Bölgemizde çok sıcak gelişmeler birbiri ardına cereyan ediyor.
Kuzey Afrika'daki değişim ve dönüşüm süreci hızla ilerliyor, aynı zamanda belirsizlik ortamı da sürüyor. Yıkılan rejimlerin yerine nasıl bir rejim inşa edilecek, bu yeni yapılar ne kadar demokratik olacak, yılların kapalı rejimleri dışa açılırken halk nasıl bir fatura ödeyecek; bunlar henüz belli değil...
Suriye yönetimi, dünyanın tüm uyarılarına, özellikle de Türkiye'nin yakın hassasiyetine rağmen, kendi halkını katletmeyi sürdürüyor. Ülkedeki istikrarsızlığın nasıl sonuçlanacağı, ülkenin demokratik bir yönetime kavuşup kavuşmayacağı belli değil...
İran; hem Suriye olan ilişkileri, hem uluslararası toplum ile olan sıkıntıları, hem de kendi iç politikasından kaynaklanan sorunları nedeniyle bölgede belirsizliğini koruyan bir ülke...
Bölgemizin bir başka ülkesi İsrail'de, en son yaşanan Mavi Marmara gemisi raporu nedeniyle ilişkilerimizin gerildiği, diplomatik ilişkilerimizin asgariye düzeye indirildiği, ülkeyi yöneten stratejik akıl yoksunu yöneticiler nedeniyle atacağı adımlar hesaplanamayan bir ülke...
Türkiye bölgesinde bu ve benzeri sorun yumakları ile son aylarda karşı karşıya...
"Komşularla iyi ilişkiler, stratejik işbirlikleri ve sıfır sorun" politikasıyla yürürken birden bire etrafımızda birbiri ardına sıcak gelişmelerin yaşanması, sorunların patlak vermesi, işbirliklerinin zarar görmesi, yıllardır ilmek ilmek örülmeye çalışılan ilişkilerin bir gecede enkaza dönüşmesi; elbette tedirgin eden, paniğe sevk edici ve duygusal hareket etmeye meyyal gelişmelerdir.
Ama ne var ki, dış politika duygularla değil akıl ve mantıkla yürütülmesi gereken bir alandır, her zaman söylendiği gibi...
Dış politika, "Devlet Aklı"na en çok ihtiyaç duyulan alanların başında gelir. Çünkü iktidarların değil, devletin dış politikası olur. İktidarlar gelir geçer, ülkenin dış politika stratejisi devlet aklının belirlediği çizgide ilerler. Gündelik gelişmelerden, iç politik çekişmelerden, kişisel argümanlardan etkilenmez.
Dış politikayı oluşturan devlet aklı; sadece bir kişi ya da kurum değildir. Ülkenin tüm değer üreten kişi ve kurumları devlet aklını temsil eder. Üniversiteler, sivil toplum örgütü temsilcileri, muhalefet partileri, uzmanlar, siyasetçiler, bürokratlar vs. devlet aklının oluşmasına katkı veren en önemli unsurlardır.
Bugün Türkiye'nin karşı karşıya kaldığı beklenmedik dış politika gelişmeleri karşısında ani kararlar almak, hata yapma payını artıracaktır.
Öncelikle soğukkanlı ve sakin olmakta büyük yarar vardır.
Bölgemizde olup bitenin sağlıklı bir değerlendirilmesinin yapılması önceliklidir. Ne olup bittiğini anlamaya çalışmak; öngörülerde bulunmak ve doğru karar alabilmek için elzemdir.
Bu değerlendirme de mutlaka en geniş kapsamda yapılmalıdır. Devlet aklını oluşturan/temsil eden her kişi ve kurum, bu değerlendirme mekanizmasının içinde yer almalıdır.
Türkiye Büyük Millet Meclisi, devlet aklının oluşumunda ve yönetiminde mutlaka en etkin rolü üstlenmelidir. Milli iradeyi temsil eden Meclis, milletin önceliklerini, hassasiyetlerini ve iradesini devlet aklına yansıtmalıdır.
Dış politikada zor ve kritik bir süreçten geçiyoruz.
Fevri, ani ve duygusal kararlardan kaçınmak, Devlet Aklını çalıştırmak, karar süreçlerine toplumun entelektüel birikimini taşımak bu zorlu süreci kazasız atlatmamızda bize çok yardımcı olacaktır.
Değişim ve dönüşüm süreçleri mutlaka birtakım zorluk ve sıkıntılar getirecektir. Ama beraberinde fırsatlar ve yeni imkanlar da getirdiği açıktır. Hem zorluklarla mücadele etmek, hem de fırsatları gözetmek uygulanması gereken en doğru politika olacaktır.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



