Bazı politikacılar, dış politikalarında, Batılılara taviz vermeyi kendilerine vazgeçilmez bir borç biliyorlar. Bu sebepten milletimizde bir kanaat uyanmıştır. Biz önemli zaferler kazanırız, amma masa başında kazandığımız zaferlerin meyvesini alamayız ya da sonunda zararlı çıkarız. Denilmiştir.
Bu konuda sizlere kısa kısa misaller vermek istiyorum
1- Mesela birinci dünya savaşında yenik düşmüş olduğumuz halde milletimiz esaret ihtiva eden Sevr anlaşmasını tanımadı, yırtıp attı anlı şanlı İstiklal savaşını kazandık. Fakat Lozan anlaşmasının gizli celselerinde. Batılıların isteğiyle dinimizi milletimize unutturacak bazı şartlar dayattılar, Şehitleri şehit, gazileri gazi yapan manevi değerlerimizden bizi uzaklaştıracak tavizler kopardılar. Hâlâ bunun doğurduğu tahribatın zararlarını ortadan kaldıramadık.
2- MSP-CHP koalisyon hükümeti olarak, ilk defa yürek soğutacak bir zafer kazanarak, Kıbrıs'a çıkarma yaptık, CHP kanadı hemen Batılılara karşı, aşağıdan almaya başladı. Daha adil bir çözüm bulma bahanesiyle Yunanlılarla müzakereye başladılar. Daha adil bir çözüm, demek Mehmetçiğin yaptığı çıkarma harekatı "adil değil idi" manasına geliyordu. Masa başındaki bu büyük diploması hatasını, karşımızdakiler affetmedi. Bu yüzden başlattıkları müzakereler hâlâ sürüyor. Bu iş adeta kangren haline geldi.
Erbakan Hocanın bu şahsiyetli çıkarma hareketi dejenere edilmiş oldu.
3- 3. Misal: AB Ülkeleri, Ecevit iktidarı zamanında Kıbrıs Rum kesimini adanın tümünün temsilcisi sayarak Avrupa Birliğine üye yapma emrivakisini yaptılar. Ecevit bu haksız işlemi önce imzalamadı. Fakat sonra, hatırımda kaldığına göre Finlandiya'dan URHA KEKKONEN geldi. Yazılı vaat vermeksizin şifahen Ecevit'e söz verdi, Bundan size bir zarar gelmeyecek dedi böylece yine aldatıldık.
Şimdi bu aldatmacayı istismar etmeye çalışan Yunanlılar ve Rum kesimi, Kıbrısın hemen yakınında burnumuzun dibinde petrol ve doğalgaz aramaya başladı. Daha önce masa başında verilmiş olan sözler şu anda başımıza iş açmaya başladı. Jetonumuz yeni düştü, biz de Türk kesimiyle hemen sondaj anlaşması yapmaya kalkıştık. Eski hataların ve verilen tavizlerinin bedelini şimdi ödüyoruz.
4- Füze Kalkanı dayatması: Füze Kalkanı olayından önce, Sayın Erdoğan, Müslüman düşmanı, Peygamberimize hakaretamiz karikatürlerini yayımlatan RASMUSSEN'in NATO Başkanlığını haklı olarak red etmiştir. Ama Erdoğan haklı talebinin arkasında duramadı. Taviz verdi, Rasmussen Afganistan'da Pakistan'da, Ortadoğu'daki, İslam ülkelerinde hâlâ aynı zihniyetle kan dökmeye devam ediyor. Bu ihtimal ile iktidar kedinin boynuna ciğer asmış oldu...
Her ne kadar, Sayın Erdoğan, Van Minüt kamuflajları ile ve ya da İsrail'i, halkımıza bir günah keçisi göstermeye çalışıyor ise de, masa başındaki son mülakatında OBAMA ona; İsrail'i korumaktan başka stratejik önemi olmayan füze kalkanını tavizini kabul arttırdı.
NETİCE: Evet ne yazık ki, dış politikamızda bizim istediğimiz anlamda ŞAHSİYETLİ BİR DIŞ POLİTİKA izlenmesine başlanmış değildir. Füze Kalkanı tavizinin altında inşallah korktuğumuz vahim olaylar tezgahlanmaz. Zira dünyamızın ufuklarında gerilime dönüşmeye müsait kara bulutlar dolaşmaktadır. İnşallah kendimizi istemediğimiz bir nükleer kutuplaşma emrivakisi içinde bir felaketle karşılaşmayız.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



