iş"te ve "aş"ta dostu görüp gözetendir. Gerçek dost, dostu kıskanır: Başına bir musibet gelmesin, herhangi bir zarar görmesin diye. Ayağına taş değmesin diye yoldaki taşı "gören" ve "gösteren" gözdür dost! Dostun görmediğini, bilmediğini bildiren, acısını da mutluluğunu da paylaşandır dost.
Dost ve dostluk ilişkileri hep karşılıklıdır. Dostlukta "bana ne" diye bir şey yoktur. Dost geçinip de dostun ayağının altına karpuz kabuğu koymak dostluk değildir. Dostun tökezlemesini ve düşüşünü seyretmek dostluk değildir. Gerçek dost "paylaşımcı"dır. Konuşarak, paylaşarak güven ortamının oluşmasına vesile olandır.
Dostluk "dostluk menfaati"ni gözetmektir. İnsanın fıtrî olarak dosta ihtiyacı vardır. Fakat herkesi dost görmek, yanılmaktan ve tökezlemekten kurtulmayı istememektir. Dost kişinin mayası bellidir, onun okkası ağır çeker. Bazı dost görünen kişiler vardır ki mayasızdır, hafiftir, üfürseniz uçup gider.
Hafiflerden, hafifmeşrep tiplerden dost olmaz, onlar eğlenceliktir. Anlık ilişkilerdir onların aradığı ve tatmin olduğu... Onların nazarında sadece "bugün" vardır, "yarın" diye bir şey yoktur. Oysa dostlukta ebedîlik esastır. Gerçek dostluk bugünü de yarını da kapsar. "Evlilik" gibi bir şeydir dostluk, hatta daha da ötesi...
Dost dostun işleriyle canla başla meşgul olur, tıkanan yerlerde ufuk açıcı olur; yardımcı olabilmek, çözüm üretebilmek için uykularını feda eder. Dostluk dosta kulak vermektir. Uyarıları dikkate almadan burnunun doğrultusuna giderek dostluk olmaz.
Dost kılıklı kişiler, dostu ve dostluğu istismar ederler, sadece menfaatleri için veya yanlarında konu mankeni olmanız size ihtiyaç duyarlar.
İnsanın hayatı boyunca yolunu aydınlatacak şekilde "dostluk halkaları" oluşturması gerekir. Kim gerçek dosttur, kim geçicidir bilmek gerekir. Şu kısacık hayatta düşe kalka, yanıla doğrula zaman kaybetmemek için dost ve dostluk ilişkilerimizi kategorize etmekte büyük faydalar vardır.
Dostlukta öncelikli husus esas halkadır. Bunu da belirleyen kişinin kendi değerleri ve kişiye özel ilkeleridir. Bunlara yakınlığa göre dost halkası oluşturulur. Bu durumda dost kavramı mecaz bir anlam ifade eder. İnsanlar arası ilişkiler adlandırılırken farklı kavramları kullanırız kendi zihin ve gönül dünyamızda. Bunlar ya "arkadaş"tır, ya çalışkanlığını, zekîliğini "sevilen" birisidir, ya bazı hal ve hareketlerinden "hoşlandığımız" bir kişidir.
İnsan en büyük zararı "dost bildiği" kişilerden görür. Çünkü "dost"u, artı ve eksileriyle en iyi bilen odur. Buna edebî literatürde ağyâr denir. Canını acıttığınız veya ortada hoşuna gitmeyen şeyler varsa, hemen devreye sizin zaaflarınızla ilgili tuzaklarını sokar ve onları yavaş yavaş işletmeye başlar. Halîl / dost olmak kolay değildir. Allah insanı dost görünen densizlerden korusun.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



