Yaşadığımız kıyımın tek iyi tarafı varsa o da Türk kamuoyunda konunun anlaşılması oldu. Bu son kıyımdan evvel Türkiye'de sadece belli insanların varlığından haberdar olduğu Doğu Türkistan meselesi bu tarihten itibaren artık yaygın bir biçimde kamuoyunun bilgisi dahilinde kalacaktır.
Başbakan Erdoğan'ın 'Uygurlu Türkler' demiş olmasını veya Türkiye'de Türkçe lisanı ile yayın yapan gazete ve televizyonların büyük bir kısmının Çin televizyonu menşeli ve Çinlilerin dükkanlarının yağmalanmasını veya Çinlilerin zarar gördüğünü gösteren görüntüleri ekrana koyarak 'Çin vahşetinden' bahsetmemelerini de fazlaca ciddiye almayalım. Önemli olan Türk kamuoyunda bu konunun hafızalara yerleşmesidir.
Çünkü Sovyet kontrolündeki Batı Türkistan (Orta Asya Türk Cumhuriyetleri) bağımsız devletlere dönüştü ve onların her birini Türk kamuoyu belirli oranlarda biliyor veya takip ediyordu. Ancak kuzeyde Moğolistan'dan başlayıp, bugünkü hadiselerin cereyan ettiği topraklardan güneye doğru Tibet'e kadar uzanan topraklara da kabaca Doğu Türkistan denir ve bu geniş bölgenin her tarafında ya cepler halinde ya da geniş çoğunluklar şeklinde Türk kökenli topluluklar yaşarlar. Bu bölgenin büyük kısmı Çin hakimiyetinde olduğu için dünyaya kapalı idi. Uzmanlar dışında kamuoyları düzeyinde fazlaca ilgilenilen bir bölge değildi. Bundan sonra inşallah öyle olmayacaktır.
Öte yandan meseleye Amerika merkezli bakarak Çin'i eleştirenlerin öküzlerinin altında buzağı aramaya da gerek yoktur. Örneğin bazı güya İslamcı çevreler yıllarca Amerika'nın ya doğrudan ya da dolaylı olarak Irak topraklarında uyguladığı dehşet politikalarının sonucu olan vahşete seyirci kaldıktan sonra, bugün Doğu Türkistan konusunda epeyce ses çıkarmalarının sebebi Amerika'nın öyle istemesi olsa da buna takılıp kalmamak lazım gelir.
Zira önemli olan Doğu Türkistan'a nasıl yardım edileceği ise, Amerika'ya ideolojik bir karşıtlıkla bu meseleyi ele almamak gerekir. Bazı konularda Amerika'nın söyledikleri veya yaptıkları çıkarlarımıza aykırı olur, başka bazı konularda lehimizde olabilir. Amerika Çin'i dizginlemek için bu konuyu kullanmak istiyorsa bunda garip bir durum yoktur. Kullansın...
Hükümetin Çin'i eleştiren çıkışları da Amerika merkezli olabilir veya kamuoyunda yükselen infiale cevap vermek amaçlı olabilir. Hangisi esas sebep olursa olsun sonuç doğrudur. Çünkü Çin bu tür eleştirileri duymalıdır.
Ancak eleştirilerin Çin nezdinde çok etkili olmayacağının da altını çizmekte yarar vardır. Çin demokratik bir ülke olmadığı için Uygurlardan oy alma veya alamama endişesi yoktur. Dolayısıyla yapılan endişeler Çin tarafından not edilecek ama Çin'in politikalarını değiştirecek veya kısmen yumuşatacak bir unsur olamayacaktır maalesef...
Çin'i esas rahatsız edecek hareketler İslam Konferansı Örgütü'nün bu konuyu görüşmek üzere acil toplantıya çağrılması ve örgüt çevrelerinin gayri resmi olarak halkların kendiliklerinden Çin mallarını boykot edebileceğini telaffuz etmeleri olur. Çin'in yumuşak karnı ekonomidir. Ayrıca benzeri malları üreten ve Çin ile rekabet eden diğer Uzak Doğu ülkeleri de böyle bir gayri resmi çağrıdan memnun olacaklardır. Yani Türkiye'nin İKÖ nezdinde girişimlerde bulunması daha yerinde olacaktır.
Türkiye'nin konuyu BM Güvenlik Konseyi'ne götürme girişimlerinin sonuçsuz kalacağı açıktır. Çünkü Çin'in daimi üye olduğu bir Güvenlik Konseyi'nde fazla bir şey yapılması pek mümkün görünmüyor. Ancak Genel Kurul'da İKÖ ile birlikte başka girişimler yapılabilir. Bunlara ilaveten hadiselerin bölgesel güvenliğe etkileri itibariyle NATO'da ele alınması da denenebilir. Hatta denenmelidir de...
Unutmayalım ki, Amerika kendi işine gelen her konuda NATO'yu etkili bir forum olarak kullanma eğilimindedir. Eğer NATO içerisinde Batılı 'müttefiklerimiz' böyle bir insan kıyımı karşısında sessiz kalmayı tercih ediyorlar; buna karşılık insan hakları kavramlarını kullanarak Türkiye'nin her vesile ile üzerine geliyorlarsa, bunun da ortaya çıkması sağlanmış olur.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



