Hak batıl mücadelesi, ilk insandan bu yana süregelmekte, dünya hayatı devam ettikçe de bitmeyecektir. Bu mücadelede, peygamberler ve onların yollarını izleyenler hakkı temsil etmişler, Firavun, Nemrut, Karun benzeri zalimler ise batılı...
İslam güneşinin Mekke'yi ve oradan da bütün insanlığı aydınlatmaya başlamasıyla birlikte, zulüm karanlığında yaşamaya alışmış olan insanların rahatı kaçmaya başladı. Çünkü onlar, karanlık düşünceler üzerine kurmuştu saltanatlarını... Hak ve aydınlığın varlığı, uykularını kaçırıyordu onların.
Ancak, yarasaların varlığı ışığa zarar veremezdi. Hakkın insanlığa tebliğ edilmesi yükü üzerinde bulunan yüce Rasül (s.a.v), davet görevini sürdürüyordu: 'Allah'tan başka ilah yoktur, Hz. Muhammed (s.a.v) O'nun Rasülü'dür.'
İslam güneşinin yanık gönülleri aydınlatmaya, yeryüzüne hayat vermeye başladığını gören müşrikler, önce alay ederek müslümanları küçümsemekle işe başladılar. Bu fayda vermeyince, hakaret yoluna başvurdular. Bu da çare olmayınca, işkence yolunu denediler. Fakat, kızgın taşlar altında kırbaçlanan Bilaller, 'ehad, ehad-Allah bir, Allah bir' demeye devam ediyorlardı. Daha sonra da şiddet yolunu seçtiler. Sıkıntılardan bunalan müslümanlar 'emin bir belde' arayışına girdiler. Buldular da: Habeşistan. İlk hicret bu ülkeye yapıldı.
Fakat, müşriklerin kinleri bitmek bilmiyordu. Bu sefer de müslümanlara ambargo uygulamaya başladılar. Müslümanlarla beşeri ilişkileri kestiler, onlarla alış veriş yapmamaya başladılar. Müslümanlar sabrediyor, zorluklara karşı direnmeye çalışıyorlardı. Yüce Rasül (s.a.v) ise dava ve görev sadakatinin zirve örneğini ortaya koyuyordu: 'Bir elime ayı, bir elime güneşi verseniz bile davamdan vazgeçmem.'
12 Medineli müslüman, hac görevi münasebetiye Mekke'deler... Allah Rasülü (s.a.v) onlarla Akabe tepesinde gizlice görüşüyor. İslam'ın bazı emirlerini anlatıyor. Medineliler bu anlatılanlardan mutlu oluyorlar, gönüllerine huzur ve ferahlık geliyor. Kendilerine ve diğer Medine'deki insanlara da bu hakikatları anlatmak üzere, Allah Rasülü'nden (s.a.v.) bir hoca, bir davetçi istiyorlar. Yüce Rasül (s.a.v), bu kadar güzel ve yerinde bir isteği geri çevirir mi? Medinelilere İslam'ı anlatmak üzere genç bir sahabeyi davetçi olarak gönderiyor: Mus'ab bin Umeyr (r.a).
Mus'ab (r.a), Allah Rasülü'ne (s.a.v) en çok benzeyen siması, tatlı dili ve güler yüzüyle, İslam'ı o kadar güzel anlatıyor ki... Medineliler, 'Ne kadar güzel bir din, keşke daha önce tanısaydık.' diyerek grup grup, bölük bölük İslam'a girmeye başlıyorlar. Bir sene içerisinde Medinelilerin büyük çoğunluğu müslüman oluyor.
Ertesi hac mevsiminde, bu sefer 70 Medineli Mekke'de... Akabe tepesinde Allah Rasülü (s.a.v) ile ikinci görüşmeyi yapıyorlar. O'nu dinliyorlar. Ayrılırken diyorlar ki: 'Ya Rasülallah. Mekke'de çektiğiniz sıkıntıyı, sahabenize yapılan işkenceleri biliyoruz. Sizi Medine'ye davet ediyor, canımızı, malımızı, çocuklarımızı ve hanımlarımızı koruduğumuz gibi, sizi koruyacağımıza söz veriyoruz.'
Sahabe bir taraftan hicrete başlıyor. Kimi açıktan, kimi gizliden. Yüce Rasül (s.a.v) ise vahiy bekliyor. Evi müşrikler tarafından kuşatılıp, cana kast edilince hicret izni çıkıyor ve Yasin suresini okuyarak evini terkediyor. Müşrikler onu göremiyorlar. Hz. Ebubekir'le (r.a.) Sevr Mağarası ve daha sonra da Medine'ye hicret...
Hicret, vatanı terk etmek değil, daha güçlü olarak dönmek için ayrılmaktır. İslam karargahının daha güvenli bir yere kurulmasıdır.
Hicret, İslam'ın tarih başlangıcı, sabır üzerine kurulan pasif direnişten, fiili aksiyona geçiş olayıdır. Savunma ve fetihler döneminin müjdecisidir.
Hicret, vatandan ayrılırken istikametten sapmamak, "Döneceğiz, döneceğiz, Mekke bir gün döneceğiz." diyerek hedefi kesinlikle unutmamaktır. Hedefe doğru yay olup gerilmek, adeta bir uzun atlama atletinin, hedefi büyütmek için geri çekilmesi ve daha yüksek bir atlayış için sıçrama yapmasıdır.
Hicrette o kadar çok ders ve hikmetler var ki... Hicretle, müşriklerin İslam'ı söndürme ve yok etme faaliyetleri kırılmış, İslami davetin önü açılmıştır. Allah Rasulü (s.a.v.) ve müslümanların itibarı artmış, İslam'ın kuvvet, üstünlük ve siyasi ağırlığı bütün dünyaya hissettirilmiştir. Ümitlerini ve Allah'a bağlılıklarını kaybetmeyen müslümanlar, İslam davetinin değişik bir halkasını ortaya koymuşlar, İslam'ın hızla yayılmasının önünü açmış, Mekke'nin fethinin müjdecisi olmuşlardır.
"Zulme uğradıktan sonra, Allah yolunda hicret edenlere gelince, onları dünyada güzel bir şekilde yerleştireceğiz. Eğer bilirlerse, ahiretin mükafaatı elbette daha büyüktür."(Nahl, 41)


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



