Yeni Dünya Dergisi, bu ayki kapak dosyasında "Dizilerin toplumsal hayatı nasıl etkilediği, toplumda nasıl dönüşümler meydana getirdiği ve dizilerin sosyal hayattaki yansımaları" üzerine bir konuyu gündeme almış. Bu konuyla ilgili olarak teveccüh gösterip bendenizi de aradılar ve görüşlerimizi sordular. Bildiğiniz gibi, televizyonların, televizyon programlarının ve dizilerin toplumsal yapıdaki deformasyonu ile ilgili olarak en çok kalem oynatan kalem erbabından birisiyim. Eğer daha teferruatlı bir sosyal araştırma yapma imkanı olsaydı, televizyonların hayatımıza girdiği 1990'lı yıllardan itibaren toplumsal yapımızdaki dönüşümler, sosyal hayatımızdaki deformasyonları tüm çıplaklığıyla göz önüne serilebilirdi. Zira, özel televizyonların hayatımıza girdiği günden beri, ne yazık ki, bir "toplumsal dönüşüm projesi" uygulanıyor. Bu projenin amacı, sosyal hayata katılmayan, dünyayı sadece "televizyon penceresinden" ve izlediği programlardan, dizilerden yorumlayan bir insan prototipi oluşturmak.
Televizyonların toplumsal yapıyı ve zihni melekeleri nasıl dönüştürdüğünü anlatmak için çok çarpıcı bir örneğimiz var. Hatırlarsanız, 1980'li yıllarda TRT'nin tek televizyon olduğu dönemlerde yılbaşına bir hafta kala ilginç bir tartışmamız olurdu. "TRT ekranına dansöz çıksın mı çıkmasın mı?".... Özel televizyonlar yayın hayatına girdiğinden beri bu tartışma sona erdi. Çünkü, artık her televizyonun kadrolu dansözü, her programın kendisine özel kadrolu dansözü ortaya çıktı. Yetmedi, insanlarımızın zihinlerini ve ahlakını dibine kadar dejenere etmek için dansözstar yarışmaları organize ettiler. Bu zihniyetin izdüşümü, bugünlerde Yok Böyle Dans yarışmasıyla insanları dejenere etmek için yoluna devam ediyor.
Aslında medyanın temel işlevi, bilgilendirmektir, enforme etmektir, insana bilgi vermektir. Ama, Türk televizyonculuğunu kurgulayan zihniyet, ekranlarımızı sonuna kadar "eğlence" anlayışıyla ele alıyor.
Programlar, diziler, yarışmalar, belgeseller bile eğlence amacıyla ortaya konuluyor.
Dizileri ele alın... Hangi diziye bakarsanız bakın, senaryolarının, karakterlerinin hayattan kopuk, gerçekleri yansıtmayan, toplumsal hayatın fersah fersah uzağında ve Türk aile yapısının hiçbir unsurunu sergilemeyen bir formatta kurgulandığını göreceksiniz.
Sanki, bu dizileri yazanlar, özellikle ahlak ve maneviyatı dejenere etmek için özel olarak kalem oynatıyorlar. Konuları berbat ve sakil.... Konuları, ahlaksız ve pejmürde...
Bu dizileri izleyenler, zannedebilirler ki, Türkiye'de sosyal hayat, Amerikan hayat tarzıyla tamamen eşitlenmiş, hayatı tamamen dünyevileştiren anlayış toplumun tüm katmanlarına egemen olmuş. İnsanlar bencil, hedonist, günü yaşayan, nerde akşam orda sabah anlayışıyla gayri meşru ilişkiler toplumun tüm kılcal damarlarını esir almış.
Aslında böyle bir şey yok.... Bu toplum, bu diziler ne kadar dönüştürmeye uğraşsa da ahlaksızlığı kabul etmiyor, ahlakı yok etmek için uğraşanlara karşı çıkıyor.
Zaman zaman bu noktada RTÜK'e yapılan şikayetlerden bunu anlayabiliyoruz.
Ama, maalesef bu toplumun öteden beri gelen bir isyan kültürü yok. Neye nasıl mühadale edebileceğini, hangi olaya nasıl tepki vereceğini, nasıl isyan edeceğini bilmiyor.
Dolayısıyla birbirinden rezil bu dizileri, programları, yarışmaları ekranlara getirenlere yönelik olarak bir "protesto zemini" geliştirilemiyor.
Ve maalesef, insanımızı materyalist bir anlayışla kurgulayan bu televizyonculuk mantığı, törpüleye törpüleye insanımızın ahlakını yok etmeyi başarıyor.
Ne olacak bu dönüşümün sonu?


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



