Doğu Türkistan ve dağlık Tibet neredeyse altmış yıldan beri Kızıl Çin'in her fırsatta kılıçtan geçirdiği iki işgal bölgesidir.
Doğu Türkistan ve dağlık Tibet neredeyse altmış yıldan beri Kızıl Çin'in her fırsatta kılıçtan geçirdiği iki işgal bölgesidir.
Tamamı Budist olan Tibet halkının lideri Dalay Lama, Yıllardan beri işgal altındaki ülkesinin dışına çıkarak dünyayı dolaştı ve yardım istedi. Gittiği her memlekette saygı gördü ama muhtaç olduğu yardımı göremedi.
Aynı şekilde Doğu Türkistan liderlerinden İsa Yusuf Alptekin, işgal altındaki vatanının dışına çıkarak, yardım maksadıyla Avrupa ve Amerika'yı dolaştı. Geride bıraktığı Müslüman Uygur kardeşleri için yıllarca çırpındı fakat hürriyet yolunda aldığı mesafe bir arpa boyuydu. Türkiye'de vefat etti. Şimdi bağımsızlık sancağı oğlu Erkin Alptekin'le birlikte Dünya Müslüman Uygur Kongresi Üyesi Rabia Kader'de
Bize Doğu Türkistan kapılarını açan tarihe kısa bir ufuk turu atalım.
Dünya İslam Birliği'nin son paradigması olan Osmanlı Devleti soyguncu-sömürgecilerin el birliğiyle yıkılmış ve dağıtılmıştı. Birinci ve ikinci dünya savaşlarından sonra tüm İslam âlemi sömürgeci Avrupalılar tarafından paylaşılmıştı. Körfez Emirlikleri, Arabistan ve Kuzey Afrika Müslümanları İngiliz ve Fransızların, Türkî cumhuriyetler Rusya'nın, Türkiye Amerika'nın, Doğu Türkistan da Kızıl Çin'in payına düşmüştü.
Sömürge kültürüyle yaşayan Haçlıların karşısında artık güçlü bir devlet yoktu. Sömürünün sürekli olması için devlet başkanlıklarına vesayetle atanan eyalet valileri getirilmeliydi. Sınırlarını Fransız ve İngilizlerin masa başında çizdiği devletlerin başında siyasi ve dini güce sahip bir Halife olmamalıydı. Konuşup yazdığı alfabeleri değişmeliydi. En önemlisi de Müslüman halkların ortak paydaları olan dinleriyle ve onları diri tutan, inançları, ibadetleri, Kur'an kursları, başörtüleri ve bütün dini gelenekleriyle oynanmalıydı.
1930 yılında kurulan Doğu Türkistan Müslüman Devleti 1949'da Kızıl Çin ordusu tarafından işgal edildi. Cami önlerinde yerli halka yönelik kitlesel katliamlar yapıldı.
Fakat Doğu Türkistan işgali daha zalimane ve gaddarca oldu. Nüfus oranı devlet eliyle yapılan büyük bir iç göç ile tersine döndü. Müslümanlar Pekin ve Şanghay bölgesine sürülürken Turfan, Hotan, Kaşgar ve Urumçi şehirlerine ırkçı Han Çinlileri yerleştirildi. Koca Doğu Türkistan'da Müslüman Uygurlar azınlık haline geldiler. Müslüman Uygurlar kendi vatanlarında devlet politikasıyla fakir düştüler, itilip-kakıldılar, her özgürlük hareketi daha düşünce halindeyken bastırıldı.
1997 kışında, kadir gecesi, Gulca şehrinde zikir yapan kadınların bulunduğu salon basılarak "devlet aleyhine eylem" gerekçesiyle iki kadın öldürüldü ve diğerleri coplarla dövüldü. Halk direnişe geçti. Güvenlik kuvvetleriyle Müslüman Uygurlar arasında sokak çatışmaları başladı. Direniş tüm doğu Türkistan şehirlerine yayıldı ve sıcak savaşa dönüştü. Şehirlerde olağanüstü hal ilan edildi ve sokağa çıkma yasağı kondu. Binlerce Müslüman tutuklandı. Toplama kamplarında işkence, açlık ve soğuktan 15-25 yaşlarındaki gençlerde ölümler başladı. Son Pazar günü benzer bir gerekçeyle başkent Urumçi'de protesto eylemi başlatan Müslüman Uygurlara karşı orantısız bir güçle çok sert karşılık geldi. Kızıl Çin'in Müslümanlara uyguladığı kitlesel kıyımı ulusal medya değişik başlıklarla veriyordu;
-Çin polisi dört yüz Müslümanı enselerine kurşun sıkarak öldürdü.
-Doğu Türkistan'da Vahşet
-Çin Tipi infaz
-Etnik Soykırım Başladı. Doğu Türkistan Dramı
-Vahşete lanet yağıyor.
-Doğu Türkistan Endülüs Olmasın
-Hükümet Uyuma Türkistan'a Sahip Çık
-BM ve NATO nerede?
-Çinliler Müslümanların Evlerini Basıyor.
-Sendikalardan Vahşete Siyah Çelenk.
Nihayet Diyanet İşleri Başkanı sayın Ali Bardakoğlu, Urumçi'deki orantısız şiddet olaylarını kastederek "Hiçbir şey yapamamak herhalde acıların en büyüğü!" diyor. Duyarlı ve dinamik bir kalabalık Ankara'da Çin Büyükelçiliğinin önünde toplanıyor ve basın bildirisi okuyor, sloganlar atıyor. Ertesi gün büyük camilerde Cuma namazından sonra, Doğu Türkistan şehitleri için gıyabi cenaze namazları kılındı. İsrail'in Gazze saldırısında tüm dünya Müslümanlarını uyaran tarihi mitingin aynısını Saadet Partisi önderliğinde yine İstanbul Çağlayan Meydanında yapıyor. Bugün bütün Türkiye, Nemrud'un ateşini söndürmek için bir damla su taşıyan karınca olmalıdır. Bugün İbrahim'den yana olan tavrımızı melekler belgeliyor.
Peki Hariciyemiz Olayların Neresinde?
Çin ve Türkiye'nin resmi görüşü size hayli şaşırtıcı gelecektir. Halkın ihtiyaçları ve arzularından kopuk Dışişleri bakanlığımızın Monşer, Jakoben, Ortodoks yapılanmasının Çin Halk Cumhuriyeti ile ilgili görüşüne birlikte göz atalım; " Türkiye dış politikasına uygun olarak Sincan-Uygur Özerk Bölgesini Çin Halk Cumhuriyeti'nin bir parçası olarak görmektedir. Çin Halk Cumhuriyeti'nin toprak bütünlüğünün korunmasına önem vermektedir. Hükümetimiz Çin devletinin bölgede yaşayan Uygurları Türkiye ile Çin arasında bir dostluk köprüsü olarak değerlendirmekte, olayları tırmanmadan önleyici tedbirleri itidal ve sağduyu içerisinde alacağına inanmaktadır. Hükümetimiz ve Dışişleri Bakanlığımız bu konunun yakın takipçisidir. Olaylar tarafımızdan günbegün takip edilmektedir."
Dışişleri bu basmakalıp, açıklamalarla kimi kandırdığını veya kimleri inandıracağını sanıyor?
Doğu Türkistan'da yaşayan Müslüman kardeşlerimiz için ne yapmalıyız?
Çin'in nüfus potansiyeli ve ticari karizmasından korkmadan, Doğu Türkistan'ın bağımsızlık hakkını ve talebini derhal uluslararası platformlara taşımalıdır. Yarın çok geç olacaktır! Bağımsızlık talebi Birleşmiş Milletlerin Güvenlik Konseyi gündemine alınmalıdır. Türkiye'nin önderliğinde Çırağan Deklarasyonuyla kurulan D-8'lerin meclisinde müzakereye açılmalıdır. İKÖ-İslam Konferansı Örgütü "Doğu Türkistan'daki İnsan Haklarının Durumunu" araştırma komisyonlarında görüşmeli. Türkiye ve diğer İslam Ülkeleri ticari ve siyasi ilişkilerini Müslüman Uygur kardeşlerimiz lehine gözden geçirmelidir. Tüm İslam ülkelerinde Çin malları boykot edilmelidir. Yıllardır bir kapalı kutu olan Doğu Türkistan dünya medyasına açılmalı. Bağımsız gözlemciler Urumçi'ye gönderilmeli. İnsani yardım vakıfları, sivil toplum örgütleri ve insan hakları komisyonu üyeleri bölgeye gitmelidir.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




