Batı, kazandığı veya tanıştığı bütün değerleri değiştirmeyi ve onların içine boşaltmayı başarabildi. Dinî argümanlardan tutun da felsefi kavramlara kadar batı dünyası eline geçirdiği her türlü düşünsel ve yaşamsal zenginliği paçavra haline getirdi. Doğu'ya ait olan bütün değerler batıya ulaştığında pespaye haline geldi.
Dinsel açıdan baktığımız zaman, doğu menşeli olan Hıristiyanlık, Batı'ya ulaştığında büyük bir değişime uğradı. Yunan mitolojisinden tutunda, Avrupa'nın pagan geleneklerine kadar sapık hangi uygulama varsa bu dine tahvil edildi. Aslen Doğu'nun olan bu din, Batı'da doğulu köklerinden arındırıldı. Ve Hıristiyanlığı kendi tekeli altına alan Batı, bu dini bir koçbaşı gibi kendi dünyevi ihtirasları için kullandı.
Bugün Hıristiyanlık deyince aklımıza batı ülkeleri gelse de Batı'nın Hıristiyanlıkla tanışması uzun bir zaman dilimine tekabül eder. Bu sonralığa rağmen, batılılar bu inancı temsiliyet hakkını kendilerinde görmüşler ve eski inançlarında var olan çarpıklıkları bu dine yaftalamakta beis görmemişlerdir. (Örnek olarak Heykel kültürünü verebiliriz)
Yine aynı şekilde Doğu'nun olan Musevilik de Batı yüzünden büyük değişimlere uğramıştır. Bu değişimler itikadi olduğu kadar metinseldir de. Batı'nın, özelde Avrupalıların Musevi toplumuna yaptığı baskı ve işkenceler yüzünden, İngiltere sırf günah çıkarmak için, İsrail'in kurulmasına göz yummuştur. Örneğin Batı'da Musevi kavramı yoktur. İngilizce de kullanılan Jew-Jewish ve Judaea sözcükleri Yahudi anlamına gelir ki Yahudilik ırksal bir nitelemedir. Bu bile batı'nın ırkçı bakış açısını görmemiz için yeterlidir.
Avrupa'nın ırkçılığa çanak tutan Hıristiyanlık yorumu, Musevi toplumunu içine kapanık ve kendisi dışında herkesi düşman gören bir psikolojiye itmiştir. Bugün Filistin'de yapılan katliamların bir sorumlusu da özelde Katolik Avrupa'nın ama genelde bütün Avrupa'nın takındığı ırkçı, köleci tutumdur.
Hıristiyanlığı budayarak, Musevi toplumunu ve diğer Afrika ülkelerini yağmalayan Avrupa, bir anlamıyla Museviliği de kendisine benzetmiş ve reformist Yahudiler türetmiştir. Bugün her iki dininde sanki bir arada gösterilme isteği temeli olmayan sadece iktisadi kaynaklı bir tutumun ve iç içe geçmiş bir ahlaksızlığın sonucudur.
Reformist Museviler hariç, Ortodoks ve Muhafazakâr Museviler laikliğe karşıdır. Ama batı ülkelerinin etkisi altında kalan ve fikri değişime uğrayan reformist Museviler, bunun tam zıttı düşünür ve modern hayatın değerlerini savunur. Modern hayatın değerleri diye bize yutturulan şey pagan kültürünü çağımıza taşıyan Avrupa'nın değeridir.
İşin ilginç tarafı da bütün kışkırtmalara ve uğraşlara rağmen, Musevi toplumunun inancını tam ve bağımsız olarak yaşadığı alanlardan biri Müslüman coğrafyadır. Çünkü Müslüman coğrafyada hayatı çevreleyen tek formülasyon dindir. Bu açıdan seküler bir dünya anlayışı güden Batı'dan ayrılan Müslüman coğrafya dini inançların, saf haliyle özgürce yaşandığı bir yer haline gelir. Fakat bu durum bugün bir proje dahilinde tersine çevrilmek istenmektedir. Arap Edebiyatının usta kalemlerinden Tevfik el-Hakim'in "Şarkın Serçesi" (1) adlı kitabını okuduğunuz zaman bu projenin ne zaman başladığını ve doğu toplumlarını ne hale getirdiğini rahatlıkla görebiliyorsunuz.
Arap ve Batı edebiyatını yakından tanıyan bu usta yazar, romanında her şeyi ile Batı'ya teslim olan doğu insanını bakın nasıl özetliyor:
"Doğu'nun o güzel ve soylu giysileri bugün Avrupa elbiseleriyle karışmış ve ortaya çok komik manzaralar çıkmış durumda. Doğulular, muhtelif uyruklarından turistlerin elbiselerini çalıp da çıktıkları ağaç tepelerinde onları giyerek sahiplerinin hareketlerini taklit eden maymunlara benziyor! Okuma yazmanın temel öğretimle verilmesi, seçme ve seçilme hakkı diğer Avrupai fikirler günümüzde Doğu'da da değişmez ilkeler haline gelmiş durumda. Doğulular bunlara iman esaslarına inandıkları kadar -hatta daha fazla- inanıyorlar! Bugün bir Doğuluyu kendi dininin bozuk olduğuna ikna edebilirsiniz. Ancak Sanayi Devrimi'nin insanlığı helake götüren "şeytan tekeri olduğuna ikna etmeniz hiç de kolay olmayacaktır."
Tevfik el-Hakim yıllar önce yazdığı bu satırlarla sanki bugünü tarif ediyor. Çok daha çarpıcı tespitleri ve betimlemeleri var Hakim'in. Dikkat edilmesi gereken husus ise bizi içine çeken girdabın gücü. Müslüman toplumların modernleşmeyle birlikte nasıl köklerinden uzaklaşarak, özüne yabancılaştığını anlatan Hakim, bir çok eserinde olduğu gibi "Şarkın Serçesi'nde de edebi bir ustalıkla dile getiriyor. Ama bu yabancılaşma bütün uyarılara rağmen olağan hızıyla sürüyor. Batı, şimdi de modernlik kisvesi altında, doğuyu değiştirmeye çalışıyor.
Milyonlarca Musevi'yi sırf giydiği kıyafet yüzünden Hıristiyan olmaya zorlayan, o olmayınca modernlik altında seküler hale getirmeye çalışan, sömürü düzenlerine Hıristiyanlığı alet eden Avrupalılar, şimdi de Hakim'in ifadesiyle bizi maymunlaştırmaya çalışıyor. Tıpkı doğuya özgü olan diğer unsurları yağmalayarak paçavra haline getirdikleri gibi....
(1) Şarkın Serçesi, Tevfik el-Hakim, s.141 Kaynak Yayınları, 2007


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



