Küresel sistemde ülkeler arasında dostluktan çok çıkar ilişkisi var; her ülke kendi çıkarlarını korumak, diğer ülkelerin önüne geçmek için yarışıyor. Bu durum da doğal olarak emperyal hedefleri gündeme getiriyor, tahakküm etmek, baskı kurmak isteyen ülkelerin sayısı artıyor.
Küresel sistemde rekabet çoğunlukla Ortadoğu, Kuzey Afrika ve Asya’da yoğunlaşıyor. Dikkat edilecek olursa, ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi de tam bu bölgeyi kapsıyor. Bu bölge üzerinde hem ABD ve AB’nin, hem de Rusya’nın siyasi ve ekonomik çıkar hesapları var. Bu üç küresel güç odağı da bölgedeki hakimiyetlerini artırmak ve kaynaklardan en azami düzeyde yararlanmak istiyor. Bu güç odakları amaçlarına ulaşmak için çaba harcarken aynı zamanda önemli tehditlerin oluşmasına da zemin hazırlıyorlar.
Örneğin bölgesel hakimiyetlerini artırmak için birtakım terör örgütlerini destekleyebiliyorlar veya kendilerine rakip olarak gördükleri ülkelerin siyasi ve ekonomik olarak kaosa sürüklenmesi için karanlık tertiplerin içinde yer alabiliyorlar.
Türkiye bugün küresel güç odaklarının en çetin rakiplerinden biri durumundadır. Bu nedenle ABD, Büyük Ortadoğu Projesi’nde ülkemize rol vermek istemekte, Avrupa Birliği üye olarak kabul etmek istemediği ülkemizi kendi yanı başında tutma ihtiyacı hissetmekte, Rusya ülkemizle sıcak ilişkiler geliştirmek için son aylarda ciddi bir diplomatik atak başlatmaktadır.
Küresel sistemde “oyun kurucu” rol üstlenme imkanına sahip olmak, kurulan oyunda mutlaka “hesap edilmesi gereken bir unsur” niteliği taşımak, beraberinde önemli tehditlerle karşı karşıya kalmayı da getirmektedir.
Daha açık konuşalım; Türkiye küresel sistemin güç odaklarının açık tehdidine maruz kalan bir ülkedir.
ABD’nin, AB’nin ve Rusya’nın ülkemiz üzerinde çeşitli hesapları vardır; Her bir güç odağı da küresel sistemde daha etkin hale gelebilmek için ülkemizi kullanmak istemekte, bu nedenle bizimle pazarlığa oturduklarında ellerini güçlü tutmak için Türkiye aleyhine olabilecek tehdit unsurlarını sürekli canlı tutmakta, hatta beslemekte, yedeğinde bekletmektedir.
Bu tehdit unsuru örneğin, ABD için PKK terör örgütüdür. ABD yıllardır izlediği politikayla PKK terör örgütünün ekonomik ve siyasal olarak gelişmesine katkıda bulunmuştur. ABD’nin kol kanat gerdiği bu tehditle mücadele uğruna Türkiye yüz milyarlarca dolarını harcamış, on binlerce insanını kaybetmiştir. ABD bugün Kuzey Irak’ta Türkiye’yi tehdit edecek bir kürt devletinin kurulmasına seyirci kalmakta, PKK terörüyle mücadele iddiasıyla kurduğu koordinatörlük müessesesiyle de ipe un sermeye devam etmektedir.
Soru şu; Küresel güç odakları kendi çıkarları için hesap kitap yaparken, proje üretirken, Türkiye ne yapmaktadır?
Ülkemize yönelik dış tehditler, yeterince değerlendirilmekte, alınması gereken önlemler kurumlararası mutabakatla alınmakta mıdır?
Türkiye’nin stratejik kurumları, üniversiteleri, araştırma merkezleri, aydınları, dış güçlerin tehditleri karşısında nasıl bir çözüm önermekte, ülkemize nasıl bir vizyon çizmektedir?
Türkiye’ye yönelik dış tehditlerin yeterince algılanmadığı, önemsenmediği, hatta tartışılmadığı kanaatini taşıyorum. Devlet kurumlarının da sivil toplum örgütlerinin de bu önemli konuda üzerlerine düşen görevi yapmadıklarını görüyorum.
Şunu unutmayalım: Bugün ülkemize yönelik tehditlere karşı gerekeni zamanında yapmaz isek, yarın bu tehditlerle baş etme kapasitesini kendimizde bulamayabiliriz.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için



