Bizde çoğu kıymetler ancak kayboldukları, ölüp gittikleri zaman anlaşılıp değerlendirilmeye çalışılır nedense. Tanpınar da bunlardan biridir. Onu sağlığında talebeleriyle çok sınırlı bir okuyucu çevresi dışındaki büyük çoğunluk, sadece antolojilerdeki şiirleriyle, biraz da Yahya Kemal'e yakınlığıyla tanırdı. Profesör olduğunu, XIX. Asır Türk Edebiyatı Tarihi ile değişik bir metot uyguladığını, Beş Şehir ile öteki nesir kitaplarında dikkate değer denemeleri bulunduğunu, her biri farklı yoruma müsait dört romanı olduğunu çok az kişi bilirdi. Hikayeciliği ise kaç kişinin hatırına gelirdi, Allah bilir...
Şimdi herkeste bir Tanpınar merakı görülüyor. Edebiyat çevrelerinin hemen hepsinde, A. H. Tanpınar hakkında müsbet-menfî bir takım görüş ve kanaatler tartışılıyor, yorum ve değerlendirmeler yapılıyor, hakkında dergi özel sayıları ile sempozyumlar düzenleniyor. Bunların ölümünden sekiz-on yıl sonra ortaya çıkması sebepsiz değil. Çünkü bilinmeyen, yayınladıkları, şurada burada tefrika edildikleri halde okuyucuya meçhul kalan romanları ilk defa kitaplaştı. Makaleleri, denemeleri toplandı, bitmemiş romanı basıldı, yayınlananlar yeni baskıyla okuyucu önüne çıktı, köy romanları arasında dikkati çekmeyen Saatleri Ayarlama Enstitüsü kapak değiştirilerek piyasaya sürüldü... Sonra da okur-yazar takımını bir telâş aldı. Tanpınar'ın şunca yıl önce bunları yazıp ortaya koyması, kendilerinin yıllarca habersiz kalmaları şaşırtıcı bir şeydi. Ne yapıp edip arayı kapatmak gerekirdi.
Herkese göre farklı bir Tanpınar
Kimisi onu millî sanatın estetiğini yapan bir kültür adamı, kimisi hiç söylemediği türden mürtet görüşlerin müdafii, kimisi de üretim-tüketim ilişkilerinin irdeleyicisi bir romancı-düşünür olarak görüp göstermeye kalktı. Bu son görüşü bir hayli tartışan meraklısı çıktığı gibi, şiirini ihmal etmek gereğini bile kitaplarının yeni baskılarına ekleyenler görüldü. Tanpınar'ın hakikati güme gider gibi olunca da ölümünden 46 yıl sonra Günlüklerinin Işığında Tanpınar'la Başbaşa kitabı çıktı ve tartışma alevlendi.
Bu, hemen hemen her şöhretin az çok başına gelen bir yanlış anlaşılma felaketinin ilk belirtileridir. CHP milletvekili Tanpınar çoğunluğun meçhûlü olduğu zamanlar bizim malûmumuzdu ve yukarıda yeterince sıralayamadığım yanlış yorumların ortaya çıkması için bizce hiçbir sebep yoktu.
Bizim için Tanpınar, Tanzimat'tan önceki ve sonraki dönemlere ve bu dönemlerin temel niteliklerine bakarken, önemli bir dikkat ustasıydı. O sadece okunur ve verdiği bilgilerle düşünülürdü. Gerek şiir ve denemelerinde, gerekse inceleme ve romanlarında ortaya koyduğu dünya, önce yaşayıp duyduğu ve sonra da okuyup düşündüğü bir dünya olarak sadece bize ait bir realite idi.
Bu realiteye zaman zaman değişen gözlüklerle bakması, bir rüya atmosferiyle Batılı anlamda bize ait bir dünya özlemesi, yalnızca şu temel tavrıyla açıklanabilir: Tanpınar kendine göre din haline getirdiği bir estetikle yaklaşıyor dünyaya. O, din hükümleriyle yaşamış ve onunla hükmetmiş bir kadı çocuğudur. Aydınlarımızın büyük çoğunluğu gibi en yakın ecdadından kopmuş ve yeterince Batılı olamamıştır. Esasen olamazdı da... Bu yalnız bir kişinin değil bir toplumun genel niteliğidir. Realitenin can alıcı noktası burasıdır. Din dışı gibi görünen mistik tavrının, şiirlerine yansıyan ve Bergson'un sistemine bulanan zaman görüşünün eski kültürümüzde nasıl bir karşılığı varsa, tutunduğu ve bütün boyutlarıyla ortaya koymaya çalıştığı öteki görüşlerinin de eski kültürümüzde öylesine karşılığı vardır.
Tanpınar'ı bence ne şiirleri, ne deneme ve makalelerinde yansıyan görüşleri ve ne de hikâyeleriyle bir kısım romanlarında ortaya koyduğu tipler tam ifade edemez. Belki Huzur'un Mümtaz'ı diyeceksiniz, ama tam değil. Orada Tanpınar bir aktör gibidir, ne kadar yaşanmış parçalar olarak görünürse görünsün, yine de bazı yanlarıyla kurgu kendini gösterir. Asıl son romanı Saatleri Ayarlama Enstitüsü'nün Hayri İrdal'inde aramak gerekir Tanpınar'ı. O reybî, şüpheci ve inanmak isteyip de inanamayan, verilenle yetinemeyen, mutluluğun kaybettiği dünyada olduğunu sürekli mırıldanan, derme çatma şeylerden bir saadet vehmi çıkararak mutlu görünmeye, dolayısıyla temel gerçeğin uzağında kalarak avunmaya ve unutmaya çalışan bir insan gibidir. Hayri İrdal'ın roman boyunca bocalayışını Tanpınar bütün hayatıyla yaşamış ve eseriyle ödemiştir. Yaşarken anlaşılmaması, eserlerini basacak yayıncının bulunmaması da, mükemmelliği ve ölümsüzlüğü bu dünya hayatının çerçevesinde görmeye çalışan yazara ilâhî bir ceza olsa gerektir. DP'ye karşı olması, 27 Mayıs'ı alkışlaması da arkadaş aldanışından.
Artık herkese göre bir Tanpınar olması kimseyi şaşırtmıyor. Her yorum biraz da eseri bir yönüyle zorlamadır ve tabii ki şöhret, Rilke'nin dediği gibi, "bütün yanlış anlamaların toplamıdır."
Romanlarıyla o kadar önemsenmediği ve bilinmediği dönemlerde, Remzi Kitabevi tarafından yapılan 1949 baskısı Huzur romanının hiçbir nüshası 1968 yılında İstanbul'da bulunmuyordu. Bir gezi vesilesiyle gittiğim Çanakkale'deki bir kitapçıda rastladığım iki nüshayı aldım da okuyup anlayacağına ihtimal vererek hediye edecek bir dost bulamadım. Huzur romanı ikinci baskıyla keşfedildi.
Türk romancısı olarak sadece sosyal gerçekçilerle köy romancılarının okunduğu ve A. H. Tanpınar'ın da Peyami Safa ile Tarık Buğra gibi romancı yönleriyle tanınmadığı ve önemsenmediği dönemlerde, Mehmet Kaplan'la Tahir Alangu'dan başka hiçbir eleştirmenin bunların romanları üzerinde durduğu görülmedi. İkinci baskısı üzerine yazdığı yazıda Huzur'u "en güzel aşk romanı" olarak nitelendiren Fethi Naci de On Türk Romanı adlı kitabında Tanpınar'ın eserlerinden hiç söz etmez.
Kimlik arayışı ve kültür mirası
Tanpınar'ın romanlarındaki tutumu ve estetik görüşleri epeyce tartışıldı. Bir dönem gündemde olan üretim kaynakları ve bunların artırılması gibi ekonomik konulardaki görüşlerini okuyan Selahattin Hilav gibi sosyalist eleştirmenler, Tanpınar'ın romanlarına dört elle sarıldılar ve her konudaki görüşlerini okumaya çalıştılar, değişik yorumlarla sahiplendiler. Huzur'u önemli bulmakla birlikte onun sanat ve edebiyatımızla Osmanlı kültürü üzerine görüşlerini reddetmeye kalkışanlar da oldu. Böylelikle onun kültür ve sanatımız üzerinde yoğunlaşan dikkatlerinin gözlerden uzak kalacağı sanıldı. Ama olmadı. Tanpınar hâlâ bir kültürün romancısı olarak biliniyor ve öyle bilinmesi de doğru olur. Çünkü gerçekten öyledir. Roman kişilerini bu kadar belirli bir kültür çevresinden seçen ve onları bir kültürün ve medeniyetin kimliğini araştıran gerçek kişiler gibi sunan romancımız pek yok. Bu tutumu romanlarını güç okunur kılsa da, gerçek bu ve önemli. Bunu kimsenin hatırı için görmezlikten gelemeyiz.
Tanpınar'ın kalabalık okuyucu kitlesine ulaşması, bir kısım yazarın onu tartışacak, yazdıklarını ve problemlerini kavrayacak bir seviyeye gelmesi, şüphesiz sevindirici bir kültür olayıdır. Bu tartışmaların çerçevesi ve niteliği, belli görüşleri belirsiz hale getirecek yorumlar niteliğine ulaşması da bir bakıma faydalıdır. Çünkü her yorum eseri biraz da kendi şartları ve tercihleri yönünde zorlama demektir. Tanpınar, inceleyenleri ve okuyucularını zenginleştirecek bir seviyedir. Buna her bakamdan değer.
Çocukluğuna, hülyalarına, saplantı halinde mitolojik unsurlarla geçmiş zamana bağlı görünen Tanpınar'ın hikâye ve roman kişileri de bir hayli dikkate değer tiplerdir. Bunların dünyasına girmek için yazılış sırasına göre okumak gerekir. Okununca görülür ki, bunlar, Tahir Alangu'nun şu tavsiflerine hayli yakındır: Bu tipler, "gerçek duvar" nitelendirdiği unsurların ötesine geçmek için birer delik bulmuşlar; oradan dünyayı seyretmeye çalışıyorlar. T. Alangu'ya göre, "bütün devrim Türkiyesi aydınları bu duvarın dibinde henüz düşünüyorlar." (100 Ünlü Türk Eseri, s. 1361, 1974, İst.)
Tahir Alangu'nun XIX.Asır Türk Edebiyatı Tarihi'nden yola çıkarak hikâye ve romanları üzerine söylediği sözler, eserlerin yazıldığı günler için doğrudur. Tanpınar'ın önemi de buradan gelir.
Bugün Tanpınar'ın eserleri kadar, o eserlerin uyandırdığı tartışma da önemlidir. Huzur kadar Mahur Beste, Sahnenin Dışındakiler kadar Saatleri Ayarlama Enstitüsü de okunup tartışılmalıdır. Aydaki Kadın'da çok partili hayat ilk kez eleştiri konusu yapılır. Hikâyeleriyle roman düşünceleri de gerçekten bir seviye göstergesidir. Romanımızın Tanpınar'la ulaştığı seviye, Türk romanının hâlâ ulaşması gereken seviyedir. Çoğu romancımız bu eserleri okuyup anlayabilecek kafa yapısına sahip değildi. Bu romanlarla Peyami Safa ve Tarık Buğra'nın eserlerini okuyup anlayamayacak kadar hazırlıksız gençlerin kaleme aldığı roman denemeleriyle genç beyinleri meşgul etmenin mânası yok tabii...
Tanpınar'ı şiirleriyle değil, şiire bakışı ile dikkate almalıdır. Deneme, roman ve hikâye, uzunca bir hazırlıkla kaleme alınır. "Hep bunları yazmaya hazırlanırız" diyor bir konuşmasında. "Ama şiir, sustuğumuz anlarda ortaya çıkar ve kendiliğinden gelir..." İşte bu kendiliğinden oluşu bulamayan şairlerimizin çoğu, Tanpınar'ı dikkatle okumalı. Onun estetik tavrı, sanat ve edebiyat tarihi bilgisi çok önemli. Onun şiir, sanat, roman ve edebiyatımız üzerindeki görüşlerini bilmeden, anlamadan bir şeyler yapmaya kalkmak, çoğu sanatçıyı ciddî bir tavırdan mahrum edebilir. Bu da hem onun adına, hem bu şahsiyetin taşıdığı kabiliyet adına yazıklanılacak bir olaydır. Özellikle belirtmeliyiz bunu.
Yarım kalmış hâliyle kitaplaşan Aydaki Kadın adlı son romanı ve henüz yayınlanmayan öteki notları ile bütün birikimini ele alan çalışmalar yeni yeni tamamlanıyor. Ne yazık ki, Tanpınar hakkında yapılması gerekenler, kültür mirasımızın da tümüyle değerlendirilmemesiyle ilgilidir. Günlükleri ve notlarıyla ilgili çalışmalara yönelen genç araştırmacılar için Tanpınar hâlâ önemli bir kaynaktır.
Bugüne kadar Tanpınar'la ilgili yayınlanan çalışmalar arasında Mehmet Kaplan, Turan Alptekin, Oğuz Demiralp ve Ümit Meriç imzasıyla yayınlanan kitaplar, dikkatli yaklaşımlarıyla ötekilerden daha önemli. Fakat Orhan Okay'ın hocasını anlatan kitabı, Tanpınar'ı hayatı ve eserleriyle bir bütün olarak ele almasıyla hepsinden önemli. Öteki talebeleri arasında Handan İnci'nin derleme ve sempozyum çalışmalarıyla öne çıktığını görüyoruz. Önümüzdeki 24 Ocak onun ölümünün 50. yıl dönümüdür.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



