Çok kutuplu yeni uluslararası düzende lobicilik giderek önemini daha da artırıyor. Özellikle çok uluslu küresel şirketlerin son yıllarda lobicilik faaliyetlerine ayırdıkları bütçenin artması dikkat çekiyor.
Mesela, Amerika Birleşik Devletleri'nde son 10 ayda lobicilik faaliyetlerine harcanan para 2.5 milyar doları aşıyor. Temsilciler Meclisi ve Senato nezdinde yapılan lobicilikte enerji, teknoloji, gıda, sağlık ve ulaşım sektörleri öne çıkıyor. Lobicilik çalışmalarına en çok para harcayan kurumun ABD Ticaret Odası olması da anlamlı... Ticaret Odası, kendisine bağlı şirketlerin, yeni çıkartılacak yasalardan olumlu etkilenmesi, yapılacak reformlardan kazançlı çıkması için yetkili kurum ve kuruluşlar nezdinde sürekli girişimlerde bulunuyor, karar vericileri yönlendirmeye çalışıyor.
***
Küresel güçler, kendi ülkelerinin içinde çıkarlarını korudukları, daha çok kâr etmelerine zemin hazırladıkları çok uluslu şirketlerin, uluslararası alanda da başarılı olmaları için yoğun çaba harcıyorlar.
Dahası, çok uluslu şirketleri kendi dış politikalarının bir aracı olarak kullanıyorlar.
Çok uluslu şirketlerin yatırımları, ticaretleri ve toplumla kurdukları ilişki, küresel güçlerin dış politikalarına hizmet ediyor.
Gelişmekte olan ülkelerde yer alan çok uluslu şirket yatırımlarının hemen hepsinin arkasında küresel güçlerin siyasi kararlılığı, iş takipçiliği, devlet yetkililerinin etkisi var.
Küresel güçler kendi şirketlerinin başka ülkelerde yatırım yapmasına, büyük kârlar elde etmesine sadece ekonomik perspektiften bakmıyor; bu şirketlerin başka ülkelerde varlığını koruması, gelişmesi ve büyümesini aynı zamanda kendi siyasal, kültürel ve sosyal etkisini artırması olarak görüyor.
Çok kutuplu yeni uluslararası düzen, küresel şirketlerin hakimiyetini perçinliyor. Lobicilik faaliyetleri küresel şirketlerin güçlenmesinin, kârlarını artırmasının önünü açarken, bu şirketlere sahip olan ülkelerin dış politikada ellerini de epeyce güçlendiriyor.
"Peki, Türkiye'de durum nedir?" diye sorarsanız söyleyelim: Türkiye henüz dış politikada lobiciliğin önemini kavrayabilmiş değil...
Ülke içinde lobicilik faaliyetlerini kullanamadığımız gibi, uluslararası ilişkilerde de bu stratejik gücün ekonomik, siyasal, kültürel ve sosyal getirilerini hanemize yazdıramıyoruz.
Türkiye bölgesinde aktif bir dış politika izliyor, komşularıyla sorunlarını çözmeye çalışıyor, dostluk ilişkileri geliştiriyor, güvenilir bir ülke imajı çiziyor.
Peki bu olumlu tablo, ülkemize ne kazandırıyor dersiniz...
Sabah'tan Meliha Okur'un önceki gün köşesinde yazdıkları, durumun hiç de iç açıcı olmadığını bakın nasıl anlatıyor:
"Lafla peynir ekmek gemisi yürümüyor. "Model ülke olduk! Bölgesel liderliğe soyunduk" diye konuşmak bir işe yaramıyor. Bölgesel lider olmak için komşu ülkelerde büyük pastadan pay almak gerek. Biz Türkler çok konuşup, az iş yapıyoruz. Irak pastasından doğru dürüst pay alamıyoruz. Yine olan oldu. Irak Ulusal Hükümeti, 17 petrol sahasıyla ilgili ihaleleri tek tek bitirirken, Türkiye avucunu yalıyor. Irak'ta bu kez ipi Norveç'in devi Statoil ile Rus şirketi Lukoil göğüsledi. En büyük sahalardan biri olan Batı Kurna 2'yi aldı. 13 milyar varil petrolü çıkarıp işletecekler.
Peki, Türkiye ne yaptı? Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO), Güney Koreli Kogas'ın yüzde 30, Rus şirketi Gazprom'un yüzde 40, Malezyalı Petronas'ın yüzde 20 ortak olduğu konsorsiyumda üzerine düşen yüzde 10'luk payla yoluna devam ediyor. Bu konsorsiyum Kut Bölgesi'ndeki 170 bin varillik sahayı işletecek. TPAO'ya ise sadece 17 bin varil petrol düşecek! Sorarım size, bu büyük pastadan küçük bir dilim bize yeter mi? Türkiye'nin çok acil yeni bir modele ihtiyacı var. Önce, bir bölgenin üretim hakkını alacak! Sonra kendi modelini yaratacak! Hava cıva yapmayalım beyler, yoksa açılım gaz olup uçacak..."
***
Türkiye'nin dış politika yapımında rol oynayan herkesin bu söylenenlere kulak vermesinde ve yanlış giden bazı şeyleri zaman geçmeden düzeltmesinde büyük yarar var.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



