Lise öğrencisi genç bir kız, felsefe dersinde öğretmenin “din-dogma ilişkisi”ni anlatırken, dinin sadece bir kabul olduğunu; dinde sormaya, sorgulamaya yer verilmediğini, dolayısıyla aklın dinde işlevsiz kaldığını; felsefenin ise aklın kullanılması meselesi olduğu istikametindeki felsefî bilgilendirmeleri dinledikten sonra, öğretmenin din konusunda söylediklerinin aklına yatmadığını söylemişti.
Ben de kendisinin doğru düşündüğünü ve aklına yatmayan hususlarda haklı olduğunu, “salim aklın” kendisini doğruya yönelttiğini, doğruyu bulmasına yardımcı olduğunu ve olacağını söylemiştim.
Felsefe adına hareket ederken, felsefeye başka bir ifade ile “düşünce”ye zulmedildiğini görmek ne korkunç bir durum. Dini ve dinî düşünceyi karalamak için dinin hiç de olurlamadığı bir şekilde hareket edilmesi, yeni yetişen gençlerin din ve felsefe arasında seçime zorlanması eğitim adına büyük bir talihsizliktir.
Aklın kullanımını farz kılan bir dinin karalanması ne kötü, hem de müslüman çocuklarına karşı… Dinin, aklı kullandırmamasını da nereden çıkarıyorsunuz? Hiç “akılsız din” olur mu? Başka bir ifade ile dinde hiçbir şey “akılsız” olmazken, siz nasıl olur da dinin aklı kullandırmadığını söyleyebilirsiniz?
***
Bir zamanlar (belki de hâlâ) okullarda biyoloji derslerinde evrim teorisi kemali ciddiyetle bir “kanun” gibi öğretilirdi. Öğretenler gerçekten inanarak mı anlatıyorlardı bilmem ama öğrenciler anlatılanları yutkunarak dinler, sınavlarda başarılı olmak için mecburen öğrenmeye çalışırdı, çünkü ders kitabında öyle yazıyordu ve öğretmen de öyle anlatıyordu.
Yine bir biyoloji dersinde öğretmen, insanın oluşumunu maymunla ilişkilendirip tahtaya çizerek anlatırken, arka sıralardan bir öğrenci dayanamaz ve ayağa kalkar:
- “Öğretmenim! Anlattığınız şeye çok benziyorsunuz” der. Bunun üzerine öğretmen fena halde hiddetlenir ve:
- “Sen bana nasıl hakaret edersin?” diyerek öğrenciyi azarlar.
Kim kime hakaret ediyor? Öğretmen ilmi istismar ederek insanlığa hakaret ederken bunun adı “ilim” oluyor da, öğrenci aynı bilgiyi “geri dönüşüm” yoluna koyunca hakaret oluyor. Sevsinler böyle bilimselliği…
Maalesef geçmişte okullarda ilim adına böyle cinayetler işlendi ve belki hâlâ da işlenmektedir. Kimi felsefe adına, kimi biyoloji adına, kimi tarih adına, kimi hukuk adına…
***
Dinin dogma olması ya da biyolojik bilgiler için ilk yapılacak iş bir bilene sormak, soruşturmak, aramak araştırmaktır. Bunun en kestirme yolu da sözlüklere / kitaplara bakmaktan geçer.
Yunanca bir kelime olan dogma “akîde, inanç, itikad” anlamlarının yanı sıra “otoriter bir şekilde ortaya konulup her türlü eleştiri ve araştırma konusu olmaktan uzak tutularak kabul ettirilmeye çalışılan görüş, nas”; “bir felsefe okulunun doğru diye benimseyip savunduğu tez” şeklinde tanımlanır.
Dogmatizm de, “Birtakım dogmalarla sorunları çözme yolu”, Kant’ın anladığı anlamda, eleştiriye yer vermeyerek insan bilgisinin gerçeklere kesin olarak ulaşabileceğini, mutlak olanın insan tarafından bilinebileceğini savunan görüş”; dogmatik ise “felsefede dogmatizmi benimseyen kimse veya görüş”, sorunların ele alınıp değerlendirilmesinde birtakım dogmaların rehberliğini seçen kısır düşünüşlü kimse veya görüş.”
Dogma daha öncekilerin bilgisizliğini sürdürme; özgün çalışma yapanların (muhakkik) çalışmalarını okutma (mukallit) şeklinde de ifade edilmektedir. Özellikle pozitif bilim alanında kendini gösteren bu anlayışın diğer alanlara da kaydırıldığı görülmektedir. Bu anlayışın tipik bir örneği olarak şu benzetme yapılır: İki âmâ yemek yiyorlarmış, biri diğerine “Niçin ikişer ikişer köfte yiyorsun? demiş, öteki, “Nereden bildin?” deyince diğeri, “Ben öyle yiyorum da!”
Felsefenin kısırlaştırılarak anlatılması hem de bunun eğitim adına yapılması ne kötü…
Dogma düşüncesi Aristo ile başlar. Batılı “aklıma rağmen inanıyorum” der. Evet Batı’da Tanrısız Hıristiyanlık düşünülmüştür. Oysa din hayatın içindedir, dolayısıyla hayatın değişmesi gibi dini konu edindiği hususlar da değişir.
Türkiye’de din, tefekkürden mahrum bırakılmıştır. Hayat bütün alanlarıyla ilişki içindedir, dolayısıyla bir bütünlük arzeder. Dinin ve dinî düşüncenin her şeyden önce özgürlüğe ihtiyacı vardır. İnanılan değerlerin tartışmaya açık olması lâzımdır. Bu anlamda düşünme, düşündüğünü ifade etme şeklinde ortaya konan konuşma, yazma vb. en büyük eylemdir. Pozitivistler ilmi dinleştirmişlerdir.
Dayatılan hayata teslim olmamak için direnmek gerekir. Bunun yolu da müthiş bir cevher olan akıldan yani onun ürünü olan düşünceden geçer.
“Akletmemek”, akledememek ne kötü, ne büyük bir talihsizlik!


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için



