Haber şu: "Manisa Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Başhekimi Dr. Levent Ermete, internet ve şu anda yayınlanan birçok televizyon dizisinin gençler ve çocukları 'gerçek dünyayla hayal dünyasını ayırt edemez hale getirdiğini' bildirdi."
Ev ve iş arasına neler neler sığdırıyor şu çağdaş insan... Giy pijamanı, alıver eline kumandayı, o diziden, bu diziye zihnini ipotek et çarpık ilişki biçimlerine... Öyle ya, "diziler gerçek, gerçekler dizi gibi algılanıyor" en nihayetinde, çünkü koskoca bir dizi film sahnesi gibi artık bu ülke! Yalan, dolan, talan... Çokça dizi: Enflasyon! Bazıları ise birkaç bölüm sonra yayından kaldırılıyor. Neden? Çünkü "reyting tanrısı" böyle emir buyuruyor.
Yapılan bir araştırmaya göre, dünyada en çok televizyon seyreden ülkelerin başında geliyor Türkiye... Dilek olay! Fakat şunu da bilmek icap ediyor: Çokça dizi seyretmek Türkiye'ye özgü bir durum değil.
Kuşkusuz, manyetik kirlenmeden nüfuz eden zihinsel ve ruhsal tahribat insan denilen varlığın insanlıktan çıkması için kâfi!
Yalnızca seyredildiğimi zannediliyor acaba dizilerin... "Gözler kalbin aynasıdır" hesabı, baktıkları öyle ya da böyle kalbine siniyor insanın. Ekranda yaşananlara özeniyor her hâlükârda... Yaşandıysa normaldir garabeti!
Hedef kitlede konumlanmış olan seyirci isimli canlı, yaşandığı için yaşamaya çalışıyor. Kaçınılmaz son ise malûm: Toplumsal kirlenme...
Dizilerin kuşatıcılığı hafife alınmamalı kanaatimce. Kolay tüketebilirliği ile şöhretli olan çağdaş insan dizilerdeki "yakışıklı erkeklere" veyahut "güzel kadınlara" özeniyor, malûm olduğu üzere!
Dikkat: Lüks yaşantıların içinde birbiriyle didişen kravatlı ve kravatsız barbarların eşya ile kurduğu ölçüsüz ilişkiden rahatsız olmamak mümkünleştiği için dönüşüm geçiriyor insanımız...
Dizi tehdidi altında yaşamak, yeni bir yaşam tarzı olarak geri dönüyor muhatabına... Dolayısıyla bilhassa kitleleşen aile kurumu, ekrandan sirayet eden görüntülerin etkileyiciliğiyle hipnoz ediliyor bir nevi! Mühim mi ki, "görüntünün" toplumun değerleriyle bağdaşıp bağdaşmaması...
Esasında, "sürü psikolojisi" konu çerçevesinde ihmal edilmemeli diye düşünüyorum. Malûm dizilerin yansıttığı çarpık ilişki biçimlerinin içselleştirilerek, herkesin herkesleşmesi pek hayra alamet olmasa gerek! Fakat dizilerdeki hayatı yaşamaya kalkışmanın bunalttığı insanımızın zaafları toplum mühendislerince tespit edilmiş olmalı ki, böylesi bir dönüşüm yaşanabiliyor ister istemez... Dizilerdeki "yakışıklı erkekleri" veyahut "güzel kadınları" rol modeli olarak tayin etmenin hemen akabinde, "onlardan" başkasını beğenmeme sendromuyla böbürlenebiliyor insan...
Şöyle diyor Nietzsche: "Bir kurbanın yoldaşı o kurbandan daha çok acı çeker."


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



